Zafer günü

09/05/2013 Perşembe
Zafer günü

Kemal Okuyan'ın “Zafer günü” başlıklı yazısı 09 Mayıs 2013 Perşembe tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ardennes Savaşı’nı bilir misiniz? İkinci Dünya Savaşı’nın, politik sonuçlar göz önüne alındığında, en önemli savaşlarından biri olan ve Bulge Savaşı diye de bilinen kanlı hesaplaşmayı?

Stalingrad’ı herkes duymuştur, Kursk’u, Moskova ve Leningrad kuşatmasını… Bunlar Sovyet-Alman cephesinde olup bitmiştir. Ardennes’de ise Almanlarla Amerikalılar savaşmıştır. İki tarafın kayıpları yüzer bindir, ABD açısından İkinci Dünya Savaşı’nın en büyük çatışmasıdır. 50 bin İngiliz askerini de ekleyecek olursak, 700 bine yakın Amerikan askerinin 500 bin civarı Hitlerci ile karşılaşmasıdır. 16 Aralık 1944’te başlamış, 25 Ocak’ta sonlanmıştır. Kazanan ABD olmuş, Avrupa’daki İkinci Cephe’nin kaderi çizilmiş ama nedense bu savaş emperyalist propaganda makinesinin pek ilgisini çekmemiş, hatta unutturulmak istenmiştir.

Şimdi soralım: Savaşın asıl yükünü çeken Sovyetler Birliği’nin zaferdeki belirleyici rolünü görmezden gelmek için her fırsatı değerlendiren Batılılar, bu büyük savaşı acaba neden geçiştirmektedir?

Çünkü… Avrupa’nın batısında, Almanya-Belçika sınırında geçen bu savaşta, müttefik ordularını kurtaran binlerce kilometre ötedeki Kızıl Ordu birlikleridir.

Herkes Almanların 1941 Haziran’ında Sovyetler Birliği’ni gafil avladığını söyler durur tartışmalıdır bu. Ancak 16 Aralık 1944’te Nazi ordularının Amerikan birliklerine inanılmaz bir ateş gücüyle saldırısının ABD Genelkurmayı’nda nasıl bir şaşkınlık yarattığı kesindir. Bu saldırının ardından Amerikan kuvvetleri, batıya doğru çekilmeye başlamış, zaman zaman sert bir direniş gösterse de Manş denizine gerilemek zorunda bırakılmıştır.

6 Ocak 1945’te Churchill, Stalin’e mektup yazarak “yardım edin” demiştir. Bunun üzerine 20 Ocak için planlanan devasa Vistul-Oder Kampanyası, yeterince hazırlık yapılmadan 12 Ocak’ta başlatılmıştır. Kızıl Ordu, 2 milyon 200 bin askerle yüklenmiştir Almanya’nın üzerine ve Hitlercilerin Amerikalıları denize doğru süpürme planları suya düşmüş, baskıyı gevşetmek zorunda kalmışlardır.

Bunları neden hatırlatıyorum?

Hatırlatıyorum çünkü, bugün Zafer Günü ve Sovyet halklarını, Kızıl Ordu’yu selamlamak istiyorum.

Hatırlatıyorum çünkü, “bırakalım Amerikalıların işini bitirsinler” önerisini yapan bazı generallerini “müttefiklerimize ihanet edemeyiz” diye azarlayacak kadar güven veren, Avrupa’daki savaşı kaybeden bir ABD’nin Hitler’le ayrı bir anlaşma yapacağını bilecek kadar da uyanık bir lider hakkında, Stalin hakkında ortaya atılan yalanlara karşı durmak istiyorum.

Hatırlatıyorum çünkü, emperyalist propaganda ile Sovyet propagandası arasındaki farkı savaş boyunca ABD’den büyük miktarlarda malzeme yardımı alan Sovyetler Birliği’nde Kızıl Ordu askerlerini Amerikan konservelerini yerken, Amerikan arazi araçlarına, hatta uçaklarına binerken görüntüleyen filmler çevrilirken küstah ve kibirli emperyalistlerin “barbar Rus askeri” imajından hiç vazgeçmeyişini okurla paylaşmak istiyorum.

Hatırlatıyorum çünkü, 2 Şubat 1945’de, Vistul-Oder nehirleri arasını Almanlardan temizleyen Kızıl Ordu’nun Berlin’i hemen ele geçirebilecekken durmasının, ABD-İngiliz ordularının doğuya doğru ilerleyişini bekleme amacı taşıdığını, Stalin’in Almanya’nın bütününü işgalden özellikle kaçındığını, herkesin bilmesini istiyorum.

9 Mayıs’ta, yani bundan 68 yıl önce Almanya teslim anlaşmasını imzalar imzalamaz Sovyetler Birliği’ne karşı açık düşmanlığa soyunan Amerikalılar, bu tür jestleri hiç ama hiç hak etmediklerini kanıtladılar. Hitlercilerin ardından bir kez daha emperyalist bir ülke olarak ayağa kalkıp Avrupa’yı tehdit eden bugünkü Almanya’nın egemenleri ise yatıp kalkıp Sovyet yönetimine şükretsin.

Tarihe keşkelerle yaklaşılmaz elbette. Hele milyonların yaşamını yitirdiği bir özgürlük kavgası için “şöyle olsaydı” demek biz düşmez. Ama yine de… Düşünmeden edemiyor insan, bugün dünyanın haline, bugün saygıyla andığımız Kızıl Ordu savaşçılarının kurtardığı Avrupa’nın durumuna bakınca…

İnsanlık o savaşçılara özür borçludur ve bu borcun ödenmesinin tek bir yolu bulunmaktadır.