İki yazı... İki “soL”... Bir slogan

07/08/2013 Çarşamba
İki yazı... İki “soL”... Bir slogan

İki yazı… Biri portal biri gazetede… İkisi de soL’da… Aydemir Güler ve Yavuz Alogan’ın dün yayınlanan iki yazısı, okurun gözünden kaçmamıştır herhalde… Kaçtıysa, dönün okuyun. Hatta ikişer kez okuyun derim.

Aydemir, Suriye’de Kürtleri kıyıcı saldırıların Ankara’nın onayı ve yönlendirmesi olmaksızın gerçekleşmeyeceğini vurguladıktan sonra, bunun Suriye Kürtlerinin önemli örgütü PYD’yi Şam rejimine karşı aktif savaşın içine çekmek için geliştirilen bir yöntem olduğunu yazmış.

AKP’ye yabancı bir siyaset üslubu değil bu. Uzlaşmaya çağırmak için baskı kurmak, imhaya yönelmek… İşin gerçeği bu bir keşif, icat da değil. Siyaset ve askerlik sanatında hep var sopayla terbiye etmek. Öte yandan AKP, bunu en uç sınırlara taşımak ve en küçük bir ahlak kırıntısı bırakmamak konusunda özel bir “övgü”yü hak ediyor.

Suriye’deki bu kanlı hesap tutar mı? Çok zor.

Öte yandan, kendi celladını onca olup bitene karşın 1920’lerde aramaya çalışan, AKP ve Suriye’de eli kanlı gericilerle anlaşma çabasındaki Kürt siyasetine baktıkça, insanın bazen AKP cephesinde hâlâ bir akıl kırıntısının kaldığına inanası geliyor.

Tam da bu noktada Yavuz Alogan’ın yazısına gelmek istiyorum. AKP içeride de oyun oynuyor. Haziran Direnişi’ni bölmek, parçalamak için yine çok zalim, riskli, hatta çılgınca bir projeyi yürürlüğe koydu. Haziran’ı Ergenekon’a bağlamak…

Çünkü zayıf noktayı gördü. Çünkü Haziran ayında geriye düşen küçük hesapların Temmuz’da hortladığını gördü. Ulusalcıları hareketten ayıklamayı en önemli gündem maddesi yapanları gördü. Kürt siyasetini ve liberalleri dışlamak isteyenleri gördü. Harekete el koymaya kalkanları gördü. “Partiler, örgütler uzak dursun” deyip hareketi belli bir mecraya akıtmayı düşleyen uyanıkları gördü.

Oysa… Yıllardır ulusal sol ve liberal solun dışında sosyalist solu güçlendirmeye çalışan siyasi çizgide yer alan biri olarak rahatlıkla söyleyebilirim: Soldan saymadığımız unsurların dahi bu hareketten dışlanmasını hiç istemedik, savunmadık. Bu hareketin kendine özgü bir rengi var bir de o renge saygı duyan, duymak zorunda kalan renkleri var. Bu korunmalı, en azından bir süre…

En geniş güçlerin birliğini savunduğumuz için değil. Liberal sol ya da ulusalcı solla ortak bir proje geliştirilebileceği için hiç değil.

Bu yaklaşım özgüven ve halkın geliştirmeye başladığı akıl ve vicdana şans tanınması gerektiğini düşünmekle ilgili.

Alogan, AKP’nin “Ergenekoncu” suçlamasıyla ulusalcılara yüklenip hareketi şaşırtmaya karar verdiğini söylerken haklıdır. İşin gerçeği bu tuzağa ulusalcılar da düşüyor, yalnızca liberaller değil. Bir de bu tuzağı AKP ile birlikte hazırlayanlar var ki, evlere şenlik işler yapıyorlar.

Oysa… Diktatörden, onun manevralarından uzaklaşmak, onun hamlelerini boşa çıkarmak toplam kaliteyi artırır. Liberaline de, ulusalcısına da hayat verir.

Hayatım boyunca liberalizme ve ulusalcılığa dönük söyleyebileceğim “iyi” şey bununla sınırlı olacaktır büyük olasılık.

Peki ne yapmalı?

Düşünün… “Hükümet istifa”, halkın akıl ve yüreğinin eseri slogandır.

Ona sıkı sıkı tutunun, hayat vermez, bu kez hayat kurtarır.