Breadcrumb
ANALİZ | Ekonominin rotası: Daha fazla bağımlılık, daha fazla piyasa, daha fazla sömürü
Adile Kaya
Yayın Tarihi: 02.12.2021 , 09:35 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54
Cumhurbaşkanı, ihracat ve dolayısıyla üretimdeki konjonktürel yükselişe de güvenerek “yatırım-üretim-ihracat-istihdam” (bir kısaltma da biz yapalım ve “YÜİİ” diyelim) retoriğinde işi “Artık sıcak para istemiyoruz” noktasına kadar getirdi. Hiç kuşkusuz TL’deki baş döndürücü değer kaybının hızlandırdığı sermaye değersizleşmesi, uluslararası sermaye için “alım fırsatları” yaratıyor, bu eksende Türkiye ile ilgilenenlerin, kapı aşındırmaya başlayanların arttığı dile getiriliyor. “Bizim varlıklar ucuzladı” diye yurtdışında kapı aşındıranlar olduğuna da şüphe yok. Siyasi iktidarın üretimdeki ihracata dayalı konjonktürel canlılığın yardımıyla fiili batışlar olmadan erken el değiştirmeler, hisse ortaklıkları vb yoluyla yabancı sermaye girişinin gerçekleşmesine ilişkin umutlarının arttığı, işin doğası gereği bu tür bir sermaye girişi olduğunda “sıcak para”nın zaten akacağı, esip gürlemelerin de unutulacağı hesabında olduğu seziliyor. Beceriksizlikten mi kasıtlı bir tercihten mi tartışması bir yana başarı şansı tartışmalı, daha önce de değinildiği gibi büyük bir kumar oynanıyor.
Erdoğan sussa yeter mi?
Uluslararası finans sermayesinin temsilcilerinden biri geçen hafta Türkiye’ye ilişkin konuşurken
Birkaç müteahhite sığmayan talan
Belli hasarların daha zamana yayılı, daha iyi makyajlanarak “realize edilmesi”yle TL’nin yere çakılması arasındaki fark Türkiye kapitalizminin sıkışmışlıkları göz önünde bulundurulduğunda, çok iddialı olmak mümkün değil tabii, pek büyük olmayabilir. Türkiye’de sermaye düzenine içinden ve dışından “rafine” bir duruş atfetme çabası hep vardır. Oysa ki hırsızlığı siyasi iktidarın yolsuzluklarına, mega projelere, üç beş yandaş sermayedarın açgözlülüğüne daraltılamayacak bir sermaye sınıfından söz ediyoruz. “Kurallı”dan hukuka, mevzuata uygunluğu anlıyorsak “kurallı kapitalizm” sınırları içinde bile ülkenin tarihini aşarak dünya ölçeğinde akıllara durgunluk verici bir büyük soyguna imza attılar. Bütün özelleştirmeler, piyasaya açmalar, arazi talanları gibi yağmalar da önemli olmakla birlikte en büyük vurgun işin en “kurallı” kısmında, fabrikada, tezgahta, masa başındaki emek sömürüsünün ulaştığı boyutlarda aranmalı. Bu anlamda olan biteni anlamaya çalışırken çerçeveyi daha geniş tutmak, siyasi iktidarın beceriksizlikleri, yetersizliklerini ya da gözünü karartmışlığını da bu çerçevenin içinde değerlendirmek daha sağlıklı olur.
Kapitalizmi temize çekme telaşı
Geçen yıl bu zamanlarda eski UNCTAD Direktörü ve Baş İktisatçısı Yılmaz Akyüz, Türkiye’de yaşanan döviz krizinin bir borç krizine dönüşme ihtimaline dikkat çekmiş, tartışmaların faiz artışı ve daha fazla sermaye girişinin nasıl sağlanacağına yoğunlaştığına oysa esas sorunun, dolayısıyla tartışılması gerekenin ithalat ve yabancı sermaye bağımlılığı olduğunu vurgulamıştı.
Bu uzun hatırlatma büyük bir sarsıntının kaçınılmaz olduğuna, para politikası ve dahi mali politika enstrümanlarıyla hareket alanı yaratmanın sınırlarına işaret ettiği için önemli. Geçen hafta soL’da yer alan söyleşisinde Oğuz Oyan’ın daha açık ve detaylı bir şekilde ifade ettiği
20 yıllık pahalı deneyim
Biriken risk, bugünkü tablodan çok şikayetçi olanların bir bölümünün hala tam boy destekçisi olduğu geçmiş yılların birikimi. Bugün sadece iktidarın değil, düzen muhalefetinin de perspektifi esas olarak, “daha fazla sermaye çekmek”ten ibaret. Kur-faiz gürültüsünün arkasına, nihai değerlendirmelere bakıldığında üretim ve ihracat artışı sağlamak, bu doğrultuda doğrudan yabancı sermaye yatırımı başta olmak üzere kalıcı bir şekilde yabancı sermaye çekmek, uluslararası finansmana kolay ve düşük maliyetli erişim şeklinde giden sanayi üretimin teknoloji düzeyinin yükseltilmesi, nitelikli işgücüne dayalı faaliyetlerin artırılması gibi eklerle genişleyen bir çerçeve iktidarın politika dokümanlarından düzen muhalefetinin programlarına büyük ölçüde ortaklaşıyor. Bugün de “beceri” tartışmasının odağına sermaye düzeninin ihtiyaçlarına uygun bir yapısal dönüşümü sağlama yetkinliği yerleştiriliyor. Türkiye kapitalizmi bu tür yön değişikliklerini, dalga boyu çok daha düşük krizlerde bile kuvvetli siyasi arka plana da sahip uluslararası sermaye yönlendirmeleri olmadan yapmış, yapabilmiş gibi.
20 yıllık çok pahalı deneyimin ardından, sanki mümkünmüş gibi, “düşük riskli” bir bağımlılık (derinleştirme) dalgası ülkeye çıkış olarak sunuluyor. Likiditenin en bol olduğu zamanlarda bile yüksek reel faizle sermaye çekildiği, en düşük, en uygun görünen koşullarda özelleştirmeler, piyasaya açmalar, türlü imtiyazlar yoluyla ülkeye, halka maliyeti çok yüksek bir sermaye akışı sağlandığı unutturulmak isteniyor. Coğrafi ve sektörel kaymaların bulanıklaştırıcı etkisi temizlendiğinde, yani kentli işgücü için, sanayi ve temel hizmet sektörlerinde ücretlerin gelişimi incelendiğinde TL’nin değerlendiği zamanlar da dahil yoksullaşmanın sürekli arttığı görmezden geliniyor.
soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.


