Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Engin Solakoğlu

Engin Solakoğlu

007 BBC

BBC, tıpkı dünyanın “en yakışıklı, en karizmatik ve en karşı konulamaz erkeği” olarak pazarlanan 007 James Bond gibi İngiliz devletinin “öldürmeye izinli” bir silahı. Yeri ve zamanı gelince doğrultulduğu hedef iktidar emriyle değişse de katil hep katil kalıyor. 

Yayın Tarihi: 16.11.2025 , 23:08 Güncelleme Tarihi: 17.11.2025 , 00:00

BBC “British Broadcasting Corporation”ın kısaltması. Britanya Yayın Kurumu anlamına geliyor. Öylesine tanınmış bir kurum ki herkes, hatta her şeyi Fransızca telaffuz eden Fransızlar dahi, “bebese” demiyorlar, orjinalindeki gibi “bibisi” diye telaffuz ediyorlar. Biz de “bebece” demiyoruz elbette.

Kuruluşu 1922. O zaman “şirket”miş. 1927’de “kurum” olmuş. Bir kamu kurumu. Bunun anlamı bütçesinin kamu kaynaklarından karşılanması. Bizde elektrik faturalarına eklenen TRT payı var ya, işte o sistemin mucidi İngilizler. Televizyon yayını alabilen bir alet bulunduran her hane, her şirket 2025 itibarıyla yılda 174,5 sterlin tutarında para ödüyor. Bizim paramızla yaklaşık 10 bin lira.

İki üç yıl öncesinin verilerine bakılırsa kurumun yıllık geliri 5 milyar sterlinin üzerinde ama gelirler giderlerinin 200 milyon sterlin altında kaldığı için bütçeden bu miktar kadar destek de alıyor.

Buna karşılık reklam almama ve sponsorlu program yayınlamama yükümlüğü var.

BBC özel bir radyoculuk şirketi olarak kurulduğunda Britanya İmparatorluğu vardı. BBC radyosu yayına başladığında Büyük Britanya emperyalizminin Türkiye’de kurulmuş Meclis hükümetinin ve Türkiye halkının üstüne saldığı Yunanlı yoksul çocuklar  Anadolu’yu terk edeli bir ay kadar olmuştu.

Kâğıt üzerinde BBC parlamentoya karşı sorumlu “bağımsız” bir kamu kurumu. Ancak yönetim kurulu üyeleri kral veya kraliçe imzasıyla hükümet tarafından atanıyor.

BBC bütün dünya genelinde bir yayıncılık örneği ve standardı olarak kabul ediliyor. TRT ilk kurulurken görev alan kadrolar, amaçlarının hep BBC gibi bir yayın kurumu oluşturmak olduğunu söylüyorlar örneğin.

BBC denince geniş kitlelerin aklına ilk başarılı, tarafsız ve doğru habercilik geliyor. Herhangi bir arama motoruna bu üç harfi girdiğinizde karşınıza çıkan sonuçların ezici bölümü bu doğrultuda. Aslında BBC’nin en büyük başarısı, Birleşik Krallık’a ait ve dünyanın en zararlı devletlerinden birine hizmet eden bir kurum olarak bu algıyı yerleştirebilmiş olması.

Burayı biraz açalım. Bu bir başarı çünkü dünya halklarının neredeyse tamamının İngiltere’ye dair duygu ve düşünceleri olumsuzdur. Bir kere, o halkların hatırı sayılır bölümü Britanya sömürgeciliğini deneyimlemiştir. O yüzden de İngiltere’ye her türlü kötülüğün kaynağı olarak görür, İngiltere’den gelen her şeye kuşkuyla yaklaşırlar. Gelin görün ki yüzde yüz Britanyalı olan, hükümetin atadığı bir yönetim kurulu tarafından idare edilen, Birleşik Krallık Parlamentosu tarafından denetlenen BBC kendini buradan sıyırmayı başarır. Her zaman değil tabii.

Bu BBC’nin başına bir iş geldi geçtiğimiz günlerde. Kurumun Genel Müdürü Tim Davie ve Haber Müdürü Deborah Turness büyük olasılıkla kovulmamak için istifa ettiler.  Mesele özetle şuydu:

Kurum ABD’de 6 Ocak 2021 yılında yaşanan olaylara dair bir belgesel yapmıştı. Anımsayacaksınız, ABD Başkanı Trump’ın ilk dönemi sonrasında 2020 yılının Kasım ayında yapılan seçimleri Demokratların adayı Joe Biden kazanmıştı. Ülkenin yerleşik kuralları çerçevesinde Demokratlar iktidarı tam iki ay sonra yani 20 Ocak 2021’de devralacaklardı. Trump ve yakın çevresi ise seçimlerde hile yapıldığını iddia ediyorlar, çamura yatma yolları arıyorlardı.

6 Ocak 2021’de Trump yanlısı bir güruh Washington’daki Kongre binasını kuşattı ve şaşırtıcı ölçüde yetersiz güvenlik barikatını aşarak içeri girdi. Olaylarda toplam 5 kişi öldü. Bunlardan sadece biri polis tarafından vurulmuştu. ABD’yi hepimiz tanıyoruz. Trafik kontrolünde dahi polisin sorgusuz sualsiz adam öldürdüğü bir ülke. ABD standartlarında Kongre binasına yönelik bir işgal girişiminde polisin kalabalığa ateş açıp 200-300 kişiyi öldürmesi garipsenmezdi.

Başından sonuna garipliklerle dolu bu olay sırasında Trump baskına ne tam onay verdi ne de karşı durdu. Oysa “Amerika’yı kurtarın” temalı bir miting için Kongre binası önünde toplanılması ve hileli olarak nitelediği seçim sonuçlarının onaylanacağı Kongre oturumunun protesto edilmesi çağrısını kendisi yapmıştı. O dönemdeki yardımcısı Mike Pence ise bu “darbe girişimi”ne karşı net bir tavır sergiledi ve kriz Trump’ın kendi kabine üyelerinin baskısıyla geri adım atarak seçim sonuçlarını kabullenmesiyle sona erdi.

BBC’nin Panorama programında gösterilen belgesel işte bu olayları konu alıyordu. Trump’ın zaferle çıktığı 2024 seçimlerinin bir hafta öncesinde yayınlanan belgeselde Trump’ın Kongre baskınını açıkça desteklediği görüşü savunuluyordu. Yalnız bir sorun vardı. Belgesel yapımcıları bunun için Trump’ın konuşmalarını montajlamış ve çarpıtmışlardı. Anlayacağınız koskoca BBC bayağı bayağı Gökçek TV seviyesinde bir halt etmişti.

Trump seçileli yaklaşık bir yıl olmasına karşın skandalın yeni patlamasının görünür ve görünür olmayan sebepleri var. Görünür sebep, görüntü montajının bir iç denetim sürecinde ortaya çıkması ama daha önemlisi o bulguların The Telegraph gazetesine sızdırılması.

The Telegraph öteden beri Muhafazakâr Parti yanlısı sağcı bir yayın organı. Ancak son dönemde öne çıkan bir özelliği de Trump’ı desteklemesi ve aşırı sağcı, ırkçı, göçmen karşıtı fikirleri yaymaya çalışması. Sahibini araştırdığınızda karşınıza ilginç bir sonuç çıkıyor. Gazetenin sahibi konumundaki şirketin büyük ortağı Abu Dabi Şeyhi Şeyh Mansur bin Zeyd Al-i Nehyan. Abu Dabi’nin Birleşik Arap Emirlikleri’nden (BAE)  biri olduğunu, BAE’nin de Körfez ve Ortadoğu’da emperyalizmin en sağlam kalelerinden bir konumunda bulunduğunu zaten biliyorsunuz. Biz konumuza dönelim.

The Telegraph gazetesi olayı patlatınca Trump yönetimi de konuya balıklama atlamış, Beyaz Saray sözcüsü Karoline Leavitt  geçen hafta BBC’yi dürüst davranmamak ve solcu bir propaganda makinası olmakla suçlamıştı.

Kriz istifalarla da sona ermedi. BBC Yönetim Kurulu Başkanı Trump’a bir özür mektubu yazdı. BBC yönetimi ise hata yapıldığını, belgeselin o bölümünün bir daha asla yayınlanmayacağını ancak tazminat da ödemeyeceklerini duyurdu.

Yalnız bunlar Başkan Trump’ı kesmedi. ABD Başkanı önceki gün, kendine özgü üslubuyla, BBC aleyhine 1 ile 5 milyar dolar arasında tazminat talebiyle dava açacağını açıkladı. Trump ayrıca, İngiltere Başbakanı Starmer’ı da arayarak bu konuyu görüşeceğini söyledi.

Buraya kadar görünür sebep ve sonuçlarını anlattık. Şimdi biraz da, daha derinlerde neler olup bittiğine bakalım.

2024 yılının Kasım ayında, ABD seçimlerinin bir hafta öncesindeyiz. Temmuz ayında seçimleri kazanarak uzun bir süre sonra iktidara gelen İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer, çiçeği burnunda Başbakan. ABD’nin İngiltere’yle ilişkilerinin derinliği biliniyor.  ABD’deki iktidarın genel yönelimi İngiltere için her zaman önemli. İşçi Partisi esas olarak Demokrat bir Başkan istiyor. Özellikle Trump’ın dengesizlikleri dikkate alındığında bu anlaşılır bir şey. Her şeyin ötesinde İngiltere’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki görüşleri ile savaşı hemen bitireceğim diyen Trump’ın yaklaşımı son derece zıt. İngiltere bu yüzden o savaşı çıkartan ve büyüten Demokratların devam etmesini arzu ediyor.

