Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

ABD’nin 'Barış Planı'

Savaş boyunca Ukraynalı her Rus’a “Asyalı barbar”, Rus her Ukraynalı’ya “Nazi” gözüyle bakmaya koşullanmışken, şimdi “oturun iç içe, kardeş kardeş ve herkes kendi dilini konuşup kendi kilisesine gitsin” demek yeni bir çatışmaya bahane oluşturacak katliamlara zemin hazırlamaktır.

Yayın Tarihi: 23.11.2025 , 22:15 Güncelleme Tarihi: 24.11.2025 , 00:02

ABD Başkanı Trump seçim kampanyasını yürütürken en çok üzerinde durduğu konulardan biriydi Rusya-Ukrayna savaşını kısa sürede bitirmek. Alışılagelmiş tarzıyla “bu savaşı sadece ben durdurabilirim çünkü Putin sadece beni dinler” diyordu.

Geçen hafta ortaya çıkan ABD patentli "Barış Planı"nın iddiası da bu. Buna Trump planı mı diyeceğimiz yoksa Başkanın Özel Temsilcisi Witkoff’un adıyla mı anacağımız büyük ölçüde alınacak sonuca bağlı olacak. Benim tahminim başarılı olur da savaşı bir süreliğine dahi olsa durdurursa Trump Planı adını alacak, aksi durumda Witkoff Planı.

Jeopolitik sorunları anlatır, iyimser veya kötümser değerlendirmelerimi paylaşırken hicve başvurmayı seviyorum genel olarak ama bu kez biraz uzak durmaya çalışacağım. Zira planın adı ne olursa olsun öncelikle Ukraynalı ve Rus emekçileri öldüren bir savaşı hafife almak elimden gelmiyor.

Savaşın öldürdüğü sadece insan değil, insanlık değerleri de. Sosyalizmin serpildiği, gövde bulduğu topraklarda kapitalist patronların kârı için kan dökülmesinde ve bozuk düzenin ana üretim merkezi olan ABD’nin savaşı durdurma iddiasıyla ortaya çıkışında gülümseyecek bir yan bulamıyorum.

ABD’nin önerdiği planda yer alan her unsur üzerinde uzun uzadıya duracak değilim. soL portal ve soL TV Haber zaten bunu layıkıyla yaptılar. Plan konusunda genel bilgi sahibi değilseniz bu yazıyı okumadan önce onlara bir göz atmanızı tavsiye ederim.

ABD Planı’nın nihai ve resmi bir metni var mı emin olamadım. İçeriğini büyük ölçüde biliyoruz ama metnin resmileşmesi için masaya oturulmasını beklememiz gerekecek. Esasen plan haberleri ilk duyurulduğunda “Ukrayna Perşembe’ye kadar ya bu planı kabul eder ya da kaderine terk edilir” diyen Trump’ın Cumartesi günü “bu nihai teklifimiz olmayabilir” diye kıvırtması ortada kesinleşmiş bir metin olmadığını gösteriyor.

Bir kere, her ne kadar, bu olmaması gereken savaşa CSKA Moskova-Dinamo Kiev maçıymış gibi yaklaşan üç beş CSKA Türkiye fan kulübü üyesi “Rusya’nın da kabul edemeyeceği yanlar var” deseler de, planın Ukrayna açısından bir felaket olduğu açık. Bu tespiti yaptıktan sonra, “o felakete neden düştüler, kim tarafından düşürüldüler” başlıklı bir tartışmayı “zaten kaybediyordu” tanısıyla da destekleyerek sabahlara kadar sürdürebiliriz. 

Evet, elimizdeki metne bakarak ABD önerisinin Ukrayna açısından neredeyse koşulsuz bir teslim planı olduğunu söyleyebiliriz. Olağan koşullarda böyle bir metne imza atan hükümetin sürgünde olması gerekirdi. Daha açık bir deyişle, Ukrayna’nın Rus orduları, dört bir yanı sarılmış Kiev’in önüne geldiğinde, örnek olsun birkaç saat önce bir İngiliz helikopteriyle Varşova’ya kaçmış Zelenski hükümetinin imzalayacağı metin sanırım buna yakın bir şey olurdu.

