Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

100 yıllık sömürünün gösterilmeyen bilançosu: Rahmi Koç'un anlattıkları ve anlatmadıkları

Koç Holding, 100. yılında gazete sayfalarında pembe bir başarı tablosu çizdi. Rahmi Koç anlattı, sömürünün üzerini örtmeyi denedi ama olmadı. soL, Koç'ların parlatılan o vitrin arkasında gizlediği ve çarpıttığı gerçeklere tarihsel kayıtlar ve ekonomik verilerle mercek tuttu.

Emre Alım

Yayın Tarihi: 04.06.2026 , 23:09 Güncelleme Tarihi: 05.06.2026 , 01:21

Algoritmaya müdahale edin: Tek bir işlemle soL Haber’i Google’da ‘tercih edilen kaynak’ olarak seçin, aramalarınızda soL öne çıksın.


Türkiye’nin en büyük sermaye grubu Koç Holding, bu yıl 100. kuruluş yıl dönümünü kutluyor. Bu kutlama zincirinin medya ayağındaki en dikkat çekici halkası ise geçtiğimiz günlerde Oksijen gazetesinin adeta bir "Koç Gazetesi" işlevi görerek çıkardığı iki ayrı özel ek oldu. 

Gazetenin neredeyse tüm kadrosunun holdinge övgüler dizdiği bu çalışmada en çok geniş kapsamlı Rahmi Koç röportajı dikkat çekti. Holdingin krizlerden nasıl "muaf" kaldığını, siyasetten güya nasıl uzak durduğunu ve vergi "fedakarlıklarını" parlatma görevi Koç'ların en büyüğüne düştü.

Ancak parlatılan bu vitrinin arkasında farklı bir gerçeklik yatıyor. soL, Rahmi Koç’un röportaj boyunca öne sürdüğü iddiaları, çarpıtmaları ve "nasihat" adı altında sunduğu alayları tarihsel kayıtlar ve güncel ekonomik verilerle masaya yatırdı. 

TÜPRAŞ'ın özelleştirme öyküsünden holding şirketlerinin binde birlerde kalan fiili vergi oranlarına kadar, 100 yıllık bu hikayenin arkasındaki gerçekleri gözler önüne seriyoruz.

Koç bu güce nasıl erişti?

Koç Holding bugün kendi başına bir sektör gibi işliyor. Cirosu 105 milyar dolar. Türkiye’nin ihracatının yüzde 7’sini gerçekleştiriyor.

Rahmi Koç, röportajda geldikleri konumu şöyle özetliyor:

Kaygan zeminde iş yapma kabiliyetimiz var. Önümüzdeki yıllarda tüm gücümüzü kullanmamız lazım. Bu ‘gücün kadar konuş’ dönemi. Gerek memleket gerek dünya ekonomisindeki iniş çıkışlara karşı muafiyet kazandık. Kriz zamanında yapılan yatırımlar kriz geçince devreye girer ve sizi daha güçlü yapar.

Rahmi Koç kısmen haklı. Mesela enerji krizi ve peş peşe gelen akaryakıt zamları yurttaşın belini bükerken, Koç Holding'e ait TÜPRAŞ 2026 yılının ilk çeyreğinde kârını katladı. Şirketin net kârı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2 bin 820 oranında arttı.

Koç’un haksız olduğu kısım anlatmadıklarında gizli.

O “iniş çıkışlara karşı kazanılan muafiyet”lerin arkasında kamu malının gasp edildiği bir özelleştirme öyküsü var. 
 
TÜPRAŞ Türkiye'nin en büyük sanayi kuruluşu. Bu dev kuruluş 2005 yılına kadar kamuya aitti. AKP ise stratejik öneme sahip rafineriyi 4,5 yıllık getirisi karşılığında Koç-Shell ortaklığına sattı. İlerleyen yıllarda Shell de hisselerini Koç'a devretti.

