Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Alper Birdal

Alper Birdal

“Yeni ordu”

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:05 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:05

AKP’nin kurmaylarıyla ordunun kurmayları kapıları kapadıktan sonra içeride neler konuşuyorlar bilemeyiz. Ancak emin olabileceğimiz husus, konuşulanların merkezinde “yeni ordu”nun durmakta olduğudur. Bu sözcüklerle ifade etmiyor olabilirler, ama öyle ya da böyle kastedilenin bu olduğunu “taraflar”ın demeçlerinden biliyoruz.

İktidar partisi ve yandaşları buna “normalleşme” adını veriyor. Tamam, daha geniş bir gündemi kastediyorlar, ancak önemli bir parçası “normalleştirilmiş”, yani dönüşüme uyumlulaştırılmış ordudur. Öte taraf ise “moralimiz bozuk, böyle gitmez” diyor. “Nasıl gider?” sorusuna herhangi bir yanıt vermediklerini bildiğimize göre, tartışma bir kez daha mevcut ordunun “böyle gitmeyeceği” noktasına, yani “yeni ordu”ya odaklanmaktadır.

CIA stratejistleri ve istasyon şeflerinin mevcut resme bakıp “iyi gidiyorsunuz” demeleri bu nedenledir. “Yeni Türkiye”nin mucidi Graham Fuller’in geçenlerde gazetelerde yer alan şu sözleri buna örnektir: “Türkiye bugün dünyadaki en önemli ülkelerden biri. Müslüman ülkeler arasında demokrasisi en ileri ülke. Hem Müslüman dünyasında hem de genel olarak birçok dünya ülkesine kıyasla çok güçlü ordusu olan, NATO üyesi, AB yolunda ilerleyen, ABD müttefiki bir ülke. Neredeyse devrimci bir bölgesel siyaset geliştiriyor. 360 derecelik bir bakışı var. Avrupalı, batılı, Karadenizli, Akdenizli, Ortadoğulu…”

Pek güzel tekmili birden: Müslüman-demokrat, güçlü ordu sahibi, NATO üyesi, ABD müttefiki, AB tilmizi ve bütün boyutlarıyla yüzünü bölgeye dönmüş “yeni Türkiye”… Bu Türkiye’nin “neredeyse” devrimci bölge siyasetindeki eksiği “yeni ordu” değilse nedir?

Fuller’in memnuniyetle takip ettiğini tahmin edebildiğimiz cemaatin kanaat önderlerinden birisinin bu meselede erken ötmüş olmasına şaşırmıyoruz. Çünkü artık bu noktadayız: “Yeni ordu”yu tartışacaklar… Bunun için de önce “hangi ordu?” sorusunun sorulması ve tarihin yeni baştan yazılması gerekiyor.

Şakirtler çalışıyor ve “hangi ordu?” sorusunu soruyorlar: “Sipahi Ordusu mu, Yeniçeri Ordusu mu, Nizam-ı Cedit Ordusu mu, Asakir-i Muhammediye mi veya Türk Silahlı Kuvvetleri mi? Tarih şanlı savaşlarımızı anlatıyor. Ama unutmayalım: Askerimiz her zaman aynı ordunun askeri değildi.” Bunları Kasım ayında Mümtazer Türköne yazıyor.

Tarihi tahrif etmek ince iş mesele yapılan saptamaların doğruluğu veya yanlışlığı değil, bu saptamaların içerisine yerleştirildiği “bağlam”ın yeniden kurgulanması… Türkönegillerin yaptığı budur ve bu eğitimi Fullergillerden almış olduklarına kuşku yoktur.

Burada gördüğümüz bağlam ne?

Andığımız yazının başlığı "Bize Nizam-ı Cedit ordusu lazım"… Bildiğimiz, Nizam-ı Cedit'i anlamlı kılanın "yenilik hareketi” olduğu ve yenilik hareketini değerli kılanın da Tanzimat'a, oradan 1908 Devrimi ve 1923'e açılmış olmasıdır. Kısacası Nizam-ı Cedit, Asakir-i Mansure-i Muhammediye ya da Hareket Ordusu, Türkiye'de burjuva devriminin gelişimine kan taşımış olmaları nedeniyle tarihsel bir değer taşımaktadır. Bu devrimci bağlam olmaksızın bunların her biri tarihe düşülmüş birer dipnot olarak kalırdı.

