Çağdaş Gökbel
ABD’nin yapay zeka harekat planı ve yurttaşın ölümü
Yayın Tarihi: 11.08.2025 , 23:53 Güncelleme Tarihi: 12.08.2025 , 00:15
SPQR: Roma Senatosu ve Halkı anlamına gelen bir semboldür. Roma sancağının bu vazgeçilmez sembolü, yasal düzenin gücüne ve dayanaklarına işaret etmektedir. Roma’nın yüzlerce yıl ayakta kalmasının en önemli nedenlerinden biri krallıktan, cumhuriyete geçiş sürecinde yaşanan devrimler ve ardından inşa edilen kurallar ve yasalardır. İşte, SPQR bu yasaları ve kuralları temsil etmekte ve egemenliğin kime ait olduğunu hatırlatmaktadır. Aradan binlerce yıl geçse bile Roma sokaklarında bu sembolü görüyor olmamız bize bir şeyleri hatırlatmak içindir. Egemenlik kaynağını yurttaştan almalıdır, gücünü yurttaştan almayan ve yasalara bağlılığını yitiren toplumlar yıkılmaya mahkumdur.
Kartalın bir yüzü zorbalığı, diğer yüzü adaleti ve plebyen mücadelenin izlerini taşımaktadır.
Roma’nın anayasal düzenine bakıp, Roma’yı mı yücelteceğiz? İlginçtir, Türkiye koca bir Roma medeniyetinin üzerinde yaşamaktadır, ancak devlet politikası gereği yurttaşlar Roma tarihinden bihaberdir. Tehlikeli güçleri uyandırmamak adına alınmış bir önlem olarak düşünebiliriz bunu. Roma uygarlığına bakışımız, popüler kültürle tamamen kirlenmiştir. Pornografik Spartaküs isyanı, lüks ve şatafat içinde cinselliğin her türünü yaşayan yozlaşmış Roma aristokrasisi ve aklını kaçıran imparatorların düşmanlarının kanıyla duş alması gibi şeylerle Hollywood zihnimizi kirletmiştir. Oysa tarih tam olarak böyle ilerlemiyor. Roma yasaları gösterişi ve şatafatı yasaklamış; hatta cenaze törenlerinin nasıl sade olacağı üzerine net bir çerçeve belirlemiş ve bunu gücün temsilcileri tarafından denetlemiştir. Zenginlerin yasadan çekindiği ve pleblerin yeni yasalar yapmak için mücadele ettiği dönemlerde çıkmıştır ortaya Roma yurttaşı. Ölümü imparatorluğa denk gelmektedir; ancak öncesinde cumhuriyet, öncesinde erdemler vardır.
Bugünkü gelişmişliğimizle (ki bu gelişme ifadesi bile felsefi açıdan tartışmalıdır) karşılaştırarak haksızlık etmememiz gereken, tersine feyz almamız ve üzerine kafa yormamız gereken atılımlardır bunlar. Fransız devriminin önderleri bu yüzden cumhuriyet dönemi Roma’sı ile yakından ilgilenmiştir.
Komisyonların, ulusal meclisin, mahkemelerin halka açık ve aleni olması ilkesini bu büyük devrime borçluyuz ama sadece ona borçlu değiliz. Yurttaşların hiçbir yerden izin almadan, toplumla ilgili önemli kararların alındığı merkezleri aleni bir biçimde takip edebilmesi ilkesinin köklerini de Roma cumhuriyetine borçluyuz. Demek ki köksüz ve tarihsiz bir şey yok. Bir yere yaslanmadan ve bir başlangıç noktasına referans vermeden ilerleyebilmek mümkün değil. Öyleyse kapılarını yoksul yurttaşlara karşı sıkı sıkıya kapatan (TBMM) sözde "barış" komisyonu, Roma ilke ve ideallerinin gerisine düşmüştür. Geriye düşmenin bir sonu olduğunu düşünenlere önemli bir derstir bu. Roma’da bir komutan ne kadar büyük ve kudretli olursa olsun, düşmanla barış ve müzakere yapabilmek ya da önemli karar alabilmek için Roma senatosuna ve halka danışmak zorundaydı. Bunu yapmamak anayasal bir suçtu ve cezası ağır olabiliyordu. Bunu popüler kültüre yaslanarak daha somut hala getirmek istersek, Sezar ordusuyla Rubikon’u geçtiğinde ülkeyi büyük bir iç savaşa sürüklemiştir. Cumhuriyet ne kadar çürürse çürüsün, bu büyük iktidar mücadelesinde yasayı savunanlar, yasal düzenin geleceği için kılıçlarına sarılmış ve ölmüşlerdir. Marcus Junius Brutus’un erdemsiz bir hain olarak nitelendirilmesi tarihin (popüler kültürün) garip bir cilvesidir. Sezar, rakiplerini yenmiştir, ancak temel yasayı çiğnemenin bedelini senatoda ağır bir biçimde ödemiştir. İmparatorluğa ve yasasız cumhuriyete doğru yürüyen Roma’da artık imparatorluk makamında oturan kişi huzur bulamayacaktır. Ölüm korkusu ve egemenliğin tüm yükü onları ya delirtmiş ya da Roma’dan uzakta sürgünde yaşamaya zorlamıştır.