BBC’nin yaptığı manipülasyonun gerçek sebebine yaklaşıyoruz. BBC yabancı bir ülke kanalı ama dil ortaklığı sebebiyle ABD’de de rahatlıkla izleniyor. Bağımsız, tarafsız filan denilen BBC’nin, “Majestelerinin hükümetinin yüksek çıkarları” çıkarları doğrultusunda yaptığı gerçek anlamda bir “seçimlere dış müdahale” girişimi. Hani hep Rusya’ya yönelttikleri suçlama... Trump’ı olduğundan da kötü, bir tür şiddet eylemcisi ve kurulu düzen karşıtı bir siyasetçi olarak göstererek kararsız seçmenleri etkileme hamlesi.

Heyhat! Artık BBC’yi ABD’de izleyenlerin çoğunun zaten demokratlara oy vermesinden mi, yoksa başka bir sebepten mi bilinmez, hamle boşa düşüyor. Trump kazanıyor.

Bir şey çok açık. Birleşik Krallık ABD’deki Başkanı belirleme umuduyla BBC’yi bir operasyon aracı olarak kullanmış ama afişe olmuş. Trump’la arayı düzeltmek için Londra ziyaretinde Kraliyet süvarilerine bin bir takla attıran Starmer Hükümeti de suç delillerini ortadan kaldırıyor. Bu yüzden de kurumu genel müdürü ve haber müdürü ifşa olan iki ajan gibi devre dışı bırakılmışlar. Bu iki yöneticinin tek suçu ise iktidarın emirlerini BBC aracılığıyla yerine getirmek.

Anımsatalım. BBC denince geniş kitlelerin aklına ilk gelen başarılı, tarafsız ve doğru habercilik olabilir. Aslında BBC’nin en büyük başarısı neredeyse bütün dünyada bu algıyı yaratabilmiş olmak.

Oysa BBC’nin tarafsızlık kisvesi altında devlet tarafından kendisine iletilen görevi yerine getirdiği ancak bunu yaparken AKP TRT’si misali bir akortsuz borazan görüntüsü vermeden daha incelikli ve sinsi bir yaklaşım sergilediğini anlamak için biraz daha yakından bakmak yetiyor.

Hazır bakmışken, “tarafsız” BBC’nin, yine İngiltere’nin “yüksek çıkarları” uğruna İsrail’in Filistin’de yürüttüğü soykırım hakkında nasıl taraflı bir yayın yaptığı, kurumun İsrail avukatlığının nasıl bir çok çalışanının tepkisine ve istifasına yol açtığını da anımsamak ve anımsatmak gerekiyor.

CfCM (Centre for Media Monitoring) adlı bir kuruluşun bu konuda yaptığı ve sonuçlarını Haziran ayında açıkladığı bir araştırma var. Kuruluş 35 binden fazla BBC haber ve yorumunu incelemiş. Buna göre öldürülen Filistinlilerin sayısı, İsrail’in kayıplarının en az 34 katı olmasına karşın, BBC yayınlarında İsrail’in kayıplarına 33 kat daha fazla zaman ayırmış. Sizi yormadan bunun ne anlama geldiğini yazayım. BBC için 1 İsrailli ölüsü, 1122 Filistinli kurbana bedel. 

Daha bitmedi. BBC İsraillilerin ölümleri için 220 kez cinayet terimini kullanırken, Filistinliler için sadece bir kez bu ifadeye yer vermiş. BBC yayınlarında İsrail’in görüşleri 2340 kez yansıtılırken Filistinlilerin görüşleri yalnızca 217 kez aktarılmış.

Rapor bu minvalde uzayıp gidiyor. Merak edenler şu bağlantıdan ulaşabilir.

BBC’nin bu konuda özür dilemesi veya bu soykırım savunuculuğu yüzünden üst düzey birilerinin istifa ettiğini görme ihtimali var mı? İngiltere’de gerçek bir halk iktidarı kurulana kadar yok.

Sonuçta BBC, tıpkı dünyanın “en yakışıklı, en karizmatik ve en karşı konulamaz erkeği” olarak pazarlanan 007 James Bond gibi İngiliz devletinin “öldürmeye izinli” bir silahı.

Yeri ve zamanı gelince doğrultulduğu hedef iktidar emriyle değişse de katil hep katil kalıyor.

Engin Solakoğlu 'ın Son Yazıları