Kim kimi kandırıyor?

23/02/2013 Cumartesi
Kim kimi kandırıyor?

Kemal Okuyan'ın "Kim kimi kandırıyor?" başlıklı yazısı 23 Şubat 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ben yeni gördüm, epeydir dolaşıyormuş internet dünyasında… Erdoğan’ın konuşmalarından derlenmiş görüntüler…

Bunlardan biri çok etkileyici, bir yanda Recep, öte tarafta Tayyip! Biri “ak” diyor, öteki “kara. Biri “yok” diyor, diğeri “var”. Biri “olur” diyor, öbürü “olmaz”. Yoruma açık filan da değil, her şey ortada.

Başbakan, Avrupa Birliği’nden bedelli askerliğe, Kürt sorunundan laikliğe, aklınıza gelebilecek her konuda tamamen farklı, birbirine zıt şeyler söylüyor. Söylediğini biliyorsunuz ama arka arkaya izleyince çok etkileniyorsunuz.

Evet, etkileyici. Bir o kadar da üzücü. “Bunu herkes izlese…” diye düşünenler olabilir. Bana göre insanların tercihini pek değiştirmez.

Nefret eden ediyor, seven seviyor. Seven, yalanıyla dolanıyla seviyor. Öyle olması gerektiği için seviyor. Bir gününün bir gününü tutmamasını seviyor. Çıkarları doğrultusunda ilkelerini değiştirmesini seviyor.

Böylece, kendini aklıyor.

Yıllarca sinema salonlarında, televizyonda izlediği, kahkahalarla güldüğü, öte yandan imrenerek baktığı fırıldaklığın prim yaptığını, koltuk, makam sahibi olduğunu görüyor, umutlanıyor.

İlkesellik, tutarlılık, erdemli olmak… Bunlar zor. Mücadele etmek, hakkını aramak, haksızlıklara karşı çıkmak, bu daha da zor.

Kolay olan, yaşam felsefesini egemen olana uyumlu kılmak!

Bunu bir kez yapınca, geriye kendini rahatlatacak, kendini kandıracak, hatta kendini kendinden koruyacak bir zırhtan başka bir şeye ihtiyaç kalmıyor.

O zırhı dünyanın dinselleştirilmesinde buluyorlar. Bir yanda inanan, inancını yaşayan Müslüman bir kesim, öte yandan başka türlü dokuz köyden kovulacak bir “insan tipi”nin hızla dinsel muhafazakarlığın şemsiyesi altına sığınması. Bunlar arasında bir çatışma da olmuyor çünkü din, bu tür bir sorgulamaya izin vermeyecek kadar “kutsal”.

Biz istediğimiz kadar “bunlar Amerikancı, bunlar İsrail’le iş pişiriyor, bunlar zalimlikte dünyanın en namlı zorbalarıyla yarışır” diye yırtınalım, bir şey değişmiyor.

Kitlesel suç ortaklığı, kolektif yalancılığı teşvik ediyor. O görüntülere yorumlar yapılıyor, “bunlar montaj”, “bu lafın önüne arkasına bakmak gerek” diye…

Yahu nesi montaj? Kendin izlemedin mi, bir yıl kadar önce, “helal olsun Başbakan’a” diye tasdiklemedin mi? Cııııık. “O başka….” Bunu bir kişi değil, iki kişi değil, on, yüz, bin, yüz bin kişi yapınca, yalana gerçeklik katılıyor.

Ve… “Hepimiz Müslümanız”!

Şahane. Peki çözüm?

Çözüm, ortada kocaman bir yalan olduğunu bilenlerin, ki onların da sayısı hiç de az değil, yalan olmaktan çıkmasına bağlı.

Çünkü onların da büyük çoğunluğu bir başka yalanın içinde. Hiçbir şey yapmayıp bir şey yapıyormuşu oynamaya devam ediyorlar. Gerçek olsalar, suçun ve yalanın egemenliği zorlaşacak, hatta yıkılacak.

Bu nedenle ve bir kez daha… Mesele “kandırılanların” uyandırılmasından önce (ki onlar uyanıklar aslında), kabul etmeyenlerin ayağa kalkmasında!