Özelleştirme sonrası, akaryakıtta ithalat bağımlılığı arttı, bu da halkın enerji maliyetlerini ve genel fiyat düzeyini yükseltti.

Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşu olan ve bir dönem kamu malıyken Koç Holding’e devredilen TÜPRAŞ, enerji krizinin yaşandığı bu dönemde sermaye grubunun en büyük kâr kapısı olmaya devam ediyor. 

Her devrin patronu

Rahmi Koç’un söyleşisinde dikkat çeken bir noktaysa siyasete ilişkin sözleri.

Neredeyse klişeleşmiş bir önkabul var: “Koç’lar siyasetten ve medyadan uzak durur.”

Medyadan uzak durmadıklarının en büyük ispatı, bizzat bu yazının konusu olan söyleşi.

Koç Holding, halihazırda 64 sayfa çıkan bir gazeteye 72 sayfalık “özel sayı” hazırlatabilecek, muhabirinden köşe yazarına neredeyse gazetenin tüm kadrosuna kendi “halkla ilişkiler” faaliyetlerini yaptırabilecek bir “güce” sahip.

 

Siyaset ayağındaysa Rahmi Koç yine babasına atıfta bulunuyor:

“Babamız ‘Katiyen politikaya girmeyin’ dedi. Kırmızı çizgisiydi. Biz de buna harfiyen uyduk.”

Peki, gerçekten öyle mi?

Kronolojik gidelim.

Türkiye ekonomisinde ve sermaye yapısında belirleyici bir güce ulaşan Vehbi Koç’un siyasetle olan ilişkisi, Cumhuriyet’in ilk çeyreğindeki siyasal ortamın derin izlerini taşıyor. Vehbi Koç, tek parti dönemi boyunca CHP üyesi olarak faaliyet gösterdi ve parti bünyesinde çeşitli görevler üstlendi. Koç’un CHP ile kurduğu bu ilişki, bir iş insanı olarak devlet ilişkilerinden ve olanaklarından yararlanma güdüsüyle biçimlendi.

1
Vehbi Koç, İsmet İnönü ile birlikte.

Koç’ların göstermelik “cumhuriyet” sevdasının kaynağı da bu yıllara dayanıyor.

Rahmi Koç’a sorulduğunda “Vehbi Bey çok sıkı Atatürkçüydü, Cumhuriyetçiydi. Atatürk Cumhuriyet Bayramları’nda Ankara Palas’ta balo verirdi. Erkekler frak, kadınlar tuvalet giyerlerdi, annem ile babam da giderlerdi” diyor.

Ancak baloların ötesi var. Koç’u holdingleştiren sermaye birikim sürecindeki en büyük etmen, doğrudan devletle kurduğu bu ilişkiler ağı ve devlet taahhütleri oldu. Bu durumun en somut örneği, doğrudan Vehbi Koç’un kendi anlatımıyla aktarılan Marsilya kiremitleri hikayesi.

Vehbi Koç, 1952 yılında 20. Asır dergisine verdiği röportajda, hayatının dönüm noktasını ve devletle olan ticari bağını şu ifadelerle açıklıyor:

Benim hayatımın inkişafı Atatürk devrinde başlamıştır. Ankara hükümet merkezi olunca inşaat işleri birdenbire arttı. Ben de derhal vaziyeti kavrayarak kösele ve kundura levazımı işini bıraktım, inşaat malzemesi getirmeye başladım.

Bu arada bir parti Marsilya kiremiti de getirtmiştim. Babam bunu görünce beni azarladı: 'Marsilya kiremiti Ankara'da satılır mı, çocuk!' dedi.

Kiremitlere bağladığım sermaye hakikaten aylarca dondu kaldı. Fakat bir gün Ankara'da müthiş bir fırtına koptu. Birçok binalar gibi Millet Meclisi'nin damındaki kiremitler de paramparça olmuştu. O zamanlar Meclis'in daire müdürü Rüştü Bey mağazaya gelmişti. Dükkândaki Marsilya kiremitlerini görünce şaşırdı kaldı ve hepsini alıp gitti.

