31 Mart sürprizi?

18/03/2019 Pazartesi
31 Mart sürprizi?

Yerel seçim oyunu, sadece AKP ve sözde muhalifleri için değil, fakat bir bütün olarak kapitalist sistem için bazı sürprizlerle sonuçlanacak gibi. “Çöküş cilveleri” denebilir. Peki, Türkiye kapitalizmi çöküşte de, göbeğinden bağımlı olduğu Avrupa kapitalizmi daha mı iyi durumda? Değil. O nedenle olmalı, ne Türkiye’nin ne de Almanya Avrupası’nın büyük sermayesi endişelerini gizleyebiliyor. Beceremiyorlar. Avrupa’nın büyük yayın tekelleri “kapitalizme yeni öfke”yi kapak dosyası veya manşet haberi olarak boşuna işlemiyorlar. Görsel ve işitsel medyada habire bu tartışılıyor. 

Zengin merkezlerde bir sürpriz bulmak mümkün değil. 

Ya bizim gibi zayıf halkalarda? 

Burada duralım. 

Ve kendimize bakarak soralım: 31 Mart’tan yeni partiler mi çıkacak? Buna kesin gözüyle bakılıyor. Tabii akıllara önce sermayenin iktidar ve muhalefete dağıttığı kadrolarında yaşanacak parçalanmalar geliyor. Kriz böyle yansır siyasete. 31 Mart’ta sandıktan yeni bir çözümsüzlük ve bu çözümsüzlüğe  kapaklanmış, sözde yeni, ama elinde artık halka nefes aldıracak ve -tabii- aldatacak reçeteler bile olmayan cemaatler çıkabilir. Kuşkusuz bunlara parti değil de, “yeni mafya çeteleri” deme hakkımız var. Merkezde veya “solda”... Peki. 

Açık olalım: İki hafta sonra sandıktan tek bir partinin çıktığına tanık olacağız. İyi de, nasıl bir parti? Belki, şu: Topluma, bu düzenin ötesinde ortaklaşmacı bir kurtuluş programı sunabilen, mevcut krizin Türkiye’yi paramparça edeceğini ve bu çıkmazın ya da ekonomik-toplumsal buhranın ancak sosyalist bir planmayla toplumsal kurtuluş için bir fırsata dönüştürüleceğini anlatan tek bir parti, sermayenin hedefine oturacak. Dolayısıyla da nicel gücünün dışında, Türkiye’deki krizi aşabilecek yegâne aktör kimliği kazanacak. Krize ve bu topraklara damgasını vurma yoluna girecek. Olur mu? 

Sahneyi parça parça izlemeye alalım: Birçok belediyede “Biz burada emekçi halkın temsilcileri ve bekçileri olarak bulunuyoruz. Hepinizin maskesini burada düşüreceğiz ve her çevirdiğiniz dolabı, hırsızlığı ayrıntılarıyla emekçi halkımıza duyuracağız” diyen üyeleri ve dostlarıyla göreve talip olan bir işçi sınıfı partisi, TKP, eğer bir oy hareketlenmesi de yaşarsa, ülkenin kaderini dostlarıyla birlikte eline almaya başlar. Türkiye’nin artık yerle bir olmuş konvansiyonel solunun, daha doğru bir ifadeyle “düzen solunun” en korktuğu şey, tam da bu. O nedenle TKP, düzen solunun en nefret ettiği ve galiba bu nedenle adını bile anmadığı tek hedef... Dersim’deki büyük çıkışın temsilcisi Fatih Maçoğlu hakkındaki tahrifat ve çağrılar tesadüf değil. Saldırganlar ayaklarının altındaki toprağın kaydığını fark etmiş durumda. 

Gerçekten de Dersim’de kazanılacak yeni başarılar, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde on binlerce solcu ve emekçinin teveccühünü halkın doğrudan temsilcileri ve çıkarlarının da bekçisi olarak belediye meclislerine sokabilmesi, TKP ve işbirliği içinde olduğu sosyalistleri bir anda siyasal gündemin birinci maddesi haline getirebilir. Göreceğiz. 

1 Nisan sabahı Türkiye, tek bir partiyi, mütevazı oy desteğine rağmen, ülkenin birçok beldesinde militanları ve dostlarıyla göreve talip olmasının yaratacağı ısı altında konuşmaya başlayabilir.  Emekçi halklara kalkan elleri kırmaya yeminli olan ve “halka yalan söylemenin suç olduğunu” ilan etmekle kalmayıp ısrarla bu enkazdan ancak sosyalizmle çıkabileceğimizi anlatmaya çalışan bir partiden söz ediyoruz. Halkın dolaysız gündemine gireceği anlaşılıyor. 

Tesadüf değil bunlar. Sıkışan, genişler; malum. Türkiye halkını çok acılı günlerin ve inanılmaz çıkışların beklediğini sadece komünistler söylemiyor artık. Sermayenin her türden yardakçısı, özellikle de sol geçinenleri bile bunu bağırmaya başladı. Türkiye kapitalizmi bu krizden yoksul halkı daha da kanatarak, elindeki son kırıntıları yağmalayarak çıkmaya mecbur. 

TKP, 31 Mart’a tek parti olarak girmekle kalmayıp tek parti olarak da çıkabilir: Programı, tarihsel kökleri ve krizin ayrıntılı analizlerine sahip olması onu farklılaştırıyor. Kapitalizmin yıkım sürecinde nasıl aşılacağını programlaştıran ve Türkiye’nin tüm kaderini sosyalist bir müdahaleyle değiştirebileceğini ileri süren, onun bunun kucağında yer aramayan, bağımsızlığından taviz vermeyen, ama sosyalizm temelinde ve belli hedefler doğrultusunda ilkeli ittifaklardan da kaçmayan tek parti çünkü... Ortalıkta solculuk adına dolanan Kerensky versiyonlarına rağmen ve krizde ikbal arayan Türk-Kürt Kerensky’lerin hezeyanlarına hiç sığmayan bir meydan okuma bu. Düzen militanlarının sevmemesi ve hatta nefret etmesi doğal. TKP’nin şansı gerçekten büyük, çünkü Türkiye kapitalizmi kaotik bir çöküş içinde ve bu süreci erteleyebilecek enerjisi hiç kalmadı. Talan ve yağma dışında çözümü bulunmuyor.  

Böyle bir “yeni parti” şoku, TKP, sadece Türkiye’deki oligarşik  yapıyı sarsmakla kalmayacak, Türkiye ve Avrupa solunu da çürümüş/çürütülmüş temellerinden sarsacaktır. “Solun” sosyalizmden kaçmayı program  saydığı bir dönemde, toplumsal  kaosun ve yıkımın ancak sosyalist bir yönetimle engellenebileceğini savunan bir partinin, halk nezdinde ek bir devrimci onay alabilmesi tarihi hızlandırır. TKP, 31 Mart’ın gerçek sürprizi olabilir. 

Kaldı ki, daha sandıklara gitmeden, bu seçim ilk galibinin zaten Fatih Maçoğlu olduğunu söylemek durumundayız. Sonuçlar ne olursa olsun; yarattığı etki gerçekten çok önemli. 

Belediye meclislerine emekçi halkın devrimci bekçilerini sokmayı hedefleyen TKP’ye verilecek oylar, yeni sahneyi belirleyecek gibi görünüyor. Gerçi bu sahneyi ayrıntılarıyla şimdiden çizmek zor. Ama büyük bir dönüşümün sinyalleri de gözden kaçmayacak kadar ortada. Herkesin beklediği bir sürpriz veya -daha doğrusu- kimsenin beklemediği bir olağan sonucun yeşermeye başladığını görüyoruz. 

Her ne olursa olsun, 1 Nisan sabahı Türkiye’nin gerçek gündemine, egemen kültür endüstrisi ve düzen solunun da marifetiyle kamuoyundan on yıllardır saklanabilmiş bir parti damga vurabilir. Sağlı sollu mafyöz cemaatlerin en korktuğu sonuç bu olacaktır. 

Tarihte böyle şeylere rastlamamış değiliz. Bundan 102 yıl önce yine şu günlerde komşu coğrafyamızda bunu andıran bir toplumsal kaostan da böyle bir sonuç çıkmıştı.  “Var öyle bir parti” diyen bir avuç devrimci, hızla dev bir coğrafyanın kaderine egemen hale gelmişti. Neredeyse haftalar içinde... Aklını oy sayısıyla bozanların hâlâ anlam veremediği  şeyler... 

31 Mart gecesi milyonlarla değil birkaç yüz bin oyla ülkeye başka bir sabah açıldığını görenler şaşırmasın. Tarih böyle öngörülemeyen “şehrayinler” sayesinde ileriye akabildi. 

Neden mi? Hegel’in aforizmasını Lenin’i de aklımızda tutarak tekrar hatırlayalım: Fikir âlemi veya “fikirler krallığı” devrimcileşirse, somut gerçeklik buna dayanamıyor. Türkiye halkı TKP’nin yanı sıra çeşitli devrimci çevrelerin de sosyalizm programına yaklaşmayı ve desteklemeyi seçtiği andan itibaren, çözülen/çöken Türkiye kapitalizmi ve Türk-Kürt  sermayesi (CHP ve HDP’siyle birlikte) altından kalkamayacağı bir enkazın ortasında bulunduğunu itiraf etmeye başlayacaktır. Halkın algı göstergeleri de altüst olacaktır. 300 bin oy yeter mi? Bilemeyiz. Ama birkaç yüz bin oyla bu ülkenin büyük dönüşümüne zemin hazırlanması mümkündür. Görülecek. O halde, yerel seçimlerdeki komünist adayların TKP üzerinden tetikleyeceği enerji merkezlerini iki hafta sonra saymaya başlarız. Biliyoruz ki, böyle süreçlerde tüm alışılmış siyasal aktörler sahneden düşer, örneğin şu anda çok dar kesimlerin tanıdığı yepyeni çehreler, çevreler, yepyeni bir program ve sosyalizm üzerinde yükselen yeni hedefler, bu kirli arenaya damgasını vuruverir. 

TKP’nin simgelediği düşünsel devrime krizdeki Türkiye gerçekliğinin uzun süre direnmesi zor.  Dedik ya, ilk kez yaşanmıyor. Kuzey komşumuzda da 102 yıl önce benzer sancılardan geçilmişti. Yükseliş (1917) ve düşüş (1989-90), işte... 

Bizde film tersinden oynuyor. Düşüşten yükselişe geçiş aşamasındayız... 

Sahneye yeni bir parti çıkabilir evet. Egemenlerin hiç görmek istemediği bir parti ve sosyalist yönelimli dostları... Sürpriz mi olur gerçekten?