Yeni bir sol tasarlamak…

22/03/2011 Salı
Yeni bir sol tasarlamak…

1917'ye kadar "sol"da hegemonik güç onlardı. Sermaye sınıfıyla çıkar ortaklığı kurabilen, emperyalist yönelimlere meşruiyet sağlayan ya da işçi sınıfına emperyalist bir dünyada gelecek arayan bir sol! Bu sol kimilerinin sandığı gibi 1914'te Birinci Dünya Savaşı patladığında, kendi hükümetlerinin savaş bütçelerini onaylayan sosyal demokratların ihaneti ile ortaya çıkmadı. Gelişmiş kapitalist ülkelerde sol ağırlıklı olarak buydu, savaşın şiddeti yüksek olunca ihanetin de dozu artıverdi.

1917 Rus devrimi de aynı oranda şiddetli gelişince, solun bütün dengeleri altüst oldu. Marx'tan beri her zaman var olan, kimi dönemlerde geriye çekilen, kimi dönemlerde üzerinin örtülmesini engelleyemeyen, bazen de kendini ayrıştıramayan "devrimci sol""burjuva solu"nu öteledi, ondan büyük ölçüde koptu.

Burjuva solunun ana akımı hiç kuşkusuz sosyal demokrasiydi. Kısa süre içinde "düzen partisi" olmayı kabullendi, bu görüntüden rahatsız olmadı ve sola karşı muhafazakar, hatta gerici partilerle işbirliği yapmaktan hiç çekinmedi. Solu içerden kemirme işini ise başkaları üstlendi, bunları genel olarak "yeni sol" başlığı altında toplamak mümkündü.

Ancak 1917'nin sonuçları iyi-kötü orta yerde durduğu sürece "burjuva solu", sol içi hegemonyaya soyunmaya hiç kalkmadı. Geniş yığınları "düzen solu" olarak kandırmaya, burjuva toplumunun sınırları içinde tutmaya çalışırken, solun düzen dışı kesimlerinin varlığını kabullendi, hatta onlardan uzak durdu.

Burada "devrimci sol"un tümüyle tutarlı, arızasız olduğunu söylemiş olmuyoruz, Ekim Devrimi'nin ve onun sonuçlarının çok uzun süre sola devrimci bir aşı etkisi yapmış olduğunu söylüyoruz.

1917'nin sonuçları ortadan kalktığı andan itibaren dünyayı mutlak anlamda kontrollerine almak için kolları sıvayanlar, solu da yedeklerinde görmek isteyeceklerdi.

Ekim Devrimi'nin otoritesi somut bir olgu olmaktan çıktığı andan itibaren, sosyal demokrasi de, yeni sol da bir yandan "devrimci" bir söylem geliştirirken öte yandan da sermayenin gereksindiği güçlü saldırılara yerleşebilmek için "liberal" ideolojiyle olan mesafelerini iyice kapattılar. Devrimci söylem solun diri unsurlarını etkisizleştirmek içindi, liberalizm ise onların doğasında vardı.

Solun zayıf, iğreti duran kesimleri bu baskıya dayanamadı ve soldaki yeni hegemonik gücü selamlayıverdi. Bizim "eski komünist" envarterimiz bunun sadece bir koludur.

Büyük bir güçle yüklendiler. Varsayalım ki, Berlin duvarının yıkılışının "devrim" diye anlamlandırılması reel sosyalizm deneyinin, Sovyetler Birliği'nin eksiklik ve günahlarının bir bedeliydi ve doğal karşılanmalıydı. "Varsayalım ki" diyor ve geçiyorum…

Yugoslavya'nın parçalanmasının hizmetine koşan solculara ne oluyordu? Belgrad'ın NATO tarafından bombalanmasını destekleyenlere?

Onlar solu sermayeye bağlama operasyonunun gönüllü militan ya da kurbanlarıydı. Fazla fire vermediler, çünkü hem ABD hem Avrupa Yugoslavya'yı lime lime etmek konusunda kararlıydı, onlar fikir birliği içinde olduklarında "burjuva solu"nun öncü gücü "Avrupa solu" "savaş suçlusu Miloseviç'le hesaplaşma" adına emperyalist savaş makinesinin savaş suçlarına gözünü kapattı. Karşı çıkmama böyle dönemlerde desteklemek anlamına gelir. Açıktan destekleyenlere cesaret aşılayanlar da hep bu utangaçlar olur.

Irak'ın işgalinde Vaşington ile Avrupa başkentleri arasında gerilim çıkınca "burjuva solu" emperyalist rekabetten etkilendi. Saddam'a karşı her şey mübahtır diyen Amerikancı kanat ile "savaş karşıtı" Avrupacı kanat yollarını geçici olarak ayırdı. Olan, meselenin orta yerinde hilafsız ihanet üreten Irak Komünist Partisi'ne oldu. İşgalci güçlere bakan vererek tasarlanmakta olan "yeni sol"a ilham da verdi. İşlerin nerelere gidebileceğini, solda kimin neye hazır olduğunu gösterdi bu parti emperyalistlere…

Mekanizma işlemeye devam ediyor.

Türkiye'de yaşananlar oldukça çarpıcı değil mi? AKP, sola şirin gözükmekten vazgeçip Milli Görüş'ü mumla aratacak bir anti-komünizme demir atmasına karşın "uyumlu sol" yaratmak için tasarım faaliyetlerine devam ediyor. Doğrudan kendi bulaşmasa, ajanlar kullanıyor.

Yugoslavya savaşı için söylediğim burada da geçerlidir: Karşı çıkmamak desteklemektir.