1
Ankara Numune Hastanesi inşaatı. Vehbi Koç'un ilk büyük taahhüt işi. -1933

Marsilya kiremitleri ticareti ve bu süreçle birlikte ufak ufak başlayan devlet taahhüt işleri, ilerleyen yıllarda Koç Holding’in temel taşlarını oluşturdu.

CHP devri kapanınca Koç, dümeni Demokrat Parti’ye kırdı.

1950 seçimlerinde CHP iktidardan düştü. Demokrat Parti dönemi başladığında Vehbi Koç’a davet gecikmedi.

Hayat Hikâyem başlıklı otobiyografisinde CHP’den DP’ye transferini, “korkak bir davranış” olarak niteleyen Vehbi Koç, aslında siyasetle kurduğu ilişkinin kâr uğruna değişebileceğini açıkça ifade ediyordu.

Vehbi Koç, Adnan Menderes ile birlikte. -1956    

Bu ilişkilerin bir sonucu olarak özellikle 1970’li yıllarda Koç ailesi, siyasetten uzak durmak bir yana partiler üstü bir konuma erişti.

Dönemin hükümetleri ve siyasetçileri, Koç’ların seyrek ama ağırlıklı eleştirilerine doğrudan kulak veriyordu. Vehbi Koç, tıpkı çocuklarına yolladığı öğüt ve tavsiye mektupları gibi, dönemin başbakanlarına ve bakanlarına da doğrudan mektuplar göndererek ekonomik ve siyasi süreçlere dair taleplerini ve görüşlerini iletiyordu.

Öyle ki Koç Holding devletle olan ilişkilerini daha kolay bir biçimde yürütebilmek amacıyla kendi bünyesinde doğrudan bir “Hükümetle İlişkiler Departmanı” kurdu. Bu kurumsal oluşum, Vehbi Koç’un devletle olan ilişkilerinin de belli bir plan ve örgütlülük içinde yürütülmesi ilkesine dayanıyordu.

Vehbi Koç, Celal Bayar ile birlikte. -1985

'Cumhuriyetçi' Koç'lar gericilerin izinde

Tablo o günlerden bugünlere değişmedi. Örneğin bakanların elinden baklava yiyen Ali Koç, daha 9 ay önce iktidar ortağına olan sempatisini de şu sözlerle açıkça dile getirdi:

Benim MHP ile yakınlığım bilinen bir şey. Gönül bağım var. Bizim camiamızda böyle şeyler pek hoş karşılanmaz. Bu konuda çok mesaj aldım.

Koç’ların teması sadece partilerden ibaret değil. AKP Türkiye'sinde siyasetin organik bir unsuru haline gelen cemaatlerle de güçlü bağlara sahipler. İlim Yayma Cemiyeti ile 1967’de kurulan ilişkiler bugün hâlâ sürdürülüyor. 

1
AKP'li Mustafa Varank Abu Dabi'de Ali Koç'a eliyle baklava yedirirken.

Koç'lar ne kadar vergi ödüyor? 

Rahmi Koç, röportajda Türkiye'de vergi ödememenin bir norm haline geldiğini iddia ederek mevcut durumdan şikayet etti. Ancak veriler, holdingin en büyük şirketlerinin ödediği fiili vergi oranları ile çalışanların sırtındaki vergi yükü arasındaki devasa uçurumu açıkça ortaya koyuyor.

Önce Rahmi Koç’un sözlerine kulak verelim:

Türkiye’de ödenen verginin yüzde 8’ini biz ödüyoruz. Bir zamanlar Gayrisafi Milli Hasıla’nın yüzde 9’unu yapardık. Verginin yüzde 11’ini öderdik. Özal zamanında bir çalışma yapılmıştı. Herkes vergisini düzenli ödese, vergi oranlarını indirmek mümkün olurdu. Çok enteresan. Şimdi vergi ödememek, kaçırmak demiyorum, bir norm haline geldi. Bunu çok tehlikeli buluyorum.