Tüm bunların Amerika’daki yapay zeka eylem planı ile ne ilgisi var? ABD’de uzunca bir süredir yurttaşlık kavramı tartışmalı. Örneğin: Yoksul Afro-Amerikalılar, aslında yurttaş değiller ya da bir kast sistemi içerisinde kısmi haklara sahip alt bir yurttaşlık kategorisindeler. Büyük bir felaket olduğunda ölüme, açlığa ve ırkçı Nazi özentisi beyazlar tarafından avlanacak bir kekliğe dönüştürülen sürek hayvanı onlar. 2005 yılında gerçekleşen Katrina kasırgası ve sonrasında gerçekleşen trajediler ABD’de yurttaşın ölümünü haber veren gelişmelere dair yakın tarihli önemli örneklerdendir. Yurttaş dünyanın bu en zengin ve en kudretli ülkesinde can çekişirken, Türkiye’de ve dünyanın diğer coğrafyalarında bu sisteme tüm varlığıyla bağlı ekonomilerde ayakta kalabilir mi?
İşte bu küresel düzen, yurttaşlık hukukunun dışına çıkıyor. Şirketler oligarşisi: "Daha fazla yasasızlık!" diye haykırıyor. Teknoloji ilerliyor ve teknoloji yurttaşlardan bağımsız bir güç olarak tüm kudretiyle yavaş yavaş yurttaşın karşısında yükseliyor. Peki, yurttaş yapay zekayı sınırlayacak ve denetleyecek bir anayasal kural var mı? Yine yurttaş yapay zekanın yemin ettiği ve yeminine sadık kalacağı bir anayasal düzen var mı? Tüm bu yazdıklarımı bir teknoloji patronu okusaydı eğer muhtemelen fenalık geçirirdi.
Beyaz Saray'ın geçtiğimiz ay açıkladığı "Yapay Zeka Harekat Planı"1 neyi hedefliyor? Yapay zeka geliştiren teknoloji şirketlerinin hiçbir regülasyona maruz kalmadan gelişebilmesini öngörüyor. Ortada uzun uzun ve madde madde incelememizi gerektirecek bir plan yok. Öldü denildiği bir çağda neo-liberalizm Donald Trump’ın şahsında tüm kudretiyle insanlığa yeniden kendi zorbalığını hatırlatıyor. Kuralsız, dizginsiz bir yapay zeka gelişimi. Sanki bugüne kadar çok kurallara ve anayasal düzene riayet etmişler gibi, "Sakın ha! Kural çıkarmayın" karşımıza diyorlar. Yurttaşın tüm özel bilgi ve verilerini kamuoyuna açtıkları yetmiyormuş gibi daha büyük adımlarla insanlığın üzerine geliyorlar. Trump bunu şu şekilde açıklıyor: “Küresel rakiplerimiz bu teknolojilerden faydalanmak için yarışırken, Amerika Birleşik Devletleri için sorgulanmamış ve meydan okunamaz bir küresel teknolojik üstünlüğe ulaşmak ve bunu sürdürmek bir ulusal güvenlik zorunluluğudur. Geleceğimizi güvence altına almak için Amerikan inovasyonunun tüm gücünden yararlanmalıyız.” Tüm bu süslü sözlerin ardında büyük bir saldırı saklanıyor. O saldırıdan Amerikan yurttaşlarının hayatta kalması ve kurtulması mümkün mü? Denetimsiz bir YZ’nın gelecekte nükleer bir savaşa sebep olması ve insanlığı toptan ortadan kaldırması imkan dahilinde mi? Günümüzde tek varlığı nüfus cüzdanı olan ve hiçbir mülke sahip olmayan insanı, yani yurttaşı ölüme terk edenlerden her şey beklenir. Sermayenin önceliği yanan ağaçlar, çığlıklar atarak ölen hayvanlar ve bir meyve yiyebilmesinin düşünü gören çocuklar değildir. Yurttaşını ve yasaları hiçe sayan bu iktisadi yapı doğal düzenin karşıtıdır. Bu doğal düzen karşıtlığının köklerini yine Roma’da bulmak mümkün. İnsanı doğasına yabacı kılan ve ondan barbar bir vahşi savaşçı yaratan düzen!
