Engin Solakoğlu
Soykırım, propaganda ve NATO’culuğun sefaleti
Yayın Tarihi: 19.10.2025 , 23:50 Güncelleme Tarihi: 20.10.2025 , 00:07
ABD başkanı Trump’ın arkasına dizilen bir grup siyasetçinin topluca Filistin’e barış geldiği yalanını uydurmalarının üzerinden sadece altı gün geçti.
Bu noktada, “Yine mi Filistin?” diye soranlar olabilir. Evet yine ve daha çok Filistin yazacağız. Zira orada insanlık, kapitalizmin acımasızlığına, o düzenin terör ve ölüm örgütü NATO’ya, sermayenin daha çok kâr uğruna dünyayı ateşe atmasına ve her gün her saat utanmazca yalan söylemesine karşı direniyor. Görmeyenlerin, görmek istemeyenlerin, görüp de başka tarafa bakanlar içerisinde en azından vicdan sahibi olanların bu gerçeği anlamasını sağlayacağız.
Laikliğin, tam bağımsızlığın, sömürüsüz bir Türkiye’nin İsrail, ABD ve NATO’yu bu ülkeden ve zihinlerden kovmadan mümkün olamayacağını anlatmaya devam edeceğiz.
Batı’nın iktidara taşıdığı ve iktidarda tuttuğu bir zihniyetten kurtuluşu Batı kuyrukçuluğunda görenlere Filistin’de, bölgemizde ve dünyada Batı’nın neler yaptığını anımsatmaya devam edeceğiz.
Evet Filistin! Yine...
Ne diyorduk? Gazze’de taraflar arasında imzalanan ateşkes anlaşmasına dört ülke garantör sıfatıyla imza atmıştı. ABD, Türkiye, Mısır ve Katar.
Aradan geçen altı günde İsrail Gazze’de ateşkesi 47 kez ihlal etti, 100’den fazla saldırı gerçekleştirdi, 38 Filistinli’yi öldürdü, 147 Filistinli’yi yaraladı. Filistinliler BM’ye ve garantör ülkelere çağrı yaparak İsrail’in ateşkese uymaya zorlanmasını istediler.
Yanıt ABD’den geldi. ABD Dışişleri Bakanlığı “Hamas’ın ateşkesi bozacak, büyük bir saldırıya hazırlandığının öğrenildiğini” ileri sürerek “böyle bir saldırı halinde gerekli önlemlerin alınacağını” duyurdu.
Yanlış okumadınız. İsrail ateşkesi 47 kez ihlal etti ama ABD Filistin direnişini “saldırı niyeti iddiası” üzerinden tehdit etti. Ben bu satırları yazarken garantör ülkelerden hiçbir tepki gelmemişti.
O ülkelerden birinin Dışişleri Bakanı Hakan Fidan önceki gün anlaşmanın “faidelerini” sıralıyor, Erdoğan’ın ateşkes anlaşmasındaki rolünü anlatıyor ve “küresel lider” Erdoğan’ın İsrail’i kayıtsız koşulsuz destekleyen ABD’yi nasıl arabulucuya dönüştürdüğünü anlatıyordu.
Kurtlar Vadisi’nde başrol oynamaktan bölge rejimlerinin ABD sevdasını konu alan bir romantik komedi dizisinde karakter oyunculuğuna geçiş yapan Fidan bunları anlatırken İsrail öldürmeye, ABD öldürülenleri tehdit etmeye devam ediyordu.
ABD’nin açıklaması aslında İsrail ve ABD’nin Gazze’nin geleceğine dair planlarına dair ipuçları içeriyor. Gelin birlikte bakalım.
Bu dehşet ikilisi Gazze’yi ikiye bölünmüş halde bırakmak niyetinde. Bölgenin İsrail işgali altında kalacak bölümünde göstermelik bir “kentsel dönüşüm”e şahit olacağız. İşgalci devlet orayı, maaşa bağladığı birtakım suç örgütleriyle birlikte yönetecek. İşgal Ordusunun çekildiği kesim ise öylece bırakılacak. Oradaki halkın yeniden inşa edilecek bölgelere geri dönüşüne izin verilmeyecek.
Sahil bölgesinde Filistin direnişinin hayatı normale döndürmesine izin verilmeyecek. Nasıl mı? İsrail’in beslediği IŞİD bağlantılı çeteler sık sık o bölgede sabotaj ve saldırılar gerçekleştirecekler. Hamas ve diğer direniş örgütleri bunlarla mücadele ettiklerinde “ateşkes”i bozmuş olacaklar, İsrail de ABD bombalarıyla zaten yıkılmış bölgeyi tekrar tekrar tahrip edecek ve direnişin silahsızlandırılması için bahane üretmiş olacak.