Şimdi de vergi ödememeyi “tehlikeli” Rahmi Koç’un şirketlerine bakalım. İstanbul Sanayi Odası verilerine göre, 2025 yılında TÜPRAŞ yıllık 830 milyar lira gelir elde ederken bu dönemde 29,5 milyar lira net kâr açıkladı. Ford Otosan ise aynı yıl 831 milyar lira gelir sağlarken net kârını 34 milyar lira olarak duyurdu. Koç ailesinin elindeki bu iki dev şirketin 2025 yılında ödediği toplam kurumlar vergisi tutarıysa yalnızca 2,7 milyar lira oldu.

Bu veriler ışığında holding şirketlerinin elde ettikleri gelirlere oranla ödedikleri vergi miktarı incelendiğinde, TÜPRAŞ’ın 2025 yılında ödediği kurumlar vergisinin toplam cirosuna oranının binde 3 düzeyinde kaldığı görülüyor. Ford Otosan için ise bu oran on binde 2 olarak gerçekleşti.

Koç’un ödediği bu vergi oranları, aynı dönemde çalışan bir işçinin ödediği vergi ile kıyaslandığında büyük bir uçurum barındırıyor. Asgari ücretin 22 bin lira olduğu 2025 yılında, net ücreti yaklaşık 35 bin lira olan bir işçi, yıl boyunca toplam 94 bin lira doğrudan vergi ödedi.

TÜPRAŞ ve Ford Otosan işçi sistemiyle vergilendirilmiş olsaydı, bu şirketlerin şu an ödediklerinden tam 109 kat daha fazla vergi ödemeleri gerekecekti.

Holdinglerin ödediği vergi oranlarının bu seviyede kalmasının arkasında yasal muafiyetler ve teşvikler yer alıyor. Koç Holdingin toplam gelirlerinin yüzde 35’ini tek başına yaratan en büyük şirketi TÜPRAŞ’a, uygulanan politikalar doğrultusunda kurumlar vergisinde yüzde 90 indirim yapıldı. Bu yolla, yüzde 25 olan resmi kurumlar vergisi oranı fiilen yüzde 2,5’a çekilmiş oldu. Holding bünyesindeki bir diğer büyük üretici olan Arçelik’e de benzer vergi teşviklerinin verildiği resmi raporlarda yer alıyor.

Yani Koç’un ödemekle övündüğü vergi, buzdağının görünen yüzü. Bahsi geçmeyen tarafta iktidarın daha baştan Koç’lardan almaktan vazgeçtiği dev bir vergi yığını var.

İnciler ve gerçekler...

Rahmi Koç, çarpıtmalarla dolu söyleşisinin sonunda halka nasihatler vermeyi de ihmal etmedi.

Fakat bu nasihatlerin de gerçeklikle bağı epey zayıf.

İşte Rahmi Koç’tan inciler ve gerçekler.  

Profesyonel mi yoksa patron mu olacaksınız, buna karar verin. Uykusuz geceler mi, yoksa rahat bir uyku mu?

Rahmi Koç yüzyıllara uzanan sınıf çelişkisini basit bir kariyer tercihi gibi pazarlarken eski bir masalı fısıldıyor. Güya patronluk ağır bir yük, uykusuz geceler demek, ücretli bir "profesyonel" olmak ise huzurlu bir uyku... Oysa her sabah Koç’un fabrikalarına, plazalarına ve tersanelerine ömrünü bırakan milyonlarca emekçi, Rahmi Koç’un tahayyül ettiği o pembe uykuyu çoktan unuttu. İşçi sınıfı, patronların vadettiği huzuru değil kira cenderesinin, faturaların ve her an kapıya konma riskinin yarattığı gerçek uykusuzluğu yaşıyor.

