Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Gamze Yücesan Özdemir

Gamze Yücesan Özdemir

Kökler hâlâ orada: Demokratik kitle örgütleri üzerine

Gün geçmişten gelen köklerden bugünün mücadelesini büyütme günü. Proleterleşmenin yarattığı ortaklığı sınıf bilinciyle, neoliberal yıkımın yarattığı öfkeyi yurttaşlıkla, insanların yalnızlığını örgütlenmeyle buluşturmak.

Yayın Tarihi: 09.08.2026 , 22:20 Güncelleme Tarihi: 10.08.2026 , 00:01

Bazı kavramlar geçmişte kalmış gibi geliyor kulağa. Demokratik kitle örgütü de böyle bir kavram. Oysa bu kavramın içeriği hiç de geçmişte kalmış değil tam da bugünün en yakıcı ihtiyacı: İnsanların kendi hayatları üzerinde söz sahibi olmak için yan yana gelmesi, örgütlenmesi ve birlikte mücadele etmesi. Siyasal iktidarın baskıyı amansızca artırdığı, muhalefetin siyasetsiz ve yönsüz kaldığı, emekçilerin siyasetten uzaklaştığı bir dönemdeyiz. Asıl kırılmayı yaratacak olan, insanların öfkesini ortak iradeye, itirazını örgütlü güce dönüştürecek mücadele zeminleri olacak. Demokratik kitle örgütleri bu nedenle bugün güncel ve yakıcıdır.

Kökler. Demokratik kitle örgütü kavramı bu memleketin kendi mücadeleleri içinden doğdu. Batı literatüründe birebir karşılığının bulunmaması da bundandır. 60’larda ve 70’lerde yükselen toplumsal mücadele kendi örgütlerini kurarken kendi kavramlarını da yarattı. İşçiler sendikalarında, öğretmenler derneklerinde, mühendisler ve mimarlar odalarında, hekimler meslek örgütlerinde yan yana geliyordu. Demokratik kitle örgütü, yükselen toplumsal mücadelenin kurumlarını ve örgütlenme anlayışını ifade eden bir kavram olarak ortaya çıktı.

Demokratik kitle örgütlerinde örgütün yapısı tabandan demokratik olarak kurumsallaşmaya dayanıyordu. Tabanın isteklerini öne çıkaran karar süreçleriyle güçleniyordu. Burada örgütlenmenin öznesi toplumsal ilişkiler içindeki konumlarıyla emekçilerdi. Mühendis yalnızca mühendis, öğretmen yalnızca öğretmen, hekim yalnızca hekim değildi. Hepsi emeğiyle yaşayan geniş toplumsallığın içindeydi.

Demokratik kitle örgütlerinin siyasal ufku vardı. Sendikalar ve meslek örgütleri için eşitlik, sosyal haklar ve sınıfın ortak çıkarları bu siyasal ufkun parçalarıydı. Bir meslek örgütü yalnızca üyelerinin ücretini ya da çalışma koşullarını savunmuyor, sağlık nasıl örgütlenmeli, eğitim nasıl olmalı, ülkenin kaynakları kimler için kullanılmalı, kamusal hizmetlerden kimler yararlanmalı sorularına da cevap arıyordu.

Ve elbette mücadele biçimleri de vardı. Grev, miting, yürüyüş, kampanya, direniş, hukuki mücadele… Örgüt yalnızca toplum adına konuşmuyor, toplumun içinde hareket ediyordu. Bir talebi dile getirmekle o talebin arkasında toplumsal bir güç oluşturmak arasındaki fark biliniyordu.

Sonra kuraklık geldi. 1980 sonrasında yaşanan siyasal yenilgiyle birlikte örgütlü mücadelenin kendisi de büyük bir dönüşüm geçirdi. Neoliberalizm bu yıkımı başka araçlarla derinleştirdi. Toplumsal dayanışmaya ayrılan zamanlar ve mekanlar daraldı, piyasa büyüdü. Sosyal hakların yerini bireysel çözümler, sınıfsal konumların yerini kimlikler aldı.  Meslek örgütleri ve sendikalar da bu dönüşümün dışında kalamadı.