Solda AKP'ye karşı çıkmamak, bin dereden su getirmek, kem küm etmek, AKP destekçiliği anlamına gelmişti. Aptal değiliz, hepsi arşivlerde duruyor.

Kimileri bilerek, kimileri dirençsiz olup sürüklendiği için, solun tasarlanması sürecinin parçası oldular.

Şimdilerde süreç hızlandı.

Latin Amerika solunun pusulası fır dönüyor, Küba alabildiğine yorgun bir anında mayınlı sulara giriş yaptı, Avrupa Birliği her yolla kendi solunu güçlendirmek için yükleniyor, ABD "yeni tipte hareketleri" pek sevdi, onlarla daha yürekli denemeler yapıyor, Obama gidiyor Brezilya solunu, Brezilya'nın sol iktidarını güzelliyor.

Ve Kuzey Afrika'daki gelişmelere ilişkin dünya çapında solda yaşanan karmaşa, sermayenin solu tasarlama girişimlerinin hem düzeyini gösteriyor hem de onlara cesaret veriyor. Yaşananlar konusunda ayar kaçar, kaygı duymanız gereken gelişmelere devrimci anlamlar biçerseniz, başta Arap halkları olmak üzere herkesi bu tasarım konusunda dirençsiz bırakırsınız. İşte Libya'ya emperyalist müdahale karşısında takınılan tutuma bakın. Saldırıyı destekleyen solcular, saldırıyı protesto edemeyen solcular, saldırıyı tuhaf gerekçelerle kınayan solcular!

Sosyalizmsiz, devrimsiz bir solculuk tasarlanıyor.

Her yerde…

Türkiye'de…

AKP böyle bir sol istiyor. Ya böyle bir sol olursunuz ya sizi yaşatmam diyor.

CHP böyle bir sol istiyor. NATO'cu, AB'ci, kanaatkar.

CHP ile AKP farklı elbette. Ama emperyalist saldırganlığa karşı kafa dik durmayınca ne önemi kalıyor o farkın?

Bu büyük bir ideolojik kavgadır.

Solun geleceği bu tasarımın etkisizleştirilmesine bağlıdır.

İşte bu nedenle, kendilerince pek makul nedenlerle CHP'ye doğru koşturanlar bizden anlayış beklememelidir.

Kamucu geleneğimizin bir parçası olan akademisyenler, sendika uzmanları çıkın piyasayı sola pazarlayan CHP'nin içinden… Bu tarihsel operasyonun parçası olmayın.

Emperyalizme karşı onurlu duruşun ortağı olan sanatçılar, Hilmi Yarayıcı'lar, Sabahat Akkiraz'lar, AKP'yle sindirilen halkımızın karşısına CHP'nin yüzü olarak çıkmayın, NATO'cuları sevindirmeyin!

1914'te en cüretli hamlesini yaptıktan sonra, üç yıl sonra tarihsel bir yenilgi alan "düzen solu"nun değirmeninden uzak durun.

Sol tasarlanamaz, sol bir gerçekliktir, sol emeğin, aydınlığın, yurtseverliğin, devrimin sesidir.

* * *

"Devrim zirve noktasına çıktı" yazımla ilgili olumsuz tepkiler üç yönde gelişti. Bazı okurlarımız yazının yanlış anlaşılacağı ve konuyu yakından takip etmeyenlerin yazıda dile getirilen görüşleri ciddiye alabileceğinden kaygı duyuyorlardı. Kuzey Afrika ve Ortadoğu'daki gelişmelere ilişkin en hafif deyimiyle "aşırı iyimser" yaklaşanlarsa, "karşı tarafı karikatürize eden" uslubu fazlasıyla ciddiyetsiz bulmuşlardı. Siyasetçinin genel olarak "mizah"tan uzak durması gerektiğini düşünen okurlarımız da bir biçimde eleştirilerini ulaştırmış oldular. Yanlış anlaşılmasın, yazının yerinde ve etkili olduğunu söyleyenlerin sayısı hiç az değildi. Ama konumuz elbette eleştiriler…

Şimdilik birkaç şey söyleyebilirim:

1. Yazımın yanlış anlaşılması olasılık dahilindeydi, nitekim böyle örneklerle de karşılaşıldı. Ancak bir yazının yanlış anlaşılmasından daha önemli olan, konuya ilişkin yaygın bir yanlış anlamanın ortaya çıkması değil midir? Bu yanlış anlamaya yukarıda açıkladığım nedenlerle etkili müdahaleler yapılmalıydı. Bu açıdan söz konusu yazı "hedefi şaşırmış" olabilir, bu "iş kazası" nedeniyle okurlardan özür dilemem gerekiyorsa, bunu yaparım.

2. Ancak, Türkiye'nin düşünce ikliminde günün yakıcı gelişmelerini aydınlatma yeteneğinin bu kadar erozyona uğramasında herkes, okur-yazar fark etmez, sorumluluğunun farkında olmalıdır. Varsayalım ki, yazım ciddiyetsizdir, peki "ciddi" olması için yazan onlarca kişi nasıl ve hangi yöntemlerle ciddiyete davet edilmiştir? Ortalama algıya boyun eğmek ciddiyet göstergesi midir?

3. Ben yazımda "mizah" yapmadım. Bir ya da iki cümle dışında, tam da Türkiye'de ve dünyada "devrimci bir çağın açıldığı"nı ileri sürenlerin argümanlarını kullandım. Asıl mizah başka yerdedir ve içinde barındırdığı trajedi oranı nedeniyle en azından beni gülümsetmemektedir.

ÖNCEKİ YAZILARI