İsrail/ABD IŞİD bağlantılı Ebu Şebab grubu eliyle yöneteceği Refah kentinde Murat Kurum usulü (Fikirtepe’yi gözünüzün önüne getirin) bir kentsel dönüşüm gerçekleştirecek. Bunu dünyaya radikalizmden arındırılmış bir Gazze örneği olarak pazarlayacak. Düzenli olarak bombalayacağı Gazze’nin geri kalanının görüntüleriyle karşılaştırıp direnişten arındırılan bölgelerin nasıl kalkındığı propagandasını yapacak.
Bu değerlendirme bana değil, Filistinli araştırmacı Muhammed Şehada’ya ait. Hamas veya diğer direnişleriyle hiçbir bağlantısı olmayan, AB tarafından fonlanan Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR)’nde misafir araştırmacı olarak çalışan Filistinli bir akademisyen.
Şehada, İsrail ile Ebu Şebab grubu arasında tesis edilen işbirliğinin en az altı aylık bir geçmişi olduğu ve işgalci devletin bu grubu Gazze’yi Hamas’ı ve diğer diğer direniş örgütlerinin elinden almak için değil, tamamen propaganda amacıyla kullandığı saptamasını yapıyor.
Filistinli akademisyen, İsrail’in bu amaçla yaklaşık beş ay kadar önce Gazze bölgesinin Refah kentinde 300 kişilik bir yerleşim alanı kurulduğunun, Ebu Şebab militanları ve ailelerinin yerleştirildikleri bu kampta bir cami ve bir okul yapıldığının, Gazze’nin geri kalanını dümdüz ederken bu kampa dokunulmadığının da altını çiziyor.
Şehada, İsrail’in önümüzdeki günlerde, maaşa bağladığı kimi sosyal medya fenomenleri ve gazeteci görünümlü kimi Batılıları bu kampa getirip “Bakın bizimle barış içinde yaşayan Filistinliler ne kadar iyi koşullara sahipler, Hamas ve diğer direniş örgütleri de silah bırakırlarsa bütün Gazze bu koşullara kavuşabilir” şeklinde özetlenebilecek bir propaganda kampanyasına girişeceğini söylüyor.
Hamas’ın silah bırakmayı kabul etmesi halinde dahi İsrail’in “hala silahlı militanlar bulunduğu” gerekçesiyle saldırganlığına ara vermeyeceğini söyleyen Şehada, soykırımcı devletin iyi niyetten ne kadar yoksun olduğu konusunda kolay kolay reddedilemeyecek bir örnek de veriyor: Lübnan.
Lübnan’da geçen yıl, 27 Kasım 2024’te sözde bir ateşkes ilan edildiğini ancak bunun İsrail saldırılarını durdurmadığını hepimiz biliyoruz. İsrail, daha üç gün önce Lübnan’ın güneyi ve doğusundaki 5 farklı noktaya 10’dan fazla hava saldırısı gerçekleştirdi. Hizbullah’ı hedef aldık dedikleri saldırıda iş makinaları ve çimento fabrikaları tahrip edildi.
Şehada, İsrail’in Gazze’yi yerle bir etmek için 100 milyar dolar harcadığını, 900 civarında asker kaybettiğini, bu nedenle bölgenin Hamas’lı veya Hamas’sız yeniden ayağa kalkmasına ve Filistin halkına ait kalmasına izin vereceğini düşünmenin hayalcilik olduğunu da söylüyor.
Çok da doğru söylüyor ama gelin görün ki Ortadoğu halklarının tepesine binmiş iktidarlar ve onların sözde muhalefetleri barış ve AB ve NATO masalları anlatmaya devam ediyorlar.
"Yine mi Filistin?” Evet yine ve daha çok Filistin çünkü sermayenin ve onun kuyruğundaki sözde liderlerin karşısında Filistin direnişi var, Güney Amerika’da, ABD’de ve Avrupa’da sokakları dolduran milyonlar var.
İsrail ordusunun terör örgütü ilan edilmesi için kampanya başlatan İngiliz Yeşiller Partisi’nin Yahudi lideri Zack Polanski var. İsrail parlamentosu Knesset’te sergilenen Trump müsameresine isyan eden Hadash Partisinin İsrailli milletvekilleri Ofer Cassif ve Eymen Avde var. Trilyonlarca dolarlık silaha, küresel sermayenin medyasına aldırmadan gerçeğin peşinden ayrılmayan komünistler var.
Bunlar olduğuna göre, direnmek için sebep de var, olanak da var.
Filistin halkına yaşatılanları, yaşatanları ve iktidarda kalmak veya iktidara gelmek için onların ellerine yapışanları unutturmak yok.