Özgür Keşaplı Didrickson
Utanç totemi
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:11 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:11
Onursuz davranışlar şüphesiz insanlık tarihi kadar eski. İnsan topluluklarının onlarla baş etme yolları da. Yalandan, dolandan nasıl kurtulunur? İnsan var olduğu sürece onlar da var olmaya devam etmeyecek mi? Öte yandan uygun ortamda çoğalan bakteriler gibi kimi koşulların yalancıyı güçlendirip, dürüst olanı nefessiz bıraktığı kesin. AKP Türkiye’sinde olduğu gibi.
Hukukun mahkeme salonlarından dışarı uzanması, kimi değerlerin toplum gözünde yeniden yüceltilmesi gerekiyor belki de. Hepimizin duyduğu hikâyelere göre eskiden insanlar onurlarını, saygınlıklarını daha fazla önemsiyormuş. Bir söz, senetten daha geçerli olabiliyormuş. İşini bilenlerin, bencillerin hızla yükseldiği , fazla düşünceli ve hassas olanların ezildiği bu sert koşullarda rekabet adına türlü oyunlar mazur görülürken, eskiden düşmanlarla savaşmanın bile etiği varmış. Görünüşe göre artık “Sözünün eri olmak” pek de önemli değil. Dahası, insanların sözüne güvenerek hareket etmek bir aptallık göstergesi.
Özellikle güç sahibi olanlar günümüzde saygınlıklarının onursuz davranışlarından kolay etkilenmediğinin de farkında. Toplumu ilgilendiren davalardan ekonomilerini pek etkilemeyen para cezaları ile sıyrılmanın yanında konunun örtbas edilmesini sağlayarak saygınlıklarını korudukları sır değil. Ne acı ki, para ve güç kalkanının gizlediği onursuz davranışlardan habersiz bizler, örneğin işçilerinin emeklerini sömüren, tüketiciyi kandıran ne çok şirketin ürünlerini almaya devam ediyoruz.
Bu tür davranışlardan birbirini haberdar etme, örtbas edilmelerini önleme çabasının insanlık tarihi kadar eski olduğunun kanıtını Amerikan yerlilerinin kültüründe de görmek mümkün. Eşimin ait olduğu Tlingit kabilesi onursuz davranışlarda bulunan, sözünü tutmayan, borcunu ödemeyenleri alenen kınamak için özel bir totem yaparmış. Shame (utanç) ya da ridicule (alay) olarak anılan bu totem, söz konusu kişi ya da kişiler sözlerini yerine getirdiğinde, borçlarını ödediğinde yıkılırmış. Kültürümüzdeki “ibret-i alem” i hatırlatan bu davranış, söz konusu kişilerin saygınlığını ciddi şekilde zedeleyerek sosyal ve ekonomik olarak zarar görmelerine yol açarmış. Utanma duygusuna sahip olanlar, saygınlıklarının zedelenmesini istemeyenler hemen gerekeni yaparak totemin hızla sökülmesini sağlamış ve benzer davranışları bir daha tekrarlamamak için çabalamış olmalılar.
Bir keresinde televizyondaki bir tartışma programında bir kişinin ardı ardına söylediği yalanların karşı taraftaki kişi tarafından açığa çıkarıldığına şahit olmuştum. O sırada, yalan söyleyen kişiden tamamen umut kesmemek gerektiğini düşünmemi sağlayan bir şey olmuş, o kişinin yüzü kızarmıştı. Belki de utanma duygusunu yitirmemiş olan yalnızca bedeniydi. Belki de televizyon programında olduğu için kızarmıştı. Ancak karşısında yalanını kanıtlayan ve hepimize duyuran biri olmasa pişkinlikle yalan söylemeye devam edeceği kesindi.
İnsanlık değerlerinin altüst olduğu bir koyu karanlıkta hepimiz nicedir yazarak, çizerek, tartışarak ne çok utanç totemi diktik. Totemi oymaya, ses çıkarmaya yanaşmayan ne çok aydınımsı ayıklandı. Ne çok totem sökülmeden kaldı, biz totemi diktiğimiz kişi adına utandık.
Buraya geldikten kısa süre sonra bir totem dikilişine şahit olmuştum. Uzun, ağır totemi taşımak ve iplere asılarak ayağa kaldırmak için farklı klanlardan bir sürü kişi seferber olmuştu. Saatler süren tören boyunca danslar ve konuşmalar da yapılmıştı. İnsanlar arasındaki birlik duygusu elle tutulabilirdi.
Bugünlerde her yerde “hırsız var” diye bağırıyoruz. Kulaktan kulağa oynar gibi duyduklarımızı birbirimize iletiyor, rezillikleri duymayanın kalmamasını istiyoruz. Biz bugünlerde hep beraber kocaman bir utanç totemi dikiyoruz.
Utanmazlarla karşı karşıya olduğumuzun farkındayız. Sökülmeyecek olan bu totemi, topraklarımızda yaşanan insan ve doğa katliamını tarihe not düşmek için dikiyoruz. Belki ODTÜ ormanındayız, belki Mersin’de. Bahriye Üçok’tan Abdullah Cömert’e, hep birlikte, insanlık onurunu yüceltmek için asılıyoruz iplere.