Suriye sınavı...

07/05/2013 Salı
Suriye sınavı...

Kemal Okuyan'ın “Suriye sınavı...” başlıklı yazısı 07 Mayıs 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Orta yolculukla, yuvarlak sözlerle, kesin teşhisler koymadan idare edilebileceği sanılan Suriye başlığında deniz bitti. ABD, Türkiye, İsrail’in başını çektiği koalisyonun yürüttüğü kanlı operasyona karşı koymak yerine son derece net bir tabloyu flulaştırıcı girişimlerin kime hizmet ettiği gün gibi ortaya çıktı.

Suriye konusunda kesin karar anı geldi çattı.

Bölgedeki hemen hemen bütün siyasi aktörler tutum belirlemiş durumda. İsrail’in saldırısı ile birlikte kimsenin manevra alanı da kalmadı. Emperyalist saldırganlığa karşı olmak ya da olmamak bütün mesele bu.

“Üçüncü taraf” olunabilir, devrim cephesi açılabilir iddiasının zayıf yanı da bu. Devrim cephesi açılsın tamam ama bu emperyalist saldırganlığa karşı koymadan, direniş cephesinde üste çıkmaya çabalamadan devrimci kalmak nasıl becerilecek?

Bugün Suriye’de “Esad da kötü, ÖSO da kötü” yaklaşımından siyaset çıkmaz. Konumuz bu değil. Konumuz ABD, İsrail, Türkiye ve diğer gerici ülkelerin yürüttüğü kanlı operasyona karşı çıkma iradesi gösterip göstermemek.

Bu iradeyi göstermeyenler, sözü edilen operasyona kayıtsız kalarak destek verenlerdir.

Artık daha rahat yazabiliriz: Operasyon Türkiye’de başladı, Arap Baharı ile devam etti. Suriye’de en zor aşamasına geldi. Devamı vardı ama ortaya çıkan direnç bütün hesapları altüst etti, şimdi Suriye kendisinden sonrasındaki kavganın da alanıdır, Suriye İran’dır, Irak’tır, bir kez daha Türkiye’dir.

Suriye’de kesin tavır alamayan, Türkiye’de siyaset yapma yeteneğini büyük ölçüde yitirir. Herkes için geçerlidir bu söylediğim…

Suriye başlığı Esad’ı, Esad rejimini çoktan aşmıştır. Öyle ki, rejim ayakta kalmayı becerse bile, eskisi gibi devam edemeyecektir. Dolayısıyla olur olmaz her yerde kullanılan “statükoculuk” eleştirisinin Suriye’de herhangi bir hükmü kalmamıştır.

Mesele, emperyalizmin geriletilip geriletilemeyeceği ve nasıl geriletileceğinde düğümlenmektedir.

Suriye toplumunun kendi kaderini Rusya ve İran’a teslim etmemesi bu bağlamda son derece önemli bir sonuç olacaktır. Bu ülke halklarının emperyalist teröre karşı birlikte mücadele kültürünü yenilemesi, Esad’ın kişisel otoritesinin artmasının yaratabileceği olumsuz sonuçları hafifletecek, hatta tersine çevirecek bir gelişmedir. Bölgedeki gerici-Amerikancı rejimlerin zayıflaması, itibarsızlaşması halkçı damarı hızla güçlendirecektir. Türkiye’de Suriye yalanlarına karşı direnen, açıkça tavır alan solun öne çıkışı, Suriye’den çok Türkiye’deki siyasi dengeleri altüst edecektir.

Çünkü Suriye konusunda artık “son karar” anıdır.

Aleviler süngüsü düşük bir konumlanışı ya terk edecek ya her şeylerini yitirecektir.

Kürt siyaseti, kendi tabanına ve sola vermeye çalıştığı güvencelerde erken ve sonucu kısa sürede belli olacak bir teste girecektir.

AKP ise bugüne kadar iyi idare ettiği demagojik tarzını tamamen bir kenara koyup bizim ona haklı olarak yakıştırdığımız kimliğe mahkum kalacaktır. AKP’nin Amerikancı, gerici, İsrail yanlısı bir özneden başka bir şey olmadığı gerçeğini Türkiye solu bir türlü kabullenmedi, bunu kanıtlamak Suriye halkına düştü.

Ne kadar teşekkür etsek azdır!