Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Çağdaş Gökbel

Çağdaş Gökbel

Ölümsüzlüğü kucaklamış bir devrimci: James Larkin

Tarihe adını yazdırmayı başaran büyük şahsiyetlerin ölümü alt ettiğini ve topluma cesaretiyle yol gösterdiğini görüyoruz. İşte James Larkin, İrlandalıların ona verdiği isimle büyük Jim, böyle birisi.

Yayın Tarihi: 15.09.2025 , 23:07 Güncelleme Tarihi: 16.09.2025 , 13:54

Uygarlık sancıları çektiğimiz ve toplumsal düzene tabii olduğumuz günlerden bu yana, üzerine en çok kafa yorduğumuz şey, ölüm. Yaşamı sevinçle kucakladığımız gibi, ölümü büyük bir erdem ve mutlulukla kucaklamayı başarabilmiş sayılmayız. Çünkü, insan ölümsüzlüğü olmadık yerlerde ve imge dünyasının derin okyanuslarında aramıştır. Bu uygarlığın çocukluk evresinde, yıldızlara bakan insan kendisinden daha büyük güçler olduğunu hayal etti. Bu hayal (düş-efsun) sınıflı toplumun temel ideolojik motivasyonlarından birisi olan dinlere kadar uzandı. İnançlara bu gözlerle bakan birisi, dünyaya dair getirilen açıklamaların düşlerle örülü çocuksu yanını kolaylıkla kavrar.

Materyalist olduğu şüphe götürmez olan filozof imparator Marcus Aurelius, sık sık kendisine ölümü hatırlattı. Doğanın diyalektiğiydi ölüm. W.B. Yeats, şiirlerinde çelişkiler yumağı içerisinde çatışan iki güç olarak sembolize ediyordu, ölümü ve yaşamı. Ölüm olmasaydı eğer, bugün çevremizdeki güzelliklerin tamamı ve yaşamın kendisi olamazdı. Böyle olduğu için dünyaya gözlerini yeni açmış olan bebeğine bakan bir baba, mutluluğuna esin kaynağı olan bu büyük çelişkiyi tüm erdemiyle kucaklamalı ve kabul etmelidir. 

Tarihe adını yazdırmayı başaran büyük şahsiyetlerin ölümü alt ettiğini ve topluma cesaretiyle yol gösterdiğini görüyoruz. İşte James Larkin, İrlandalıların ona verdiği isimle büyük Jim, böyle birisi. 1876 yılında İrlanda’dan, Liverpool’a göç etmiş İrlandalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. James Larkin’in gözlerini açtığı bu dünyada, İngilizler meşhur barlarının kapısına ‘köpekler ve İrlandalılar’ giremez yazısı asıyordu. Kraliyetin acımasız soykırımlarıyla hayatta kalmaya çalışan İrlandalılar, tıpkı bugün göç etmeye zorlanan yoksul halklar gibi, göç etmek zorunda kaldıkları ülkelerde yoksulluğa itilmiş ve acımasızca aşağılanmışlardır. Amerika ve İngiltere bugünkü refahını ve zenginliği işte bu göçe zorladığı halkların emeğine borçlu. Bu denklem hala aynı şekilde devam ediyor, çünkü küresel emperyalist sistem hala olduğu gibi yerinde duruyor. Genç yaşta okulu bırakmak ve liman işçisi olarak çalışmak zorunda kalan Larkin, sınıfsal adaletsizliklere ve acımasız sömürüye tanıklık ediyordu. Bu yüzden sendikal hareketin içerisine girdi ve kısa sürede İngiltere’de tanınan biri olmaya başladı. James Larkin’in hayatı, bugün uzmanlar fetişizmine tutsak olanlar için ibretlik bir hikâye. Zira o, sınıfının içinden çıkan ve herhangi bir şekilde yüksek eğitim (üniversite-akademi vb.) almış birisi değildi. Maksim Gorki’nin ifadesiyle Larkin, hayat üniversitesinin başarılı bir öğrencisiydi. 

1907 yılında, Ulusal Liman İşçileri Sendikası tarafından İrlanda'ya, Belfast'taki sendikal örgütlenmeyi yönetmek üzere gönderildi. James Larkin, kısa sürede İrlanda üzerinde büyük bir etki oluşturmaya başladı. Yoksulluğa ve yoksunluğa itilen kitleler bu devrimci çığlığı duymazdan gelemiyordu. Kitleleri peşinden sürükleyebilen bu sivri karakter, kısa sürede sendikasıyla sorunlar yaşadı ve 1908 yılında ‘Irish Transport and General Workers' Union’ (ITGWU)- İrlanda Ulaştırma ve Genel İşçiler Sendikası’nı kurdu. Kurulan bu sendikanın hedef kitlesi vasıfsız işçilerdi. Yani genel olarak sendikal hareketin ilgilenmediği, uzman olmayan işçilerdi. Mücadele hız kazanırken, Dublin’de 1913 yılında ‘Paskalya Ayaklanmasına’ ilham olacak bir genel grev örgütlendi. 