Mesele şu ki, Rusya-Ukrayna savaşı olağan koşullarda cereyan etmiyor. Rusya’nın yenilmesinin mümkün olmadığı bir savaş bu. ABD ve Avrupa silahlarının tamamı da gelse, Batı’nın casus uyduları 7 gün 24 saat çalışarak hedef de belirlese, Rusya’yı o topraklarda konvansiyonel anlamda yenilgiye uğratmaya yeterli değil. Asıl gereken şey başka: İnsan gücü. 

ABD ve AB orduları silah ve teçhizatlarıyla birlikte savaş alanına girecek ve Rusya ordusuyla çarpışacaklar. Mümkün mü? İki sebeple değil. Bir kere ABD ve Avrupa’nın böyle bir niyeti yok. Arada bir ağzından kaçırdıkları gibi, Ukraynalı çocukların Batı sermayesinin çıkarları ve Rusya’nın yıpratılması için ölmeleri onlar için optimal çözüm. İkincisi Rusya bir nükleer güç. Fazla da açıklamaya gerek yok. Yenildiğinde sadece Rusya yenilmiş olmuyor, hepimiz yenilmiş sayılıyoruz.

ABD ya da Trump yönetimi belki bu gerçeklerden hareketle bir müdahalede bulunuyor ve Rusya’ya 6 ila 18 ay arasında bir süre içinde büyük olasılıkla elde edeceklerini şimdiden verip savaşı hızla bitirmeye çalışıyor.

Ukrayna’daki rejimi, Zelenski’yi filan bir yana bırakalım şimdilik. Trump için bunların fazla bir önemi olmadığını biliyoruz. Şayet bu plan gerçekse, ABD bu adımıyla Avrupa’yı Ukrayna cephesinde ikinci kez ofsaytta bırakmış oluyor. Savaşın başlaması yüzünden ağır bir ekonomik maliyet altına giren bu yüzden de en azından bir süre Biden yönetiminin savaşa destek baskısına direnmeye çalışan Avrupa, bu kez de Trump’ın savaşı bir an önce bitirme çabası yüzünden son durumda.

Avrupa hükümetleri ve askerleri, Avrupa halkı Rusya’ya karşı savaş fikrine tam da alıştırmaya, savaş için 2028, en geç 2030 gibi görece yakın tarihler telaffuz etmeye başlamış, halkın sırtından silah sanayiine kaynak aktarmayı böyle izah etmeye soyunmuş iken, hop “Trump Barış Planı”!

İnsanın aklına ister istemez acaba Trump bu manevrayı hiç sevmediği Avrupa’ya bir darbe daha vurmak için mi yaptı sorusu geliyor. Bir yanıyla çok gayrı ciddi görünüyor ama işin içinde Trump olunca ciddiyet aramanın çok da anlamı bulunmayabilir.

Yalnız, Avrupalı yöneticilerin tepkilerine bakınca “bunlara az bile” diyebilirsiniz. Macron’u, Merz’i, Starmer’ı, Von der Leyen’i kıvrım kıvrım kıvranıyorlar. Bir yandan Trump’a bir şey söyleyemiyorlar, pabuç pahalı. Bir yandan da halklarına yutturmaya çalıştıkları mavraların boş çıkmış olmasının sıkıntısını gizleyemiyorlar. Bir tür “yetmez ama evet” sefaleti.

Evet durumları bizi mutlu edecek kadar trajik ama kimse de olası bir barış girişimini berhava etme fırsatı kollamayacaklarını sanmasın! Son dakikaya kadar savaş bitmesin diye uğraşacaklar.

Şimdi biraz da bu plana ABD-Rusya ilişkileri ve küresel jeopolitik denge ışığında bakalım.

Trump yönetiminin bu manevrası için getirilen en genel geçer izahat şu: “ABD, Çin’le hesaplaşması öncesinde Rusya’yı yanına çekmek için Ukrayna’nın üçte birini hediye etti.”

İyi de Rusya Devleti bu kadar salak mı? Ukrayna meselesini böyle bir çözüme kavuşturmak elbette Rusya’yı Çin’e karşı rahatlatır, özellikle ticari anlamda bozulan dengeyi bir miktar onarır ama düşman haline getirmesi için ne sebep var?

