Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Mücella Yapıcı

Takıntı...

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:08 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:08

Bugünlerde yapacak o kadar çok iş, söyleyecek o kadar çok şey var ki... İşin içinden çıkmak çok zor. Böylesi günlerde insan, ruh sağlığını korumak için midir, nedendir bilmem, olmadık detaylara takılıyor.

Ben de işi gücü bıraktım, belediye başkan adaylarının ve de aday adaylarının sırıtmalarına taktım. Hele o Sarıgül yok mu? O nasıl bir gülüş be kardeşim. O dişleri nerede bu kadar beyazlattın? Bir de herhalde solaryuma giriyorsun her gün, hepten göz alıyor. Bak, “kepçeci” Sırrı Süreyya’ya bir diyeceğim yok, güzel gülüyor Allah için... Ben İstanbul’dan ve meclisteki muhalefetten söz ediyorum sadece. Zira iktidardaki hırsızların tıyneti belli, sırıtacak halleri de pek kalmadı

Tamam, anladık... Amerikanvari seçim sistemi böyle buyuruyor. Asla olumsuz olmayacaksınız, kesinlikle olumsuz cümleler kurmayacaksınız... Ellerinizi kollarınızı uygun yerlere koyacaksınız. Halktan yana görünmek istiyorsanız, kravat takmayacaksınız, mümkünse mintanın kolları kıvrık olacak. Renk önemli, kırmızı zor renktir, aman dikkat. Mavi iyidir. Güven uyandırır. Kürsüye çıkarken mutlaka koşacaksınız, genç ve dinamik gösterir. Ve de yakışsa da yakışmasa da güleceksiniz.

Tamam da... Bütün bunlar normal şartlar altındaki bir memlekete uygun...

Şimdi sizler, tarihin bu ara kesitinde tüm dünyanın gözü üzerinizdeyken hem de, o meydanlardan, afişlerden neye ve kime gülüyorsunuz?

Dünyada görülmüş ve görülecek en büyük soygun ve yolsuzluğa karışmış, iler tutar yanı kalmamış ama hiçbirinize de hesap vermeye tenezzül etmemiş bir iktidarın tek hesaplaşma alanı olarak gözünüze soktuğu ileri demokrasimizin en kutlu “sandık” günü geliyor diye mi?

En temel demokratik haklarını kullanırken hukuk ve insanlık dışı şiddetle yitirdiğimiz çocuklarımızın katilleri korunup saklanmış hatta kahraman ilan edilmişken, kendilerinin ve çocuklarının yolsuzlukları söz konusu olduğunda tüm adalet ve emniyet teşkilatını darmadağın edebilen bir iktidarın yönetiminde kurulacak “sandık”tan demokrasi ve barış çıkacak diye mi?

Memlekette hukuk ve yasama düzenini kendi çıkarları doğrultusunda değiştirebilme erkine sahip, soygun, sömürü ve gericiliğe dayanan bir dikta rejiminin bütün yeter ve gerek şartlarını taşıyan iktidarın kendi devamını sağlamak için rüşvet babından ortaya sürmeye başladığı hukuksal düzenlemelere mi?

Yoksa yesinler birbirlerini, bütün pislikleri ortaya çıkıyor, bizim herhangi bir çabada bulunmamıza, rahat koltuklarımızdan vazgeçmemize gerek yok, sistem nasıl olsa bunları gözden çıkardı, küresel sermaye bizden âlâsını mı bulacak diye mi düşünüp gülüyorsunuz?

Bu cümleleri istemediğiniz kadar çeşitlendirebiliyorum ama bütün bu ihtimaller sizin gülüşlerinizi ortama uygun bulup aklımdan çıkarmama yetmiyor... Dedim ya... Takıldım bir kere...

En sonunda vardığım karar şu...

Bence siz bizim sabrımıza ve Haziran’a güvendiğinizden böyle rahat gülüyorsunuz...

Milyonlarca yurttaşımızın dünyayı hayran bırakan bir dayanışma ve olgunluk içinde, her türlü şiddet ve gözdağına rağmen, yaşamları pahasına haykırdıkları bu iktidardan kurtulma isteğinin gücüne güveniyorsunuz...

Ancak sistemin değil oyuncuların değiştirilmesi gerektiğine inandığınızdan olacak, dayandığınızı varsaydığınız toplum kesimlerinin hatta örgütlerinizin eleştirilerine dahi önem vermiyor, tıpkı karşısına çıktığınız AKP iktidarının yaptığı gibi, kendinizi vazgeçilemez tek seçenek zannediyorsunuz.

Hepimizi yine ve yeniden çok güvendiğiniz ehven-i şer yöntemiyle karşı karşıya bırakıp, başımızdaki beladan kurtulmak için aklımızın, fikrimizin, vicdanımızın bir türlü onaylayamadığı seçmeler yapmak durumunda kalacağımıza emin görünüyorsunuz.

İşin daha da beteri, ülke ve dünya demokrasi tarihinde ortadan kaldırılamayacak bir iz bırakan Haziran Direnişi’nin bir araya getirdiği bütün toplumsal güçleri, her biriniz ayrı ayrı arkanıza aldığınızı sanıyorsunuz...

“Kurtuluş yok tek başına... Ya hep beraber... Ya hiçbirimiz...” diye yeri göğü inletiyor sonra da kendi köşelerinize gidip kâr zarar hesabına oturuyorsunuz... Ortam da tam kıvamında görünüyor... Nasıl olsa bunlar gidici... Sizden başka çare yok... Halkın eli mecburcu...

Ve gülüyorsunuz...

He mi?

Mücella Yapıcı 'ın Son Yazıları