Dönüşüm ilk olarak örgütün yapısında ve örgütün öznesinde görünür hale geldi. Hem sendikalarda hem de meslek örgütlerinde tabanına yaslanan kitlesel örgüt anlayışının yerini profesyonelleşmiş yönetimler aldı. Örgütlerin üyelerine ulaşma ve onları örgütsel süreçlerin parçası haline getirme kapasitesi zayıfladı. Diğer yandan örgütlenmenin öznesi de değişmeye başladı. Üyelerin sınıfsal konumlarından hareket eden, emeğin geniş kesimlerini ortak çıkarlar etrafında buluşturmaya çalışan anlayış terk edildi. Avrupa projeleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla şekillendirilmeye açık kimlik politikalarını merkeze alan bir anlayış öne çıktı.

Dönüşüm örgütlerin siyasal ufkunda ve mücadele biçimlerinde de görünür oldu. Hem sendikalarda hem de meslek örgütlerinde sınıfın ortak çıkarlarını ve toplumsal eşitliği merkeze alan taleplerden uzaklaşılırken teknik ve mesleki talepler, liberal demokratik gündemler ve uluslararası sivil toplum kuruluşlarının gündemleri ağırlık kazandı. S. Mücadele sırasında sokakta, işyerinde ve alanlarda görünür olmaya dayalı eylem biçimleri geri çekilirken basın açıklamaları, seminerler, raporlar örgütsel faaliyetin baskın mücadele biçimleri haline geldi.

Yeniden yeşertme zamanı. Bugün, demokratik kitle örgütü fikrinin yeniden kurulabileceği maddi koşullar belirginleşiyor. Bir yanda proleterleşme diğer yanda ise yurttaşlık talepleri var. Toplum işçileşiyor. Meslekler hızla proleterleşiyor. Hekimler, mühendisler, avukatlar geçmişte sahip oldukları ayrıcalıklı toplumsal konumlardan uzaklaşıyor. Sosyal haklardaki erozyon sonucunda yurttaşlık talepleri yükseliyor. Neoliberalizm bir yandan toplumu parçalarken diğer yandan milyonlarca insanın yaşamını benzer sorunlar etrafında birbirine yaklaştırıyor: Ücret, çalışma süresi, güvencesizlik, barınma, sağlık, eğitim, emeklilik… Tüm bunların karşısında kamuculuk arayışları yükseliyor. Sağlığın, eğitimin, barınmanın ve temel toplumsal ihtiyaçların piyasanın insafına bırakılamayacağı, her geçen gün daha geniş kesimlerin gündelik deneyimi haline geliyor. 

Demokratik kitle örgütünü yeniden yeşertmenin tam zamanı. Üç mücadele hattı üzerinden düşünebiliriz. İlki, sınıfı yeniden görmek. Bir insan tek başına işini kaybetmekten korkar, bin insan yan yana geldiğinde iş güvencesini talep eder. Bir insan kirasını nasıl ödeyeceğini düşünür, binlercesi yan yana geldiğinde barınma hakkını konuşmaya başlar. Sınıf “benim derdim” denilen şeyin “bizim derdimiz” haline geldiği yerde kurulur.

İkincisi yurttaşlığı sosyal haklarla talep etmek. Piyasanın toplumu kuşattığı her yerde sınıfa ait olanı dolayısıyla kamusal olanı savunmak, toplumun ortak geleceğini savunmaktır. Ve üçüncüsü, bunları mümkün kılacak olan taban örgütlenmesini yeniden kurmak. Üyelerin karar aldığı, harekete geçtiği ve mücadele içinde siyasal özne haline geldiği bir örgütlenme anlayışı.

Demokratik kitle örgütlerini yeniden kazanmak tam da bu üç hattı, sınıfı, yurttaşlığı ve tabanın örgütlü gücünü yeniden birbirine bağlamak aslında.

Gün geçmişten gelen köklerden bugünün mücadelesini büyütme günü. Proleterleşmenin yarattığı ortaklığı sınıf bilinciyle, neoliberal yıkımın yarattığı öfkeyi yurttaşlıkla, insanların yalnızlığını örgütlenmeyle buluşturmak.

Kuraklık uzun sürdü. Ama kökler hâlâ orada. Şimdi onları yeşertme zamanı.

Yazarın Son Yazıları