Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Belma Nur Kartal

Sendikalı mısın, Harranlı mı?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:01

KENTİN SESİ - SAMSUN Yazıları

- 300… 300… 100…

- Hepsi bu kadar mı gurban?

- Evet

- Benimki niye ötekilerden eksik?

- Onlar sendikalı

- Ben de Harranlıyam

- Git ulan işine!

Kibar Feyzo’nun unutulmaz repliğidir bu… “Ben de Harranlıyam!” Sendikayı bilmeyen taşeron Feyzo’nun isyanıdır bu… Bugün tersanelerde, fabrikalarda, hastanelerde, tekstilde ve bilcümle sektörde yoksayılanların, ölenlerin, öldürülenlerin filmidir bu… Bilekler kan içinde /dişler kenetli /ayaklar çıplak…

İpek bir halıya benzeyen bu topraklarda, bu cehennem ve bu cennette örgütlü değilsen, bu cenneti sana cehennem edenler için Harranlı olsan kaç yazar? Ha Samsunlu Fevzi olmuşsun, ha Harranlı Feyzo… Onlar için fark etmez. Onca domuz semirirken, ölebilirsin domuz gribinden… Ankara’da 29 yaşındaki Mustafa Güneş gibi, Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanede sağlık hizmeti sunarken… Ölebilirsin Kırım Kongo’dan… Bolu’da Arzu hemşire gibi… Ölebilirsin, sanki hiç yaşamamış gibi…

Tıpkı Samsun’da 5 ay önce ölen Kübra Yazım gibi… En güvencesiz olanlarımızdan biri yaşamını yitirmişti bu kentte. Sağlık personeli değil bir öğrenciydi. Sağlık Meslek Yüksek Okulu Ambulans ve Acil Bakım Teknikerliği Bölümünde okuyordu. Ama, aynı zamanda OMÜ’de bir temizlik şirketinin taşeron işçisiydi. Daha 18 yaşındaydı. Temizlik şirketi işçisine kene ısırığı nedeniyle gelen bir hastadan kan aldırılması, üstelik hiçbir koruyucu önlem alınmadan kan aldırılmasının sorumlusu kimdi? O bölümde nasıl görevlendirilmişti?

Kübra’nın ailesinin OMÜ Tıp Fakültesi aleyhine açtığı 230 bin liralık tazminat davası devam ederken, o günlerde Kübra’ya antiviral tedavi için etkili olan ilacın verilmediğini gündeme getiren Prof. Dr. Levent Doğancı hakkında da OMÜ dava açtı. Doğancı da bunun üzerine OMÜ'ye karşı dava açtı. Sağlıkta dönüşüm değil yıkım programı yürürlükte olduğu sürece bu memlekette davalar da, ölümler de bitmez. Ama Valimiz "Samsun'da olumlu gelişmeler oluyor, karamsar havadan uzaklaşmalıyız" diyor.

Samsun’da sağlık hizmetlerinde taşeronlaşma son 6 yılın en önemli istihdam biçimi olmuştur. Kamu hastanelerinde yemek hizmetlerinin taşeronlaşması ile başlayan süreç, hekimlik hariç tüm hizmetlerin taşeronlaşmasına kadar uzanmıştır. Taşeronlaşmanın kamu hastanelerinde yaygın ve planlı bir şekilde uygulanmaya devam ettiği Samsun’da 16 kamu hastanesinde 3100’ün üzerinde taşeron sağlıkçı bulunmaktadır.

Samsun Tabip Odası sağlıkta yoğun taşeronlaşmaya bağlı olarak taşeron işçilerin hak kayıplarına yönelik hazırladığı raporu uyarı bağlamında Sağlık Bakanlığına, Samsun Sağlık Müdürlüğüne, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına ve tüm kamu hastaneleri başhekimliklerine bildirerek yaşanan insan hakları ihlallerine dikkat çekmiştir.

İşsizliğin yoğun olduğu Samsun gibi bir şehirde taşeronlaştırma, yüksek oranda vasıfsız iş gücü bulunması dolayısıyla, iş gücü ücretlerinin çok düşük düzeylerde olmasına yol açmaktadır. Bütün yük taşeronlar eliyle çalıştırılan işçilerin omzundadır. Hastanelerin temizliğinden tutun, aklınıza ne gelirse her işi taşeron işçiler yapıyor artık. Hastanelere ve sağlık kuruluşlarına adımınızı attığınızda karşınıza çıkan kim varsa biliniz ki bu taşeronlara ait elemanlardır. Güvenlikçiler, temizlik işçileri, kayıt işlemlerini yapanlar, odacılar, bakıcılar, sekreterler taşeron elemanı… Neredeyse başhekim ve doktorların dışında herkes taşeron…

Ücret ve sosyal yardımları daha düşük, çalışma saatleri daha uzun, çalışma koşulları yasal standartların dışındadır. Bunun adı köleliktir. Her yıl sonunda sözleşmeleri fesh edilerek izin ve tazminat hakları ellerinden alınan taşeron işçiler ayrıca sağlık hizmetleri ile ilgili eğitim almamalarına rağmen her türlü riske açık olarak sağlık alanında çalışmakta, hastanın yanı sıra kendi sağlıklarını da tehlikeye atmakta, ölmektedir. Daha ötesi var mı? Sağlıkta teşeronlaştırma öldürmektedir.

İşte bu yüzdendir ki artık Samsun’da da taşeron işçiler yan yana gelmeye, örgütlenmeye başladı. Dün bir bildiri dağıttılar bu kentin sokaklarına, sağır yürekler duysun diye seslerini… Bu kenti ortak örgütlenme, ortak mücadeleye çağırdılar. “Daha fazla bedel ödemeyeceğiz” dediler, “İnsan ihaleyle çalıştırılmaz” dediler. “Örgütlenme ve sendika hakkımızdır” dediler.

“Yaşamın tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten bizler, üretenlerin yöneten olduğu bir ülke, bir dünya kurma inancı ve kararlılığıyla adımlarımızı atıyoruz” dediler.

Şimdi bu yürekli adımlar Ankara’ya doğru yola koyuluyor. “İş Güvencemiz ve Sendika Hakkımız İçin 7 Kasım'da Ankara'dayız!” diyorlar. Dev Sağlık-İş’in düzenlediği mitingde diğer sınıf kardeşleriyle buluşmaya gidiyorlar. Kendisi gibi emeği görünmeyen, kimliği yok sayılan, başta iş güvencesi olmak üzere hiçbir hakkı tanınmayan sağlık emekçisi kardeşleri gibi işine, emeğine ve geleceğine sahip çıkmak için... Samsunlu Fevzi ile Harranlı Feyzo buluşmaya gidiyor. “Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz” demek için… Aşlarına, ekmeklerine göz koyanları tanımak, tanıyıp da büyümek için…

“Onlar ümidin düşmanıdır sevgilim, akar suyun, meyve çağında ağacın, serpilip gelişen hayatın düşmanı… Bursada havlucu Receb’e, Karabük fabrikasında tesviyeci Hasan’a düşman, fakir köylü Hatçe kadına, ırgat Süleyman’a düşman, sana düşman, bana düşman, düşünen insana düşman, vatan ki bu insanları evidir, sevgilim, onlar vatana düşman…”

[email protected]

Belma Nur Kartal 'ın Son Yazıları