Sinir harbi…

13/02/2013 Çarşamba
Sinir harbi…

Kemal Okuyan'ın “Sinir harbi” başlıklı yazısı 13 Şubat 2013 Çarşamba tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Yeni bir psikolojik savaşa hazır olun. “Ne olursa olsun, Kürt sorunu çözülsün” diyenlerle “Türklük elden gidiyor”cular kendi aralarında tartışmıyorlar, “öteki”lere sesleniyorlar.

Burada duyarsızlar var, aymazlar var, sorumsuzlar var… Ama başkaları da var…

Türkiye’de siyasal duyarlılığı olan herkesin kendini ille de bu iki kesim içine yerleştirmediği, yerleştirmek zorunda olmadığı açık.

İşin ilginci, daha önce de yazdığım gibi, farklı düşünenlerin sayısı sanıldığından çok daha fazla. Ve onların içinde sosyalistlerin kapladığı alanın hacminden bağımsız olarak sosyalizmin ağırlığı küçümsenmeyecek düzeyde…

Psikolojik savaş ya da sinir harbi, işte buraya odaklanacak. Ergenekon saçmalığı ilk başladığında, AKP sürecin meşrulaşması için sosyalistleri, solu ikna etmeye çalışmıştı hatırlarsanız. Başka gündemlerde hakaret etmeden duramadıkları sosyalistleri, “demokratikleşme” yalanının noteri olarak gördüler ve onları baskı altına aldılar. Liberaller ve her türden dönek bu konuda iktidara yardım etti ve solda utanç verici bir yalpalama içine girenler oldu. Ayakta, ilkeli bir tavır sergileyenlerin çabası, AKP’nin büyük dönüşüm projesine solcuların da destek verdiği görüntüsünü yok etmeye yetmedi.

Bu görüntü olmasaydı, büyük operasyonda fena zorlanacaklardı.

Şimdi bir kez daha başlıyor.

Bu kez sıkıştırma iki yönden.

“Sen barıştan yana değil misin” ilk soru… Dolayısıyla ayrım, barıştan yana olanlar ve olmayanlar diye yapılıyor… Barıştan yana olup da bu saflaşmanın anlamsız olduğunu söyleme hakkınız yok!

“Sen milli güçlerden yana mısın, Amerikancı güçlerden mi” bu da diğer soru… ABD emperyalizmine karşı olmak için “milli”ci ya da “ulusalcı” olma yükümlülüğü varmış gibi…

Barıştan yanaysan, her tür projeyi sineye çekeceksin, hatta AKP’ye dönük mücadeleni de yumuşatacaksın. Neden? E çünkü “çözüm” kapıda! Bölgedeki ABD işbirlikçisi siyasetçilere de daha az sataşacaksın, çünkü nihayetinde onlar da Türkiye’deki mazlum bir halkın soydaşları! Suriye’de düne kadar “emperyalist saldırganlık” diyebilirdin ama artık daha özenli bir dil kullanman gerekir ne de olsa Suriye Kürtlerinin özerkliği de tartışılıyor! Yerelleşme doğrultusunda AB, ABD ve sermaye çevrelerinin projelerine dönük itirazları Kürtlerin aynı doğrultuda özerklik taleplerinin hatırına dondurmalısın...

Bunları yapmazsan milliyetçisin, faşistsin…

Bu gidişe karşıysan, orduya sahip çıkacaksın, sınıf kavramları yerine ulusal kavramlar kullanacaksın, madem ki büyük bir projenin parçası oldular, Kürtlerin eşitlik taleplerine sırtını döneceksin, sağ-sol ya da emek-sermaye ayrımı yapmayacak, “milli güçleri” bölmeyeceksin!

Bunları yapmazsan Amerikancısın, BOP’çusun, CIA ajanısın…

Ne güzel!

Ne İsa ne Musa durumu ama ortada İsa da Musa da yok! Liberal ve milliyetçi hezeyanlar var.

Türkiye sosyalist hareketi ya burnunun dikine gidecek ve kendi doğrularını güncel gereksinimlere, ilkeli bir biçimde aktaracak ya da bu psikolojik savaşın hizmetine girecek.

Çünkü sol olmadan, solun onayı olmadan bir AKP Anayasası’nın beş kuruş itibarı olmaz, bunu herkes biliyor. Kürt sorununda adım atıldığı iddia edilse de…
Çünkü sol olmadan ülkücü-ulusalcı marifetiyle ortaya çıkacak bir “direniş hattı”nın da cazibesi olmayacak.

Bir türlü kabuğunu çatlatamamanın bedelini ödüyor sosyalist sol. Bir de kendi kurtuluş projesinin arkasında durmamanın...