Bir başka açıklama İran’a dair: ABD Ukrayna’yı verecek ve İran’a, İsrail’le birlikte yapacağı ve rejimi değiştireceği kapsamlı müdahale için yeşil ışık elde edecek. Bu da mümkün ama sanki biraz kestirme. Rusya, İran’a yerleşecek ABD yanlısı bir rejimin birkaç yıl içinde Kafkasya’dan başlayarak kendi toprak bütünlüğü için ciddi bir tehdit oluşturacağını, hesaplamamış mıdır?

Üçüncü bir açıklama denemesi Trump yönetimine hem uzgörü hem de kısmen insancıllık atfettiği için pek anlamlı değil ama yine de yazalım. ABD, Rusya’nın savaşın uzaması durumunda nükleer silaha başvurması olasılığının yükseleceğini hesapladı ve dünyanın sonu gelmesin diye bu adımı attı. 

Burada bütün bu fikir uçuşmalarının, ortaya söylendiği kadar gerçekçi ama dengesiz bir metin çıkacağı, ABD içindeki kimi çevreler ile Avrupalıların da bunu engellemeyecekleri varsayımına dayandığını hatırlatıp devam edelim.

“Barış planı” diye konulan metnin aslında yeni bir savaşın hatta savaşların tetikleyicisi olmayacağının da garantisi yok.

ABD’nin ve AB’nin Ukrayna’ya olası bir Rusya saldırısına karşı bir tür garantör olmasına dair hükümler muğlak. Kimilerine göre bu NATO Antlaşması’nın 5. maddesine yakın bir düzenleme, kimilerine göre ise askeri seçeneği zorunlu kılmayan siyasi bir destek vaadi. Hangisi gerçek olursa olsun, Avrupa’ya giden koca bir boru hattını sırf Rusları suçlayabilmek için havaya uçuran İngiliz aklının, o mekanizmayı Rusya’ya karşı rahatlıkla harekete geçiremeyeceğini kimse söyleyemez.

İkinci konu daha da sıkıntılı. “Barış Planı” metninde bulunduğu söylenen Rusça ve Rus Ortodoks Kilisesi’ne dair konular. Buna göre, Rusça Ukrayna’da ikinci resmi dil olacak ve Rus Ortodoks Kilisesi yeniden resmi statü ve korunma elde edecek.

İlk bakışta normal geliyor. 2014 yılı itibariyle Ukrayna’da nüfusun yarısına yakını Rusça’yı ana dil olarak kullanıyor, ezici çoğunluğu Rusça biliyordu. Keza Rus Ortodoks Kilisesi’ne mensup milyonlarca Ukrayna vatandaşı vardı.

İyi de, şayet Ukrayna’nın Rus ve Rusça konuşulan bölgeleri Rusya’ya verilecekse kalan kısmında bu uygulama nasıl hayata geçirilebilecek? Açıkçası ABD planının halklar açısından öngördüğü, ilk bakışta evli evine, köylü köyüne siyaseti gibi görünüyor. Ukrayna’ya bırakılacak bölümde Rusça’nın ve Rus Ortodoks Kilisesi’nin varlığını meşru kılacak ölçüde Rusça konuşan veya Rus Ortodoks Ukrayna vatandaşı kaldığını veya kalabileceğini hiç sanmıyorum.

O halde, bu hükümler Ukrayna halkı bakımından kışkırtılmaya çok müsait bir ortam oluşturacaktır. İnsan psikolojisine yabancı olmayan herkes üç buçuk yıllık kanlı bir savaşın ardından iki halkın kucaklaşabilmesi için makul bir zamanın geçmesi gerektiğini bilir.

Savaş boyunca Ukraynalı her Rus’a “Asyalı barbar”, Rus her Ukraynalı’ya “Nazi” gözüyle bakmaya koşullanmışken, şimdi “oturun iç içe, kardeş kardeş ve herkes kendi dilini konuşup kendi kilisesine gitsin” demek yeni bir çatışmaya bahane oluşturacak katliamlara zemin hazırlamaktır.

Uzun sözün kısası, bu planın hayata geçip geçmeyeceği kadar neyi amaçladığı ve nelere yol açacağı da belirsizdir.

Alıştık nasıl olsa, o yüzden çekinmeyin yöneltin meşum soruyu: “Eee, sen barışa karşı mısın?”

Barış sözcüğünün olur olmaz kullanılmasına karşıyım.

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları