Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

'Demokrat' Avrupa’nın maceraları

Bu hikâyenin hissesi şu: Sizin bildiğiniz eski Avrupa da bir halt değildi ama artık o dahi kalmadı. Karşımızda yalan ve riyakârlığın ayıp olmaktan çıktığı siyasi bir topluluk var. Eskiden de bu haltları ediyorlardı ama hem gizlemek için daha çok çaba gösteriyor hem de sahtekârlıkları ortaya çıktığında utanmış gibi yapıyorlardı.

Yayın Tarihi: 06.10.2025 , 00:11 Güncelleme Tarihi: 06.10.2025 , 00:11

Filistin’de süren soykırım, dünya halklarının Sumud Filosu’nda somutlaşan direnişi, odun kesici Trump’ın hınk deyici işbirlikçileri tarafından ayakta alkışlanan Filistin’i imha planı derken bir ara pek gözde olan bir girişimin son toplantısı enikonu gölgede kaldı.

Avrupa Siyasi Topluluğu (AST) 2 Ekim’de Kopenhag’da 7. Zirvesini gerçekleştirdi. 2022 yılında Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un girişimiyle özellikle Rusya’dan Avrupa’ya yönelen tehdit gerekçesiyle oluşturulan topluluğun bu zirvesine Türkiye katılmadı. Oysa altı ay önce Arnavutluk’ta düzenlenen 6. Zirve’ye Akepe Genel Başkanı da katılmış, Türkiye’nin Avrupa’nın güvenliği, ekonomisi ve savunma sanayii için ne kadar önemli olduğunu ballandıra ballandıra anlatmıştı.

O sıra hâlâ Avrupa’ya bir yerlerden çengel atar mıyız umudu pek canlıydı. Trump’tan randevu da henüz alınamamıştı. Neyse ki Oval Ofis’e gidildi, süt dökmüş kedi pozları verildi, halkın cüzdanındaki son birkaç kuruş ev sahibine takdim edildi, bir miktar "meşruiyet" devşirildi, bunun bir kısmı da Cumhuriyet tarihinin temsil kabiliyeti en düşük parlamentosuna 3-4 fotoğraf karesi aracılığıyla aktarıldı.

Akepe-Mehape düzeninin o aralar Avrupa cilasına ihtiyacı vardı. Amerikan imalatı cila bulununca Kopenhag’a gitmeye de gerek kalmadı deyip konumuza dönelim.

AST Avrupa Birliği ülkeleri ile birliğe üye olmayan çeper ülkeleri kapsayan bir platform. Bir ara bizdeki birkaç şaşkının söylediği gibi AB’nin bekleme odası filan değil. Kaldı ki, şayet yapılırsa 9. veya 10. zirvesi muhtemelen Brüksel’deki AB Komisyonu binasının bir odasında gerçekleşir ve bu girişim de benzerleri gibi unutulur gider.

Benzerleri deyince aklıma ilk gelen yine Fransa’nın uydurduğu anlı şanlı Akdeniz için Birlik (AiB) girişimi. Bu yazıda kullanmak için internette ararken bile bulmakta zorlandım. AiB kurumsal olarak var hâlâ ama sesini duyan kalmadı. Tümüyle konjonktürel ve geçici heveslerle gündeme getirilen bölgesel girişim veya örgütlerde rastlanmayan bir şey değil. Öldüklerini herkes biliyor ama cenazesinin kalkması yıllar alıyor.

Neyse efendim, sessiz sedasız gerçekleşen AST’nin 7. Zirvesi’nde ele alınan ilginç konulardan biri Rusya’nın Avrupa’daki mali varlıklarına el konulması meselesiydi. Rusya-Ukrayna savaşının başından beri tartışılan bu konuda genel bir mutabakat oluşacakken, beklenmedik bir ülkeden, Belçika’dan itiraz geldi. Belçika’nın gayet ırkçı ama bir kadar da ultra liberal başbakanı De Wever Rusya yanlısı olduğundan filan değil, özel mülkiyete ve servetlere el konulması bağlamında kötü bir örnek oluşturacağı için bu uygulamaya karşı çıktı.

AST ve onunla eşzamanlı geçekleştirilen AB Zirvesi’nin ana teması elbette Avrupa’nın Rusya’nın olası saldırısından korunmasıydı. Trump’ın Avrupa muavinliği görevini seve seve yürüten NATO Genel Sekreteri Rutte de doğal olarak çifte zirvenin en görünür görünür simasıydı.

Yeniden silahlanmaya çalışan Avrupa’da şu sıra bir Rusya ve dronları psikozu yaşanıyor. Belki de yaşatılıyor demek daha doğru. Her gün bir Avrupa ülkesinden drone “istilası” haberleri geliyor. “Rus (?)” dronları bir gün Belçika’da bir başka gün Danimarka açıklarında zuhur ediyor. Bu atmosferle uyumlu olarak bir tür “drone duvarı” imalatı tartışılıyor. Avrupalı liderler, ekonomiyi “askerileştirmek” ve Avrupa halklarının kaynaklarını silah üreticisi patronlara aktarmak için yol arayışındalar. Şu sıra bunun için “dron” öcüsü kullanılıyor.

Avrupa’da şu sıra yaşatılan psikoz Soğuk Savaş yıllarından ABD’de her vesileyle işlenen “Ruslar geliyor”, “Komünistler/Kızıllar her yerde”, “SSCB ABD’yi Küba üzerinden işgale hazırlanıyor” vb. temalarını hatırlatıyor.
Rusya’nın Ukrayna ile savaşta dron kullandığı zaten sır değil ama Avrupa’nın orasında burasında neden dron uçurma ihtiyacı hissettiği sorusu yanıtsız. Zaten dron uçtu haberleri geldikten ortalama 24 saat sonra, yetkili ağızlardan “bunların Rusya’ya ait olduklarına dair kanıt yok” açıklamaları geliyor ama “yine dron saldırısı” başlıkları atan Avrupa basını bu açıklamaları nadiren aynı büyüklükte görüyor. Maksat psikozumuza halel gelmesin!

Fransa son dönemde bu psikozu derinleştirme ve yaygınlaştırma lider rolü üstlenmiş gibi görünüyor.

Ülkesindeki destek oranı yerlerde sürünen, ne sokağa ne de parlamentoya hâkim olabilen Fransa Cumhurbaşkanı Macron, içeride sıkıştıkça dış politikada şahinleşiyor.

Geçen yıla kadar Rusya-Ukrayna savaşında Putin’le konuşabilen nadir Batılı liderlerden biri olmakla böbürlenen Macron, şu sıra TRT’nin sözde tarih dizilerini kıskandıracak paçozlukta bir kahraman rolüne soyunmuş durumda. 

“Aslan yürekli” Macron son olarak, Rusya’dan Hindistan’a petrol taşıyan “Borocay” isimli bir tankere Fransa’nın Batı kıyıları açıklarında müdahale emri verdi. 1 Ekim günü Fransız Özel Kuvvetlerine bağlı birlikler tankere çıktılar. Görüntüler bütün kanallara servis edildi. Maskeli “kahramanlar” kaptan ve yardımcısını  adi suçlu gibi yakalayıp karaya çıkarttılar.

Suçlama, yaptırımlara aykırı olarak petrol taşımak ve  Avrupa semalarında dolaştığı söylenen dronlara platform görevi görmekti.

Gemiyi de St. Nazaire limanına bağladılar. O sırada Kopenhag zirvesinde bulunan Macron, gizemli tavırlar takınarak bu tür baskınların süreceğini ve amacın Rusya’yı müzakere masasına çekmek olduğunu söyledi.

Tanker gerçekten de Rusya’nın Leningrad kenti (St. Petersburg diyorlar ama benim için hep Leningrad kalacak)  yakınlarındaki bir limandan yüklediği 100 bin ton ham petrolü Hindistan’a götürüyordu.

Yalnız, Fransız kanalları, BBC ve Reuters gibi medya organlarının ısrarla yer verdiği “yaptırımlara aykırı olarak petrol taşıma” suçlaması hiçbir anlam taşımıyordu. Yaptırımlar AB’ye petrol sevkiyatıyla ilgili. Tanker Hindistan’a gidiyor. Hindistan, kendi açısından gayet anlaşılır sebeplerle, ABD ve AB’nin bu tarz kararlarını dikkate almayan bir ülke. O zaman ortada suç filan da kalmıyor.

Dronlara platform görevi görme suçlaması da ayrı bir abukluk. Zaten Macron dahi “bunu tam bilmiyoruz” demek zorunda kaldı.

Nitekim geminin kaptanını ve ikinci kaptanını 48 saat geçmeden serbest bıraktılar. “Borocay” tankeri de St. Nazaire limanından ayırılıp Hindistan yolunu tuttu. 23 Şubat’ta mahkemeye çıkması istenen Çinli kaptana ise bir tek suçlama getirilebildi. Geminin ait olduğu ülkeye dair tutarsız bilgi vermek. Brest savcısı da diğer suçlamalarla ilgili bilgim yok diye kesip attı.

Görüyor musunuz saygısızlığı? Senin koskoca Cumhurbaşkanın tam pelerinini giymiş şanlı Fransız ordusunun başında Rus tankerlerine akın yapıyor, sen tutup bozgunculuk yapıyorsun. Fransa’nın Akepe Türkiyesi’nden daha öğrenmesi gereken çok numara var bu konularda.

O arada Kopenhag’daki zirve de bitmiş, Macron Paris’e dönmüştü zaten. Mikrofon/kamera önü kahramanlığını sürdürmenin bir alemi de kalmamıştı.

Bu hikâyenin hissesi şu: Sizin bildiğiniz eski Avrupa da bir halt değildi ama artık o dahi kalmadı. Karşımızda yalan ve riyakârlığın ayıp olmaktan çıktığı siyasi bir topluluk var. Eskiden de bu haltları ediyorlardı ama hem gizlemek için daha çok çaba gösteriyor hem de sahtekârlıkları ortaya çıktığında utanmış gibi yapıyorlardı.

Dün akşam bu yazıyı tasarlarken sosyal medyada bir mesaja denk geldim. Yıllar önce kişisel olarak da tanıdığım Gerald Knaus, Gürcistan’da önceki gün yeniden şiddetlenen gösterilerin görüntülerini paylaşmış ve “Demokrat Avrupa”yı Gürcistan halkına yardıma çağırmış.

Bilemiyorum belki gelirler ama bir yandan da çok meşguller be Gerald Bey kardeşim!

Avrupa “demokrasisi”nin kalesi Fransa’da polis sokak eylemlerini kriminalize etmek için banka şubesini ateşe veriyor. 
Almanya polisi her gün Filistin’de soykırım olmasın diyen vatandaşlarını çoluk çocuk demeden pataklıyor. 

Mussolini’nin dişi versiyonu olmaya özenen İtalyan Başbakanı Meloni “çocuklar öldürülmesin artık!” diye sokakları dolduran yüzbinlerce göstericinin üstüne polisini saldırtıyor.

Artık AB üyesi değil ama Avrupa Siyasi Topluluğu üyesi İngiltere’de Kraliyet Savcısı ve İsrail yağcısı Starmer’ın polisi ise “Fi..” diye söze başlayanları dahi gözaltına alıyor.

“Demokrat Avrupa”nın kendi halkına dahi hayrı yok. Dünyadan elini çeksin yeter.

 

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları