Engin Solakoğlu
Kıbrıs’ta seçimler
Yayın Tarihi: 13.10.2025 , 00:15 Güncelleme Tarihi: 13.10.2025 , 00:15
Kuzey Kıbrıs’ta 11. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turu 19 Ekim Pazar günü yapılacak. İlk turda herhangi bir aday yüzde 50 artı 1 oy elde edemezse seçim bir sonraki Pazar günü yani 26 Ekim’de en yüksek oyu alan iki aday arasında tekrarlanacak.
Seçimlerde sekiz aday yarışacak ama seçimin iki adayın mücadelesi şeklinde geçeceği neredeyse kesin gibi. Bu yüzden 2020 yılındaki geçen seçimden farklı olarak bu kez işin ilk turda bitmesi de mümkün. Bir başka fark ise Kıbrıs Sosyalist Partisi’nin ilk kez aday çıkartıyor olması.
Başa güreşenler, şu anki Cumhurbaşkanı ve Ulusal Birlik Partisi’nin (UBP) adayı Ersin Tatar ile ana muhalefet partisi konumundaki Cumhuriyetçi Türk Partisi’nin (CTP) adayı Tufan Erhürman.
Konuyu biraz takip edenlerin bildiği üzere, Tatar ile Erhürman arasındaki temel fark birinin “iki devletli” çözümü diğerinin ise “BM parametreleri çerçevesinde federal” bir çözümü savunması.
İki devletli çözüm Akepe’nin uydurduğu bir formül ama belirli bir tarihsel gelişimin sonucu. Esas ilhamını Kıbrıs Türk sağının uluslararası konjonktür ve Türkiye’nin keyfine göre değişen bir içerikte savunageldiği konfederal nitelikli çözüm talebinden alıyor. Akepe’nin güncellediği versiyon sanki birbirinden tümüyle ayrı, kafasına göre takılan iki devlet öngörüyormuş havası veriyor ancak bu doğru değil.
İsrail’in soykırımına uydurulan Trump kılıfına bile dantelden süs ören Akepe diplomasisinin böyle bir hedefi de niyeti de yok. Bir kere Kıbrıs’ın kuzeyi bağlamında gördükleri en cesur rüya bile iki devletli bir çözümü, Kıbrıs Türkleri’nin bağımsızlığını filan değil doğrudan ilhakı öngörüyor. Kıbrıs Türkleri istese de, istemese de.
Gerçeklere dönersek esas murat, iki devletli formülü bir müzakere pozisyonu olarak kullanmak, böylelikle daha gevşek bir federasyon, daha açık bir deyişle konfederal yönü ağır basan bir Kıbrıs elde etmek olabilir. Birçok konjonktürel faktöre bağlı olmakla birlikte bu hiçbir şekilde hayalci bir plan değil. Emperyalizm uygun görürse olur. Kıbrıs sorununun diplomatik müzakere mirası öylesine zengindir ki, İngiltere’si, AB’si, ABD’si, Kuzey’in konfederal, Güney’in federal olduğunu düşündükleri bir çözüm planını dahi dayatabilir, her iki taraf da kendi arastasında bu “malı” rahatlıkla satabilir.
Yukarıdaki senaryo UBP adayı Ersin Tatar seçimleri yeniden kazanırsa olabileceklere dair bir fikir demetiydi. Şimdi de alternatifine bakalım.
CTP ait olduğu sol gelenekten bir hayli uzaklaşmış bir parti. Sosyal demokrat bir siyasi yapı için sürpriz değil. Her ne kadar dünyadan izole denilse de, Kuzey Kıbrıs’taki CTP de Avrupa’daki benzerlerine koşut bir süreç yaşadı ve “solculuğu” zaman içinde Federasyon çözümünü savunmaktan ibaret hale geldi. Yanlış anlaşılmasın parti içinde hâlâ samimiyetle solcu olduklarını düşünenler var ama Almanya’da SPD ne kadar solcuysa CTP’nin ana yönelimi de o kadar solcu kabul edilebilir.
CTP’nin savunduğu federasyon AB ile bütünleşmiş bir Kıbrıs öngörüyor. Böylesi bir çözümün Kıbrıslı Türklerin gerçekten mustarip oldukları birçok sorunu, en önemlisi de toplumun gelecek kaygısını ortadan kaldıracağı düşünülüyor.
Türkiye’de öttürülen anlamsız borazanlara bakmayın. CTP adayı Erhürman’ın savunduğu çizgi, Türkiye’den kopup giden ve Mora yarımadasına demirleyen bir Kıbrıs öngörmüyor. Bir kere bu hem mümkün değil, hem de CTP böyle bir olasılığın Kıbrıs Türk halkı açısından iyi sonuçlar doğurmayacağını görebilecek kadar siyasi deneyim ve birikime sahip bir parti.
Herkesin anlayacağı dilden konuşursak, CTP adayının kazanması “Kıbrıs’ın elden gitmesi”, “Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de tamamen kuşatılması” anlamına filan gelmiyor. Bu sakızı çiğnemekte ısrar edenler bilerek ya da bilmeyerek bir yandan Akepe’nin Türkiye’de de Kıbrıs’ta artık sadece “bekâ” söylemiyle dönebilen değirmenine su taşıyor bir yandan da Kıbrıs Türk halkını zerre kadar tanımadıklarını ortaya koyuyorlar.
Bir kere Kıbrıs adasında bulunacak herhangi bir çözümün Türkiye’nin etkin katkısı ve onayı olmadan gerçekleşmesi hayatın olağan akışına aykırı. Bu federasyon için de geçerli, konfederasyon veya iki devletli çözüm için de. Yine özetleyelim: Kıbrıs “satılırsa” satıcı Kıbrıs Türkleri olmayacaktır. O yüzden de ilkel milliyetçi histerilerinizi hepi topu iki-üç yüz bin kişilik bir toplum üzerinde tatmin etmeye çalışmanın alemi de yararı da yok. Derdiniz Türkiye’nin güvenliği ise, işe içeriye, sizi yönetenlere bakmaktan başlayacaksınız.
Şimdi bu Federasyon çözümünün zaaflarına bakalım. Kıbrıs Türkleri’nin büyük çoğunluğu bakımından bu bir “ileri adım”. CTP ve son derece haklı sebeplerle Türkiye’nin yanlış politikalarından, Akepe döneminde arşa çıkan aşağılamalarından bıkmış olan Kıbrıs Türk halkı, AB’ye girerse “bir şeylerin” düzeleceğini düşünüyor.
Bu belki 1980’lerde, bilemediniz 90’larda anlaşılabilir bir yanılgıydı ama 2025’te eni konu anakronik bir istek gibi duruyor.
İsrail’in gözümüzün önünde gerçekleştirdiği Filistin soykırımına verdiği destekle, o desteği haklı olarak protesto eden milyonlarca yurttaşına reva gördüğü polis şiddetiyle, Rusya-Ukrayna savaşını uzatmak ve mümkünse bütün kıtayı savaşa sokma iradesiyle ve sermayesinin küresel rekabette kaybettiği avantajı emekçi ve emekli haklarından tırtıklayarak telafi etme inadıyla Avrupa artık gezegenin en net kötülük odaklarından biri.
Bunca kötülüğü yapabilen bir siyasi iradenin Kıbrıs Türkleri’ne “iyilik’ yapabileceğini düşünmek çok gerçekçi değil.
Yalnız Kıbrıslı Türklere çok da yüklenmeyelim. Filistin’de soykırımın büyük ortağı konumundaki ABD’nin, Suriye’ye barış getirebileceğini, hatta Türkiye’de Kürt sorununu çözebileceğini savunabilenlerin bulunduğu bir gezegende hiç de yalnız sayılmazlar.
Çoğu zaman derdi bini aşan halkların veya onları temsil etme iddiasındakilerin dünyaya salt kendi pencerelerinden bakarken etrafta olup biteni gözden kaçırmaları istisnai değil.
İlk kez olmayacak ama tekrarlayalım. Kıbrıs Avrupa’da filan değil, Doğu Akdeniz’de ve gerek coğrafi gerek jeopolitik anlamda Ortadoğu’da bir ada. AB, ABD ve genel olarak emperyalizm açısından vazgeçilemez bir konuma sahip. Ortadoğu’da bir tür yedek İsrail işlevi görebilir, hatta görmekte. İsrail Kıbrıs’a yığınak yapıyor, füze satıyor diye bağıranların, İsrail’in bölgedeki kıyımına ve yayılmacılığına esas desteğin yine adadaki İngiliz üslerinden verildiğini es geçmeleri ağır bir cehaletten kaynaklanmıyorsa, sadece kötü niyetle açıklanabilir.
Adanın federatif veya konfederatif bir çatı altında AB bünyesinde birleşmesi, ya da “iki devlet” olarak kalması emperyalizmin Ortadoğu tasarımında oynadığı veya oynayacağı rol bakımından hiçbir şeyi değiştirmez. Birinci ve Türkiye’ye göre en kötü senaryoda Ada’nın tümünde AB, ABD, NATO ve kaçınılmaz olarak İsrail hakimiyeti tesis edilmiş olur, ikinci senaryoda ise bu dörtlüye yine NATO üyesi Türkiye eklenir.
Her iki senaryoda da, Kıbrıs Türk ve Rum halkları bu dev uçak gemisinin herhangi bir kriz anında denize ilk atılacak miçoları olmanın ötesinde bir değer ifade etmezler. Emperyalizm hiçbir halkın dostu değildir.
Jeopolitikten yerel siyasete dönelim. Seçimlere Akepe-Mehape müdahalesi geçen seçimlerde olduğu gibi tam gaz devam ediyor. Kitlesel “seçmen” ithalinden tutun da, Cumhur ittifakının ağır toplarının “turistik” gezilerine, oradan Türkiye Büyükelçiliği’nin “bekâ” faaliyetlerine kadar seçimin seçime benzememesi için elde gelen her şey yapılıyor.
Ne yapalım, “Cumbur” ittifakı da böyle “müdahaleli” seçimleri seviyor. Sahibi ya da paydaşı oldukları onca eğitim kurumu görünümlü ticarethanenin, kumarhanenin ve daha birçok “hane”nin bekası bu müdahalelere bağlı diye düşündüklerinden Anadolu’da duramıyor, Girne, Mağusa, Lefkoşa’da sonbaharın tadını çıkartıyorlar.
“E hocam, çok uzattın, okumaktan yorulduk, sen kimin kazanacağını söyle” diyorsunuz büyük olasılıkla.
CTP cephesi çok umutlu, yüzde 60’a yakın oy hedefini tutturmaktan dem vuruyor. UBP tarafı adayının ferasetinden ziyade velisi konumundaki Akepe-Mehape’nin seçimler konusunda yaş tahtaya basmayacağına güveniyor.
Benim bir tahminim yok yalnız Akepe’nin bunca müdahaleye rağmen seçimi kaybetmesinin Türkiye siyasetini de ilgilendiren olumlu yansımaları olur kanısındayım.
Bir diğer tahminim ise seçimin ikinci tura kalmasının Türkiye’yi yönetenlerin müdahale alan ve etkisini genişleteceğidir.