Dünyanın dört bir yanında yüz binlerce işçinin emeğini sömürdükten sonra dönüp "bizim de gecemiz uykusuz" demek, kendi uykusuzluğunu ancak kasadaki milyarları sayma meşgalesiyle açıklayabilecek bir sınıfa yakışacak türden bir alaycılık.

Rahmi Koç'un Göcek tatilinden bir gün...

Zira güncel veriler, geceleri kimin rahat uyuduğunu gayet net özetliyor. Koç Holding, halkın yoksullaştığı kriz ikliminde bile 2025 yılını yüzde 1188’lik devasa bir artışla 22 milyar lira konsolide net kârla kapattı.

Aynı esnada TÜİK’in istatistiklerine göre nüfusun yüzde 60'ı açlık sınırının altında kalarak temel gıdalara bile ulaşamadı.

Gireceğiniz sektörü iyi seçin. İmkân varsa o sektörde başarılı bir firmada çalışın.

Rahmi Koç sanki memleketteki milyonlarca genç emekçinin önünde rengarenk bir "sektör menüsü" varmış gibi buyuruyor.

Koç’un başında olduğu kapitalizmin bizzat ürettiği ve büyüttüğü o muazzam yedek işçi ordusu kapıda beklerken, iki üniversite bitirmiş gençler bile kuryelik ya da market işçiliği arasında "sektör seçimi" yapmaya zorlanıyor.

Bugün Türkiye’de geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30 civarında seyrederken ve milyonlarca insan sadece nefes alabilmek için herhangi bir işe ihtiyaç duyarken, "başarılı firma beğenme" lüksü Rahmi Koç’un fantezisinden ibaret.

Fazla borca girmeyin, hesabınızı iyi yapın. Para kazanınca memleketinize faydanız olsun.

"Fazla borca girmeyin" nasihati, geçim derdindeki milyonlarca emekçiye "porsiyonları küçültün" demekten farklı değil. Veriler, halkın hesapsızlıktan değil, düpedüz hayatta kalabilmek için bankalara mahkum edildiğini gösteriyor. Türkiye’deki toplam kredi kartı sayısı 143,4 milyona ulaşmış durumda.

Enflasyonun kartları, kartların ise borçları patlattığı bu düzende halkın payına kazanç değil, devasa bir sömürü bakiye kalıyor. Ocak 2026’da kartlarla yapılan toplam harcama tutarı, Ocak 2025’teki 1,4 trilyon lira seviyesinden yıllık bazda yüzde 44,5 artarak 2 trilyon 74 milyar lirayı gördü.

Karşınızdakinin sizin kadar akıllı olduğunu unutmayın.

Rahmi Koç nihayet doğru bir noktaya parmak basıyor. Karşı karşıya oturduğu, fabrikalarında ömrünü tüketen, plazalarında dirsek çürüten o işçi sınıfı en az onun kadar, hatta ondan çok daha akıllı. Zira onlar, Rahmi Koç olmadan o fabrikaların tıkır tıkır çalışacağını, makinelerin döneceğini, hayatın akacağını biliyor.

O işçiler bir kez örgütlenip ayağa kalktığında, Rahmi Koç karşısında "akıllı" bir muhataptan fazlasını, sömürü düzenini sarsacak bir güç buldu, bulacak.

Rahmi Koç’un hafızasını tazelemek gerekirse, bu toprakların egemenleri işçi sınıfının aklını ve öfkesini en iyi 15-16 Haziran 1970’te tecrübe etmişti. Emekçiler hakları için İzmit’ten İstanbul’a barikatları yıka yıka yürüdüğünde, üretimi durdurup sokakları zapt ettiğinde, patronlar akıl oyunları oynamaya pek vakit bulamamıştı. O günlerde panikle uçaklara sığınan Rahmi Koç’un sınıfdaşlarını tarih unutmadı... 


soL Haber'i WhatsApp ve Telegram kanallarından takip edin, önemli gelişmeleri kaçırmayın.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.