“Üçüncü ve son çarpışma Suessula’daki Cuadine Boğazı’nda oldu. Samnit ordusu iki konsül tarafından tamamen imha edildi. Savaş alanında kırk bin kalkan kalmıştı. Romalılar Capua’ya girerken Teanum Samnitlere bırakıldı (MÖ 341). Her taraftan kutlama mesajları geliyordu, Kartaca bile tebriklerini yollamıştı” (Mommsen, 2022: 135-136).2
Kaynak Roma ve tartışılması gereken şey sayı olunca dikkatli ve temkinli olmakta yarar var. 40 bin kişinin bir anda kılıçtan geçirilmesi büyük bir hadise, özellikle antik dönemde. Bu yüzden muzaffer Romalı tarihçilerin rakamları abartma eğilimi biliniyor. Binlerce kişiyi bir anda kılıçtan geçirmek öyle basit bir iş değil.
Askeri tarihçilerin üzerinde ortaklaştıkları belki de tek bir önemli konu var; o da insan doğası. Bir insan, ölüm makinesine nasıl dönüştürülür? Roma’dan önce savaşların mahiyeti tartışmalıydı, kabileler arasındaki tartışmalar genellikle spor oyunlarına benzetilecek müsabakalar biçiminde gerçekleşip bitiyordu. Tek tük öldürmeler olsa bile insanların savaş oyunundaki genel eğilimi, "öldürmekten kaçınma" idi. Roma, ilk kez profesyonel ordusuyla insanın doğasını sakatlamayı başardı. Roma ile karşılaşan insanlar önce ondan tiksindi sonra ona karşı direnebilmek için daha vahşi taktikler üretmek zorunda kaldı. I. Dünya Savaşı’nda bile sorun olduğu gibi duruyordu. Cephelerde sıkışan, savaşta düşman ordulara mensup askerler birbirlerinin insan olduğunu keşfetti. İnsan doğası savaştan kaçınma eğilimini cephe hattında dahi sürdürüyordu. II. Dünya Savaşı’nda Naziler bu sorunu ilaçlarla ve uyuşturucu maddelerle çözmeye çalıştı. Toprak elde etmek ve büyük bir imparatorluk kurmak istiyorsanız insanı, yani yurttaşı tamamen silmeniz gerekiyordu. İnsanlık artık Sezar denen canavara bile parmak ısırtacak bir askeri güce erişti. Gazze’de bir tas çorba alabilmek için bir deri bir kemik sırada bekleyen Filistinli çocukların üzerine F-35’ler marifetiyle yüksek teknolojili bombalar bıraktı. Bir pilot nasıl böylesine vahşi bir katile, ölüm makinesine dönüştü?
Gökyüzünde olan, yeryüzünde olanı bir böcek kadar küçük gördüğünde onu ezmek oldukça kolaydır. Bu işi sadece ideolojik motivasyonla başarmak mümkün değildir, sonunda insan doğası galebe çalar ve vicdan galip gelir. Buna engel olabilmek için bakış açısını ve perspektifi değiştirmek "düşman" olarak tanımlanan ve insanlıktan çıkarılan nesneyi olabildiğince uzağa koymak gerekir. Böylece insan kendisini gerçek bir cephede değil, bir bilgisayar oyununun karşısında gibi hissetmektedir. Şimdi, yeni bir güç yükseliyor. Radyo, nükleer teknoloji ve internet derken yapay zeka ile karşı karşıyayız. Kuralsız, dizginsiz ve insanlığa nasıl karanlık mucizeler taşıyacağı belirsiz. Bir gün F-35’in kumanda merkezinde, karar alıcı pozisyonda yapay zeka olursa sizce ne tür bir karar alacak? "İnsanın doğayla mücadelesi", bu ifade artık düzeltilmek zorunda. İnsan doğayla mücadele etmeyi bir kenara bırakıp, kendi doğasıyla barışmak ve doğa ile senkronize olmak zorunda. Aksi durumda insanın bizzat doğayla mücadele uğruna yarattığı araçlar tarafından yok edilmesi bir distopya senaryosu olmayacak. Yurttaşın gözlerimizin önünde acımasızca öldürüldüğü bugünlerde bunu daha çok düşünmek zorundayız.
- 1
Winning the Race AMERICA’S AI ACTION PLAN https://www.whitehouse.gov/wp-content/uploads/2025/07/Americas-AI-Action-Plan.pdf?hl=tr-TR Erişim Tarihi: 11/08/2025
- 2
Mommsen, Theodor (2022). Roma Tarihi. Çev: Mehmet Ali Erbak/Say Yayınları: Ankara