Cemaat ideologları bu devrimci bağlamı tepetaklak etmekte ve buradan bugün Türkiye'nin bir "yenilik" sürecinde olduğunun varsayılmasını, hatta kabul edilmesini dayatmaya geçmektedir. CIA ajanlarından "iyi gidiyorsunuz" sözleri işittikçe kuyruğunu daha hızlı sallayan, her yeni günde piyasa tanrısına daha çok şükür yağdıran, kıblesini borsa eylemiş cemaatin ve onun desteklediği hükümetin eliyle ülkeye "yenilik" geliyormuş! Buna inanacakmışız!

Eski düzene karşı ama zayıf, ama eksikli, ama bir adım ileri iki adım geri atarak, kısacası burjuva devrim sürecinin bütün niteliklerini bağrında taşıyarak verilen mücadelenin içine oturduğu bağlamla AKP Türkiye’sinin ne alakası var? Utanmasalar “bizim sultan Hamid’e değil, III. Selim’e benziyor” diyecekler. Hangisi tutarsa, sultanlık baki kalsın da gerisi teferruat. “Bağlamın yeniden kurgulanması”ndan kastımız budur.

Bunu geçelim. Peki, ordunun hangi açıdan “yenilenmesinden” söz ediliyor? Dedik ya, ince bir ideolojik yapılandırma sürecinden geçiyoruz ve böyle bir operasyon kapsamında söylenen her şeyin “yalan” olduğunu düşünmek abes olur. Orduyu “yenileme” meselesinin arka planı üzerine, Türköne’nin bu çerçevede söylediği “doğrulardan” hareketle düşünebiliriz. Şakirt yazar durumu Yeniçeri üzerinden örneklemiş ve bu ordu “Zamanla bir çıkar şebekesine ve bir fesat yuvasına dönüştü. Savaş meydanında hezimet üzerine hezimet alırken, iktidar mücadelesinde zaferler kazandı” demiş ki doğrudur.

İyi de daha açık söylenebilir mi? Türköne, Yeniçeri teşbihiyle, NATO’nun en büyük kara gücü bugün savaşamaz haldedir demektedir ve bu da doğrudur. Öyleyse bunların sorduğu soru, “ABD bölgeyi hallaç pamuğu gibi atar ve daha büyük hamlelere hazırlık yaparken bu durum kabul edilebilir mi?” şeklinde yeniden ifade edilebilir. Cevaben “kabul etmiyoruz” diyorlar. Bu nedenle, Fuller’in ifadesiyle, “yeni Türkiye” iyi gidiyor...

Afganistan ve Irak işgallerinin yanında İran’ın, Karadeniz’in ve Kafkasların gün geçtikçe ısınması, “yeni Türkiye”nin “yeni ordusu”nu göreve çağırıyor. Bunu gördükleri için işler bu kadar hızlandı.

“Moralsiziz” diyen, ne ABD’ye, ne NATO’ya, ne AB’ye, ne piyasacılığa bir itirazı olmayan Kemal Okuyan’ın deyişiyle, artık kendi başına bir değer taşımayan cumhuriyetin kuruluş felsefesinden ne anladığı belli olmayan öte taraf ise bu “yeni ordu”ya direnemez olsa olsa çerçevesini tartışır.

Üzerinden mücadele edilecek bir çerçeve istiyorsanız, buyurun sosyalist cumhuriyetin, öyle lafta değil, gerçekten yeni ordusunu tartışalım: Başta NATO, bütün emperyalist örgütlenmelerle bağını koparmış, emperyalizmin saldırılarına karşı bölgenin emekçi halklarının yanında yerini alan, silahından, eğitimine kadar her ihtiyacını öncelikle ülke kaynaklarıyla karşılayan, sermayenin değil, halkın çıkarlarının ve ülkenin bağımsızlığının savunuculuğunu yapan bir ordu.

Alper Birdal 'ın Son Yazıları