Ukrayna’da ikinci raund

21/02/2014 Cuma
Ukrayna’da ikinci raund

Ukrayna’da yaşananları yalnızca Ukrayna’nın iç meselesi olarak görmek yanlış olur. Orada yaşanan gerginlik, rekabet ve çatışma uluslararası düzlemde yaşanan rekabeti yansıtmaktadır. 13 Aralık 2013 tarihinde bu köşede belirttiğim AB ile Rusya Federasyonu arasında süregiden rekabet bugün yaşananların arka planını oluşturmaktadır. Bugün yaşananlar, o yazımda sözünü ettiğim, AB’nin “Entegre Avrupa Ekonomik AIanı” oluşturma isteği ile Rusya’nın “Tek Ekonomik Alan” oluşturma girişiminin çatışmacı bir noktaya geldiğine işaret etmektedir. Bu ikinci raunddur. İlk raundda AB (ABD’nin de desteğiyle) Ukrayna’yı Gümrük Birliği denebilecek “Derinleştirilmiş Serbest Ticaret Antlaşması” imzalamaya zorladı. Türkiye gibi bu gümrük birliği antlaşmasının da ucu açık ve üyelikle sonuçlanmayı öngörmemektedir. Buna karşı Rusya, Ukrayna’yı Batı ile Rusya arasında seçim yapmaya zorlayan bir gümrük birliği antlaşması önerisiyle geldi. Bu antlaşma önerisi Rusya, Kazakistan ve Belarus arasında oluşturulan, kimi zaman “Doğu Birliği” adıyla da anılan, bölgesel gümrük birliği antlaşmasıdır. Rusya yanlısı olduğu ileri sürülen Ukrayna devlet başkanı Yanukoviç aslında iki tarafla da müzakere etti. Muhtemeldir ki Yanukoviç Rusya’dan istediklerini azami düzeye çekebilmek için AB ile “Derinleştirilmiş Serbest Ticaret Antlaşması” müzakerelerini yaptı, sonra dönüp Rusya ile pazarlığa oturdu. Güney bahçesine girmek isteyen Batı’yı engellemek için Rusya, Ukrayna’ya oldukça cömert bir finansal kaynak önerisinde bulundu. Rusya, toplamı 15 milyar dolara ulaşacak, 2014 yılında 3 milyar dolaralık gaz fiyat indirimi yapılmasını da içeren, finansal kaynak sağlama paket antlaşmayı Ukrayna’ya önerdi. Buna karşılık AB, Ukrayna’ya IMF’dan benzer miktarda borç alabileceğini önermenin ötesine geçmedi. Bu durumda Ukrayna devlet başkanı Yanukoviç, 17 Aralık 2013’de Rusya’nın önerisini kabul eden bir antlaşmayı imzaladı. Bu noktadan itibaren ikinci raund başladı. AB ve ABD Kiyev’de bulunan ve çoğunluğu Soros ve Brüksel merkezli kuruluşlar tarafından desteklenen “hükümet dışı fakat uluslararası kuruluşlara bağımlı sivil toplum örgütleri” harekete geçti, Kiyev’in meydanı o günden itibaren alevler içinde. 2004’de de benzer bir durum yaşanmıştı, portakal renkli giysiler, standlar ve başka malzemeler bir gecede sokağa yerleştirilmişti. (Gezi direnişi ile benzerlik kurmaya çalışanlar konuyu saptırmaktadır, Gezi direnişinde böyle bir tezgah söz konusu değildir.) İkinci raundda dikkat çeken durum şudur: ABD sesini yükseltmeye başladı ve AB’yi Rusya’ya karşı sert tutum almaya teşvik etmektedir. ABD dışişleri bakan yardımcısı Nula’nın Ashton’ı hedef alan “nezaketsiz” sözleri bu teşviğin ulaştığı boyutu yansıtmaktadır. AB ise Rusya’nın önerdiği 15 milyar dolara varan finansal kaynağı sunmak bir tarafa, Ukrayna’yı IMF’den borç almasını önermekle yetinmesi, Almanya başbakanı Merkel’in ihtiyatlı açıklamaları birlikte hesaba katılınca şunu söylemek mümkündür. AB, ABD’den kısmen farklı bir pozisyon alabilir. AB, Rusya ile yeni bir müzakereye girmek istemektedir. Bu müzakerede kritik nokta şudur: AB, Rusya’yı karşısına almak üzere mi müzakere edecek, yoksa Rusya’yı dışlamayan yeni bir “Genişletilmiş Entegre Avrupa Ekonomik Alanı” üzerinden bir müzakere mi yapacak? İlk açıklamalar yeni müzakere arayışına Rusya’nın da şimdilik doğrudan cephe almayacağına işaret etmektedir. Bu, Avrupa kapitalizmi ile Rusya Federasyonu kapitalizmi arasında yeni bir işbirliği arayışı anlamına gelir. ABD bunu benimsemekte zorlanacaktır. Nitekim ABD yönetimi Ukrayna’da geçici teknokrat hükümeti kurulmasını, seçimin erkene alınmasını talep eden açıklamalar yapmaya başladı. ABD’nin deneyeceği ikinci şey Rusya ile Suriye konusunda vardığı işbirliğini tartışmalı hale getirmek olacaktır. İkinci raundun ne kadar devam edeceğini hep birlikte göreceğiz. Altını çizmekte yarar var, bütün bunlar kapitalizm içi rekabetlerin yansımalarıdır. Kapitalizm sorunları dönüştürerek kendisine yaşam alanı yaratmakta, çözüm üretmemektedir.