James Larkin’in hayatında, Dublin genel grevi bir dönüm noktası olmuştur. Larkin, sendikasını tamamen yok etmeyi amaçlayan William Martin Murphy’e karşı amansız bir mücadele verdi. Şiddetli polis baskılarına karşı işçileri koruyabilmek için James Connolly liderliğinde İrlanda Yurttaşlar Ordusunu (Irish Citizen Army) kurdular. Sekiz aylık zorlu mücadelede elde edilen kazanım azımsanmayacak düzeydeydi. Pratik eylemlilik işçilerin sınıf bilinci kazanması ve bunu gelecek kuşaklara aktarması ile sonuçlandı. Elbette tek sonuç bu değildi, kraliyete karşı cumhuriyet güçlerinin bağımsızlık mücadelesi de sınıf mücadelesi ile birlikte ivmelenecekti.

James Larkin, kovuşturmalar ve baskılar yüzünden zor günler geçiriyordu. Bu yüzden 5 Kasım 1914 yılında İrlanda’daki çalışmalarına destek bulmak, bir konuşma turu yapmak ve içinde bulunduğu durumu atlatabilmek için Amerika’ya (New York) gitti. Tam bu dönemde I. Dünya Savaşı başladı ve savaşta Bolşeviklerin tutumunu destekledi. James Larkin, sadece bununla yetinmedi ve İngilizlerin savaş aşkını doğrudan hedefe aldı. İrlandalıların, kraliyet bayrağı altında asla savaşmaması gerektiğini gür bir sesle haykırdı. Gelibolu’da ölen 4 bin İrlandalı genç, bu çığlığın ne kadar haklı bir çığlık olduğunun adeta ispatı gibidir. “İrlanda ırkının erkekleri ve kadınları, İngiltere için savaşmayacağız! İngiliz İmparatorluğu'nun yıkılması ve bir İrlanda cumhuriyetinin inşası için mücadele edeceğiz. 700 yıldır İrlanda'nın tarlalarını ve tepelerini ölüm ve ıssızlıkla terbiye eden düşmanın korunması için savaşmayacağız. İrlanda'yı, İngiltere adı verilen o aşağılık canavarın pençelerinden kurtarmak için savaşacağız”.1 James Larkin, İngiliz emperyalizmine ve savaşa karşı tutumu nedeniyle 1920 yılında Amerika’da tutuklandı. Sovyetler Birliği’nin tutkulu savunucusu ve Amerika’daki Komünist hareketin önderleri ile ilişkileri yüzünden zindanlara atılan Larkin, 1923 yılında 15 bin dolar kefaletle serbest bırakıldı ve İrlanda’ya sınır dışı edildi. Bu sırada Komintern James Larkin’in serbest bırakılmasını büyük bir coşkuyla selamladı ve Sovyetler Birliği’ni ziyaret etmesi için davet edildi. James Larkin, İrlanda’ya döndüğünde adeta bir kahraman gibi karşılandı. İrlanda parlamentosunda da (Dáil Éireann) görev yapan James Larkin, tüm yaşamını sınıf mücadelesine ve işçilere adadı. O, geldiği yoksul mahalleleri, sokakları ve göçmen işçilerin yüzlerini asla unutmadı. Dublin’de yaptığı bir konuşma sırasında çekilen bir fotoğraf, onun ölümsüzlüğüne yeni bir soluk kattı. Bu fotoğraf, gelecekte inşa edilecek olan James Larkin anıtına ilham verecekti.

James Larkin, bu konuşmasında işçileri ayağa kalkmaya davet ediyor. O efsanevi ifadesiyle: “Büyükler, biz diz çöktüğümüz için büyük görünürler; ayağa kalkalım”. Bu söz, James Connolly ve James Larkin’den İrlanda’daki sınıf mücadelesine miras kalmış güçlü bir çığlıktır.

İşte ölümsüzlüğü kucaklamış ve yoksul halkın bağrından çıkmış öfkeli bir adamın kısa yaşam öyküsü. Bugün hala aynı denklemin içindeyiz ve bugün hala o büyük söz güncelliğini koruyor. Patronlar, iktidar sahipleri gözümüze yenilmez birer dev gibi görünüyor. Oysa bizler dizlerimizin üzerindeyiz; cesaret edip bir ayağa kalksak, aslında o kadar da büyük ve güçlü olmadıklarını göreceğiz. İrlanda’da kiraların ortalama 2 bin Avro olduğu ve çocukların evsizlik gerçekliğiyle yüzleştiği bir ortamda sınıf mücadelesi sokaklarda hala bir hayalet gibi dolaşmakta. Sınıf mücadelesi, İngiltere’de guruldayan karınların içerisinde kendi gerçekliğini haykırıyor! İngiltere’de bugün 14 milyon insan aç kalmamak için gıda bankalarına başvurmak zorunda. Üstelik bunların 3.8 milyonu çocuk.2 Yönetenler ise o eski, kirli ve pis taktiklerini sahaya büyük bir iştahla sürmeye devam ediyor. Göçmen işçiler, yoksunluğun ve yoksulluğun biricik suçlusu olarak işaret ediliyor. Tıpkı James Larkin’in göç ettiği İngiltere’de olduğu gibi…

Şimdi, aradan geçen onca yılın ardından isyanın şehri Cork’ta 4 Eylül akşamı bir Larkin daha dünyaya geldi. Tüm umudumuz onun da ölümsüzlüğü kucaklayabilmesi ve yoksul İrlanda halkının umut dolu mücadelesini enternasyonal bir düzlemde sürdürebilmesidir. Bir sonraki yazıda Ulaş’ın hikayesini yazmaya çalışacağım. Böylece Larkin Ulaş’ın tamamlanmayı bekleyen küçük taşları birbirine kenetlenmiş olacak.

Çağdaş Gökbel 'ın Son Yazıları