Müzakere ve sosyalistler

18/02/2013 Pazartesi
Müzakere ve sosyalistler

Kemal Okuyan'ın “Müzakere ve sosyalistler” başlıklı yazısı 18 Şubat 2013 Pazartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Önceki gün, Adıyamanlı bir öğrenci kız, “ne yapmak gerek” diye sordu. Kürttü, sosyalistti, kaygılıydı. Bugünkü müzakerlerden çözüm adına bir şey çıkmayacağını düşünüyor, sosyalizmin bütün insanlık için olduğu gibi, Kürtler için de bir zorunluluk olduğunu biliyordu. Ancak soruyordu: Bugün ne olacak?

Bu soruyu aklına düşürmeyen var mı acaba?

“Barış olmasın”, ancak bir çılgının yanıtı olabilir. Kürtlerin “dilimizi, kimliğimizi artık yok sayamazsınız” tavrıyla destekledikleri eşitlik taleplerinden yana olmamak da siyasetin yanı sıra, etik bir zayıflık belirtisi olarak görülmeli. Bu talepler, akademik tartışmaların içinde boğulamaz, başka zaman hiç iplenmeyen, hiç umursanmayan “emperyalizm” olgusunu aniden hatırlayarak geçersiz ilan edilemez. İşin özü, gerçekten de 90 yıl öncesine dönülemez.

Ancak tartışılan bu mudur?

En azından sadece bu değildir.

Tartışılan, artık Kürt dili ve kimliği üzerindeki yasaklar değil, Türkiye’nin bir bütün olarak yeniden şekillenmesidir.

Bugünkü müzakereden bu anlamda hayırlı bir sonuç çıkma olasılığı bulunmamaktadır. BDP Eşbaşkanlarından Selahattin Demirtaş’ın soL’un sorularına verdiği yanıtları büyük bir dikkatle okudum. Demirtaş’ın samimiyetinden zerre kuşku duymam, “biz yalnızca Kürtler için değil, tüm Türkiye için demokrasi istiyoruz” diyor bütün içtenliğiyle… Ancak sorun biraz da burada… AKP’nin nasıl bir Türkiye istediği belli, BDP’nin yaklaşımında da kimi başlılarda aynı doğrultuyu hissetmek mümkün.

Kürtlere dönük haksızlıkların bir bölümü düzeltiliyor diye Türkiye’nin ABD ve AB’den onaylı bir biçimde piyasacı ve gerici karakterde yeniden yapılandırılmasına onay vermemiz herhalde söz konusu değil.

Dünkü Türkiye’yi de, bugünkü durumu da savunmuyoruz.

Mesele, Türkiye’nin gerçekten eşitlikçi bir toplumsal düzenin kurulması için gerekli hamleyi yapmasında. Birlikte yaşanacaksa, Kürtler için de geçerli bu herkes için geçerli.

Burada filmin koptuğu nokta, Türkiye’nin batısıdır. Kürt halkı politikleşmiş, öyle ya da böyle, kendi adına siyaset yapanların iradesinin arkasında durmuştur. Bu iradeyi yeni bir Türkiye’ye bağlayacak “ortak” nerededir? TSK mı, AKP mi? Türkiye’ye, Türkiye’de siyasetin merkezine baktığınızda görülen gericilik, milliyetçilik ve militarizmdir ne yazık ki...

Bu değişmedikçe kardeşlik, ortak hayat, ortak kurtuluş asla mümkün değildir.

Tablonun bu hale gelmesinde Kürt siyasetinin benmerkezci tutumu ve Türkiye solunun bu tutum karşısındaki kişiliksizliğinin büyük rolü olmuştur. Ancak sorun çok daha kapsamlıdır.

Kürt sorunu bugünden yarına kesinlikle çözülmez. Yarın çok ilginç, şaşırtıcı gelişmeler yaşanabilir. Çözüldü denir, çok daha tehlikeli çatışmalar başlar. Çünkü, Türkiye’de sömürücü, gerici, işbirlikçi bir sınıf iktidardadır, günden güne çürüyen ve çürüten bir toplumsal sistem yürürlüktedir.

Türkiye sosyalist hareketi denklemin bu tarafını düzeltmenin yolunu bulmak durumundadır. Bu düzeltme işleminin hayata geçmesi için ise “Kürt sorunu”nun baskısı hafifletilmelidir. Türkiye gibi elli bin derdi olan ülkede, giderek emekçi halkın üzerindeki ekonomik ve siyasal baskılar artarken, “Kürt sorununun çözümüne destek” ya da “Kürt halkını anlamak” üzerinden insanların siyasallaşması ve örgütlenmesi olanaksızdır. Bunu zorlamak, kopuşu, ayrılığı ve çatışmayı istemektir.

Peki, bu sorun bu kadar bekler mi?

Zaten beklemiyor! Kendi yatağında akıyor.

Sonrası var. Yaratılmak istenen yeni Türkiye’nin kısa sürede tıkanacağı, hatta tıkandığı açık. Tarihsel hesaplaşamalar yaşanacak ülkemiz ve bölgemizde.
Burada sol gerek.

Demirel’l, paşalı, maşalı “milli birlik”çi sol değil. Kürtlerin iradesine saygı deyip AKP Türkiyesi’ne payanda olan sol değil. Düpedüz sosyalist seçeneği inatla güçlendiren bir sol.

Bugün acil tavır deniyor. Solun acil tavrı belli. Kırmızı çizgiler belli. Kürtler için, herkes için nasıl bir yaşam istendiği belli. Ancak solun Türkiye’nin dengelerini değiştirme gücü yok şu an için. Dert burada. Bu derdi “müzakere”ye, “barış”a katkıyla çözemezsiniz beyaz Türklerin burjuva sınıfıyla sözde antiemperyalist cephe kurarak da…

Bu nedenle zamana karşı çılgınca bir yarış başladığı bir sırada, oturup seyretmekten bir an önce vazgeçilmeli.