Özgür Keşaplı Didrickson
Aç ayı oynar mı?
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:57 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:57
Evimizde ağaçtan oyulmakta olanı öylesine doymuş ki, dili dışarıda, gözleri yarı kapalı. Kış uykusuna yatmaya hazır. Dışarıda sıklıkla sarı papatyalar arasında görülenler ise yeni yeni dolduruyorlar karınlarını. Somonlar henüz nehirlere girmedi, bitkilerle idare ediyorlar. Kara ayılardan söz ediyorum. Oğlunu erken yaşta yitiren halası için yaptığı, o acı haberi aldığı anı gösteren maskeye gücü simgeleyen ayı kulakları çizmişti eşim. Ayılar tabii ki çok güçlü hayvanlar. Peki ya açken? Ya insanlar? “Aç ayı oynamaz” diye boşuna dememiş olmalı büyüklerimiz. Temel gereksinimlerimiz karşılanmadan ayakta kalabilir, savaşabilir miyiz?
İşsizliği, yoksulluğu kapsayacak şekilde düşünürsek ayıları bile güçten düşürebilen açlık karşısında tabii ki bizler de aciziz. Yağ tabakası, kürkü kalın olanlar sona kalsa da eninde sonunda eline düşer açlığın. Onursuz davranışlar bir yana açlık insanların benzerliklerini, tokluk ise farklılıklarını gösteriyor. “Piyangodan şu kadar para çıksa ne yapardın?” sorusunun teoride ve pratikte karşılıkları gibi. Günbatımını seyre doyum olmaz, bunları geçelim… Gezmeye, evlere, alışverişe, üne, paraya, anlatınca eşi dostu kıskandıracağınız hoş deneyimlere ne zaman doyarsınız? Doyar mısınız? Dili dışarıda, gözleri yarı kapalı kışa hazır bir ayı olmak güçlü olmak demek değil mi? Elinde güç olanın nasıl davrandığı kendisi, çocukları aç olanın nasıl davrandığından daha doğru bir göstergesi değil midir karakterinin?
Ayılar en çok yanlarında yavru varken tehlikeli. Niye olmasınlar, yavruları gelecekleri değil mi? Eşim, memleketim Burhaniye’de yapmaya başladığı ama tamamlayamadan buraya geldiği totemin üzerine geleceği temsil eden 3 çocuk yüzü oymuştu. Heykellerle dolu şehirlerde güzel bir eğitimden, temiz sularda yunusların da biraz ötede olduğunu bilerek yüzmekten gitgide uzaklaşan çocuklarımızın geleceği karanlık, Peki ama uzun süredir böyle değil miydi zaten?
Gökyüzüne bakıp yağmurun geleceğini anlayan balıkçılar gibi havayı koklayabilen, öngörülü aydınlarımız bizi uzun süredir uyarmıyor muydu? Bizler uzun süredir savaşmıyor muyduk zaten karanlıkla?
Tokluğu savaşın cephanesi yapmak, açlığa mümkün olduğunca direnmek… Para, karanlığa karşı savaşanın elinde bir silah değil midir? Atatürk’ü çok seven ama nedense bilime pek önem vermeyen, bilimcinin yaşam koşullarını da hiç merak etmeyen ülkemizden (en çok aydın geçinenleri kastediyorum) buralara neden geldiğimi yeniden düşündüğüm şu günlerde savaş metaforu rahatlattı beni. Onca gönüllü çalışmayı neden yaptığımızı hatırladım.
Azizm Sanat Örgütü’nün e-dergisi için Mart 2011’de yazdığım “Ayağa kalkıp tanyerine doğru koşma zamanı” yazımda “Bazı insanlar açken, işsizken, karnı toklar kadar istekli savaşamayabilirler. Sorunlara duyarsız görünmeleri, savaşmakta kararsızlıkları sadece böyle teknik şeylerse ve biz çözebileceksek çözmeliyiz” demiştim.
Ülkemizde uzun süredir savaşan ve açlığa artık zor dayanan ayılar var. Kış uykusundan bir türlü uyanamayanlar, mağaralarından çıkmaya çekinenler…
“Biri yer öbürü bakar, kıyamet ondan kopar” sözünü unutmadan doyurabilirsek onları bu savaşı kazanırız.