Mücella Yapıcı
Acilen aile ve beyin aranıyor
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:05
Merhaba,
Bugünlerde aklımıza ve sabrımıza oyun oynarcasına gelişen gündemlere gönderme gibi oldu bu başlık. Ama değil.
Bu hafta başımızdakiler yetmezmiş gibi, durduk yerde, şu bizim Onuncu’yu dert ettim. “Onuncu” da neyin nesi diyeceksiniz. 2014-2018 dönemini kapsayan Onuncu Kalkınma “Plan”ı…
Doğruyu söylemek gerekirse, eski gazete üzerinde patates ayıklarken gözüme çarptı, çoktandır asıl işlevini yitirmiş bulunan Devlet Planlama Teşkilatı (DPT) tarafından tedavüle sokulan ve TBMM tarafından 2 Temmuz 2013’te onaylanan yeni ve onuncu beş yıllık kalkınma “plan”ımız…
Üstelik ilk beş yıllık planın 1963 tarihinde yürürlüğe girdiğini düşünürsek, tam 50 yıl olmuş. Aslında kutlanası bir yıldönümü olabilirmiş ama bizler için kutlanacak bir plan yok ortada… Uluslararası sermayeyi bilemem…
1961 Anayasası ile öngörülen memleketin ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınması için ekonomiye “Akılcı Kamu Müdahalesi”nin temini amacıyla Kalkınma Planlarının hazırlanması ve uygulanması fikriyatı tarihe rehin olalı epeyce bir zaman geçti.
12 Eylül 1980 askeri darbesinin serbest piyasa ekonomisinin refahı için kanla işkenceyle açtığı yoldan ilerleyen iktidarlar, DPT’yi özel sektöre yatırım ve ihracat teşvikleri veren bir uygulama birimi haline getirmeyi başardılar. DPT’ye son darbeyi indiren de sermaye iktidarların en bezirgân ve en bitirimi olan AKP iktidarı oldu.
Yakın tarihlere dek, -özellikle de Özal döneminde gerçekleştirilen bütün yozlaştırmalara rağmen- gerek uzmanlık gerekse bilgi birikimi açısından ciddi ve nitelikli bir kurumsallaşma içine girmiş bulunan DPT’yi, bir gecede çıkardığı kanun kuvvetinde kararname (KHK) ile yeni kurduğu Kalkınma Bakanlığı’nın vesayeti altına alıverdi.
Ancak, DPT’den söz açılınca, “Bize plan değil, pilav lazım” özlü sözünün sahibi Süleyman Demirel’i, 24 Ocak kararlarının katibi Turgut Özal’ı anmadan geçmek olmaz. Saygıda kusur eylemeyelim… Neyse, bu kadar anma ve vefa yeter. Şimdilik…
Zira kalkınma planlarını, uluslararası sermayenin talepleri doğrultusunda kadınlar, gençler ve emekçiler üzerindeki faşizan baskıların temellendirildiği niteliksiz ve çelişkili bir ibret belgesi haline getirilmesi konusundaki çabaları daha yürekten anılmayı hak ediyor.
Gelelim onuncuya… Onuncunun memleketin varının yoğunu, dağını taşını sermayeye peşkeş çekmek dışında “kalkınma” için tek önerdiği “adam akıllı” tek çare var…
Üreme…
Kadınlar evde oturup ucuz işgücü doğuracak. Yoksul gençler okumayacak, ucuz işgücü olacak…
Ayrıca üreme hızımız da beğenilmiyor. Şimdilerde, yüzde 2,08 olan doğurganlık hızımızı yüzde 3’e kadar çıkarmamız emrediliyor. Hem de kamunun sosyal sorumluluğunu yükleyerek güçlendirilecek aile kurumu içerisinde hastalara yaşlılara bakarken…
Doğum kontrolü, kürtaj yasaklanarak veya rüşvet kabilinden verilen teşviklere tamah edip, “zorla” da olsa doğuracağımız ucuz işgücünü anladık da…
Pekâlâ, bu doğan çocuklar nerede okuyacak? Nasıl iş bulacak? Eğitime ayrılan kamusal kaynak ortada… Ulaşıma ayrılanın yanına yaklaşamıyor bile… Memleketin beyin ihtiyacı nereden karşılanacak?
Onuncuda onun da çaresi var... Beyin ithali… Şaka değil, gerçekten var.
Ve bu konuyu başta üniversitelerimiz olmak üzere, her kurumun mercek altına alması gerekiyor. Bugün üniversite ve üstü eğitimlerini tamamlamış yığınla gencimiz iş bulamazken beyin ithalini öngörmek… Üstelikte ithal beyinlerin vatandaşlığa geçmeleri için kolaylaştırma sağlamayı önümüzdeki dört yıl için programa almanın ardında yatan gerçek nedenleri açığa çıkarmak özellikle siyasetçiler için önemli olmalı.
Ama onların biraz daha işi var. Yerel yönetimlere muhafazakarlığı bütün kurtarıcı adaylar keşfetme peşindeler. Hoş, vatandaşlığa geçirilecek ithal beyinlerden de yaralanılabilir yarın öbür gün. Neyse dedikodu yapmayalım. Onuncudan onlara da bir haber var. Belediye gelirleri faslında tek madde bulunuyor. Kentsel dönüşüm rantları…
Yani yeni model kalkınmanın iki önemli anahtar sözcüğü var: İğfal ve ithal.
Şimdi, memlekette namus havarisi kesilenlerin sözlerine bir de onuncu pencereden bakalım derim kadınlı-erkekli.
Ama daha da iyisi, biz kadınlar duraksamadan devam edelim.
Gelsin hoca, gelsin koca, gelsin cop...
İnadına isyan, inadına özgürlük.