Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

Emperyalizm körlüğü ve Kıbrıs örneği

Sadece İsrail değil, ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin Kıbrıs’a silah yığınağı yapmaları elbette bir tehdittir. Ancak emperyalist tehdidin ana hedefi NATO düzeninin ayrılmaz parçası olan AKP-MHP rejimi değil, Türkiye, Kıbrıs ve bütün Ortadoğu halklarıdır.

Yayın Tarihi: 21.09.2025 , 23:33 Güncelleme Tarihi: 24.09.2025 , 12:08

Dünya barut fıçısı olma eşiğini çoktan geçti. Filistin’de soykırım, Ukrayna’da iki kardeş halkın boğazlaştırılması, Kongo’da Ruanda öncülüğünde yürütülen katliam ve yağma, Sudan’da iç savaş ve açlık, Orta ve Güney Amerika’da vites yükselten ABD saldırganlığı. Bu yangın noktalarının ortak özelliği tıpkı gerçek yangınlar gibi yayılma tehlikesi barındırmaları. Hiçbiri çıktığı yerde duracak gibi değil.

Ortadoğu bunun en somut örneği. Filistin soykırımı, Suriye kördüğümü, Lübnan’ın başına çöken yeni iç savaş tehlikesi, Yemen’in emperyalist saldırıya yiğitçe ve inatla direnmenin bedelini her gün ödemesi gibi gelişmeler birbirleriyle bağlantılı.

Geçtiğimiz günlerde Nicholas Danfort’ın, Foreign Policy dergisinde bir makalesi yayınlandı. Danfort uzun yıllardır Türkiye üzerine çalışan bir araştırmacı, akademisyen. Liberal görüşlü Demokratlara yakın sayılabilecek bir Amerikalı. 
Danfort, makalede özetle bölgenin, hatta dünyanın kuralsız bir cangıla döndüğü tespitini yaptıktan sonra Akepe Türkiyesi’nin önümüzdeki dönemde işinin zorlaşacağını, yakın zamana kadar bölgenin tek “delikanlısı” pozlarında sınırları zorlayan Türkiye’nin, herkesin aynı şekilde davrandığı bir dünyada eskisi kadar rahat hareket edemeyeceğini söylüyor.

Birinci tespit kesinlikle doğru. Yaygın deyişi uyarlarsak, “kural mural yok, bam bam bam!” bir ortamdayız. Küresel zorba ABD’ye sırtını dayarsan artık soykırım yapmak bile serbest. Bölgede Suriye rejimini değiştiren geniş ittifakın üyeleri, bir sonraki hedefe doğru saldırmaya hazırlanırken birbirlerini dirseklemeyi de ihmal etmiyorlar. Ganimetten alınacak payı büyütmeye yönelik gerginlikler yaşanıyor.

İsrail ile Akepe/Mehape Türkiyesi arasındaki çekişme buna bir örnek. O yüzden bugün bunun bir yansıması olan Kıbrıs gelişmelerini tartışmaya çalışacağım.

İsrail’in Kıbrıs’a Barak MX tipi hava savunma sistemi göndermesi Türkiye’de tartışma yarattı. Millî Savunma Bakanlığı bir açıklama yayınlayarak bu sevkiyatın tehlikeli bir gelişme teşkil ettiği ve konunun yakından izlendiğini belirtti. TBMM Başkanı Kurtulmuş dahi “bunun sıradan bir askeri sevkiyat olmadığının farkındayız” dedi.

İsrail’in Yunanistan ve Kıbrıs’la yakın ilişki kurduğuna dair her haber ülkemizde benzer tepkiler yaratıyor. Mesele acaba sadece Türkiye ile İsrail arasında yaşanan gerilimle mi ilgili?

Türkiye’de Kıbrıs denince milliyetçilik krizine girmek eski bir refleks. Kıbrıs bizim canımız feda olsun kanımız diye bağıranlara artık pek rastlanmıyor ama Ada üzerindeki kısmi kontrolün Türkiye’nin güvenliği için hayati olduğu hususunda geniş bir mutabakat var. Bu mutabakat Kıbrıs’ı asla adada yaşayanlar üzerinden tartışmıyor. Sanki üzerinde insan yaşamayan Antarktika’dan  bahsediyormuşuz gibi, alan kontrolü ve doğal kaynakların paylaşılması konuşuluyor. Hatta Antarktika’da yaşayan penguen ve fokların bile Kıbrıs’ta yaşayan halklardan daha fazla önemsendiğini söylemek abartı olmaz.

Burada “Kıbrıs elden gidiyor” korosunun alabildiğine basitleştirilmiş vizyonunu rahatsız edebilecek bir “ayrıntı” vereyim. Kıbrıs’ta asker bulundurmamızın tek meşru sebebi sayılabilecek bir halk var ya hani, işte onların yaşadığı bölgede bir seçim olacak. KKTC Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu 19 Ekim’de yapılacak. Akepe tam gaz kendi kayyumunu yeniden seçtirmek için çalışıyor. Bu yolda herhangi bir kural, yasa vs de tanımıyor. Tek bir amacı var: Kıbrıs Türk halkının kendisini yönetecek adayı özgürce seçmesini engellemek. Tıpkı 2021’de yaptığı gibi. Kıbrıs’la ilgili bir derdiniz varsa işe bu gayrimeşru müdahaleye karşı çıkmakla başlayabilirsiniz.

Konumuza geri dönebiliriz. Bu geniş mutabakatın taraflarına göre, Kıbrıs’ta bir biz varız, bir de “Rum-Yunan ikilisi”. Onlar bizi, biz onları sevmiyoruz ve o meş’um ikili habire kuyumuzu kazıyor, toprağımıza(?) göz dikiyor. Denklem bu. Basit. Biz Kadir İnanır. Karşımızdakiler Erol Taş ve Danyal Toptan ikilisi. Yine bu denkleme göre, Kıbrıs’ta B. Britanya yok, Amerika yok, Fransa yok. AB var tamam ama nedense AB’nin belinde otomatik silahla dolaşan abisi NATO yok.

Şimdi bu denkleme bu çevrelerin çoğu zaman hayranlık duyduğu, işbirliği yapmaya can attığı ancak son dönemlerde zincirinden boşanmış bir canavar gibi çocuk katlettiği için en azından söylem seviyesinde “sakıncalı” hale gelen İsrail (deminki Yeşilçam karakterlerinden yola çıkarak Hüseyin Peyda desek merhuma ayıp etmiş mi oluruz?) eklenince bir kıyamettir kopuyor. Rum-Yunan ikilisi oluyor size Rum-Yunan-İsrail şer üçgeni!

Haydi şu meseleye bir daha yakından bakmayı deneyelim. Önce somut bilgiler:

İsrail’in Kıbrıs’a hava savunma sistemleri satması yeni bir gelişme değil. Bu hafta gerçekleşen son 10 ay içindeki 3. sevkiyat oldu. İlk sevkiyat 2024’ün Aralık ayında yapılmıştı. Peki neden hava savunma sistemi, neden şimdi?

Kıbrıs’ın mevcut hava savunma sistemleri son derece eski ve ağırlıkla Rus yapımı. AB’nin Rusya’ya yönelik ambargoları sebebiyle yedek parça temin edilemediği veya yenisi alınamadığı için çoğu da kullanılamaz durumda.

Kıbrıs Rum Yönetimi bu hava savunma sistemini elbette ilke olarak Türkiye’den gelebilecek bir saldırıya karşı kullanabilir. Bununla birlikte Ada’nın kuzeyinde toplam mevcudu 50 bini aşan ve gayet iyi donanımlı bir askeri kuvvet bulunduğunu anımsarsak bu sistemin olumsuz etkisinin ihmal edilebilir bir düzeyde kalacağını anlayabiliriz. Yalnız Doğu Akdeniz’e doğru bakınca sadece bu meseleyi görenlere kötü bir haberim var: Dünya Türkiye ve Kıbrıs’tan ibaret bir gezegen değil.

Kıbrıs Süveyş kanalının ağzına bakan, Suriye, Lübnan ve İsrail manzaralı bir ada aynı zamanda. Adanın İsrail kıyılarına uzaklığı 260 km civarında. Bu bilgiyi aklımızda tutalım lütfen.

İsrail’in Hizbullah ve İran’a yönelik saldırıları sonrası yaşanan çatışmalarda, kendi hava savunma sisteminin yetersiz kaldığını, İsrail hava sahasının ABD, İngiltere ve Fransa donanması ve hava kuvvetleri tarafından da korunduğunu, bu güçler için Kıbrıs adasındaki İngiliz üslerinin önemli bir lojistik desteği sağladığını hatırlayabildik mi?

Bunun yanında Hizbullah’ın İsrail tarafından suikastla ortadan kaldırılan eski lideri Nasrallah’ın bu konuda Kıbrıs’ı uyardığını, İran’ın İsrail’e verdiği karşılık sırasında kimi İran füzelerinin Kıbrıs’a düştüğünü unuttuk mu?

Kıbrıs’a konuşlandırılacak Barak füzelerinin 460 km menzile sahip radar sisteminin Türkiye’yi de kapsadığı, İsrail’in bu eylemiyle esasen aynı ittifak içinde yer aldığı Akepe/Mehape ortaklığını dürtüklemiş olmayı da hedeflediği bir gerçek ancak esas amaç hiç kuşkusuz İsrail’in ve emperyalizmin bölge çıkarlarının savunulmasına ve ilerletilmesine hizmet edecek ilave bir katman daha eklenmesi.

Bu gerçek orta yerde dururken, bölgedeki her gelişmeyi Türkiye-İsrail veya Türkiye- “Rum-Yunan” ikilisi perspektifinden algılamanın ancak iki açıklaması olabilir.

Birincisi emperyalizmin Ortadoğu’daki somut eylemlerini ve planlarını göz ardı edecek kadar dünyadan habersiz olmak. Bu sıkıntı eğitim ve telkinle giderilebilir.

İkincisi ise, bu eylem ve planları gizlemek, halkın gözünden kaçırmak için bilinçli bir çaba içerisinde bulunmak. Bunun tedavisi çok güç zira modern tıp niyet iyileştirme konusunda hâlâ çaresiz.

Ortadoğu’da ana denklem belli. Bir tarafta başta Filistinliler olmak üzere Ortadoğu halkları, diğer tarafta ise emperyalizmin geniş bir saldırı koalisyonu var. ABD, NATO ortağı İsrail, NATO üyeleri Türkiye ile Yunanistan ve giderek NATO’yla bütünleşen AB üyesi Kıbrıs bu koalisyonun doğal üyeleri. Koalisyon içindeki çeşitli aktörlerin zaman zaman aralarında itişmeleri bu yalın gerçeği değiştirmiyor.

O yüzden de sadece İsrail değil, ABD, İngiltere ve Fransa gibi ülkelerin Kıbrıs’a silah yığınağı yapmaları elbette bir tehdittir. Ancak emperyalist tehdidin ana hedefi NATO düzeninin ayrılmaz parçası olan AKP-MHP rejimi değil, Türkiye, Kıbrıs ve bütün Ortadoğu halklarıdır.

Bir kütüğe odaklanıp, üzerimize her an yıkılıverebilecek kereste yığınını gözden kaçırmayalım!

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları