Baykal'ın Politik Zekası-Psikolojisi

21/05/2010 Cuma
Baykal'ın Politik Zekası-Psikolojisi

Türkiye’de sanırım Fenerbahçe’nin teknik direktöründen sonra en çok eleştirilen kişi CHP genel başkanıdır. Sağcısı solcusu başkasına değil, bilhassa CHP başkanına akıl öğretir. Solcular kafalarındaki sol anlayışa göre CHP’yi kendi çizgilerine çekmeye çalışırken, dünyada hiçbir yerde görülmeyen tümüyle bize özgü başka bir tuhaflık yaşanır: Sağcılar, hatta aşırı sağcılar CHP’yi “sol”culaştırmaya çalışır!

Son on yıllarda kuşkusuz Deniz Baykal’ın da bu genel ve özel garipliğin oluşmasında katkısı büyük. Hep düşünmüşümdür, CHP’nin sol adına bayağı sağ bir çizgi izlemesi ağırlıkla Baykal’dan mı kaynaklanıyor? Baykal’ın yeğlediği solculuk derecesi Baykal’daki bir çeşit politik zeka yetmezliğinden mi köken buluyor?

Yanlış anlamayı ortadan kaldırmak için peşinen belirtmeliyim: Çoklarının aksine Baykal’dan nefret etmem, aksine onu sempatik bulanlardanım. Geçmişteki tüm eleştirilerime karşın politik zekasını da sıra dışı görür, takdir ederim. Fakat bu zeka, az çok başarılı bir muhalefet genel başkanlığını sürdürmeye yetecek bir zekadır partiyi uçuracak, iktidara taşıyacak bir zeka değil.

İddia ediyorum ki, bu ülkede veya başka bir ülkede gerçek solculuk için değil belki, sosyalizm için değil ama birkaç derece daha solda bulunmak için, beş on derece daha sol bir söylem için gerekli olan şey sınıfsal sağlam duruştan daha çok, politik zekadır.

Ülkeyi sosyalizme taşımak için, ondan biraz daha altı, hiç değilse Chavez olabilmek için, tabii zekayla birlikte daha fazlası, emek güçlerine dayanan daha temel bir yaklaşım sağlamlığı gerekir. Ama söylemde solculaşmayı engelleyen ne? Siyaset bana göre sonuçta halkı yönetme, yönlendirme sanatı, bir yerde halkı aldatma sanatı olduğuna göre, laf olarak solculaş sağcıların, AKP’nin, hatta yeri geldiğinde MHP’nin sol söylem kullandığı ülkede bağıra çağıra solcu ol, niye korkarsın?

Örneğin niye Kürtlere kucaklayıcı bir dille, dostça seslenmezsin? İnanmıyorsan yalan söyle! Siyasetçilerin söylemlerinin yüzde doksanı yalan değil mi zaten. Siyaset bir gönül okşamayla milyonları yıllarca idare etme işi sayılmaz mı fiilen? Türkiye’de Türkler Kürtler böyle coşturulmuyor mu? MHP bile yeri geldiğinde senden daha yakın davranmıyor mu Kürtlere? Kürt kimliğine saygı göstermenin ülkeyi böleceği tezi, bölücülüğü güçlendiriyor. Bunu tüm halka anlatmak imkansız mı gerçekten?

Solculuk çalışanların, işsizlerin, yoksulların yanında durmak değil mi? Niye CHP denince şehirli zenginlerin akla gelmesini önleyici politikalar gütmezsin? Çok mu zor? Bak Tekel işçilerine azcık arka çıktın, nasıl yükseldi puanların. Solcu parti sokakta olacak, meydanda, mitingde olacak. Her kalabalıktan uzak dur, sonra kitlelerden sempati bekle. Bu kadar sempati topluyorsan, bil ki çaresizlikten, seçeneksizlikten.

Böyle bir politika güdünce elbette kadroların da ona göre şekilleniyor. Baykal tabanından, kadrolarından, yöneticilerinden kuşku duyar bir örgüt içi politika güttü bugüne dek. Dedik ya, partiyi dışa açmazsan içe hitap eden kadrolar, yöneticiler her yerde baskın çıkar. O zaman da kuşkuculuğunda yerden göğe hak kazanırsın.

Şu son internet olayından sonra komplonun çirkinliğinden ötürü herkes Baykal’a sahip çıktı. AKP bile. Ama özellikle AKP kanadının ve yandaş medyanın çok kısa süre içinde bunu kendisine karşı kullanacağını çok erken gördü politik zekasıyla Baykal. Sahte üzüntü mesajlarına resti çekti, savaş ilan ederek istifa etti.

Baykal’ın iktidar için yetersiz, ama muhalefet için fena sayılmayacak politik zekasında son yılda sıçramalar görüyordum. Tamam, demiştim istifa konuşmasını duyduğumda, Baykal kendi çizgisinde iyice kıvama geldi. Bu zeka AKP’yi zorlar artık.

Şöyle bir senaryo yazdım kafamdan: Parti baştan sona Baykal’ın seçtiği, biçimlendirdiği bir parti. Çekilir, kendine yakın, sözünden çıkmayacak bir vitrin lideri seçer, (en iyi olasılıkla Kılıçdaroğlu’nu), güçten düşünceye dek arkadaki beyin konumunda kalır, bu yeni atılım partiyi sıçratır, komployu AKP’nin elinde patlatır.

İşte bu noktada kimsenin, Baykal’ın bile öngöremediği çok hızlı gelişmeler yaşandı. Baykal zekasına duymaya başladığım güveni boşa çıkartırcasına hatalar yaptı. Kamuoyundaki sempati artışına ve muhtemelen çıkarcı yandaşlarının gazına kapılarak erken dönme hayalleri kurdu. Yeni lider önermek, hiç değilse bunu gizlice yapmak yerine işi sürüncemeye bıraktı. O noktada Kılıçdaroğlu’nun liderlik niteliklerini kestiremediği anlaşılıyor. Bir süredir küstürmeye başladığı Önder Sav’ın, Çemişkezek’teki hangi delegenin hangi seçimde hangi adayı desteklediğini ezbere bilecek kadar örgüt içine yoğunlaşmış zekasını küçümsediği anlaşılıyor. Ve artık küçük oynamaya karşı CHP’lilerin içinde biriken tepkiyi değerlendiremediği anlaşılıyor.

Ne var ki bu aşamadan sonra bile kimse Baykal’ın bir alanda çok yetkinleşmiş zekasını da hafife almaya kalkmasın. Nitekim bu zeka son üç dört günde yaptığı hataları telafi etme yoluna girdi. Depresif, arabesk ruh halinden kurtulur, küçük çıkar hesaplarını büyük hesaplara dönüştürmeyi bilirse, benim baştan düşündüğüm arkadaki lider konumuna yaklaşır tekrar. *

Kılıçdaroğlu’yla ortada bir bayram havası esiyor. AKP’den kurtulmak hiç değilse azcık nefes almak için gerekliyse (ki ben de öyle düşünüyorum), o sevince dışarıdan memnuniyetle bakıyorum. Ancak bayramlar sayılı günlerdir, bilmek gerekiyor. Her şey biraz da kuşku uyandıracak kadar iyi yönde gelişiyor. “Acaba daha büyük bir komplo mu?” sorusunu böyle bir ülkede kesin delilik belirtisi görmediğimizden köşede bir yerde saklı tutalım. AKP işin içinde bile olsa “Acaba bu AKP’yi bitirme planının bir parçası mı?” sorusu, evet paranoyakça, ama paranoyanın dünyadaki yeri her geçen gün daha sağlamlaşıyor. Şu kesin ki, kendi hazırlamasa bile AKP bu bombayla çok oynamaya başladı, pimini düşürdü bile.

Başka bir partinin sorunlarıyla niye bu kadar kafa yoruyoruz? Böyle düşünmeyin. Ülkede sinek uçsa asıl meselemizi vurgulamayı, sosyalizmin gerçek ve tek çözüm olduğunu vurgulamayı ihmal etmeden bir sözümüz bulunmalı. Ayrıca CHP gibi bir kitle partisini liberaller, sözde liberaller ve sağcılar “solculaştırmaya” çalışıyorsa, bunda bir iş var, demeliyiz. Onların daha “solda” görmek istedikleri CHP yine ABD’ci ve AB’ci olacak. Ama ABD ve AB’yle daha az pazarlık yapacak, ara sıra da olsa rest çekmeyecek. Onların CHP’si yine özelleştirmeci, piyasacı olacak ama hiçbir özelleştirmeye, hiçbir neoliberal saldırıya pürüz çıkarmayacak. Onların istediği CHP emperyalizme karşı ulusal çıkar pazarlığı yapmayan, federasyonlardan oluşmuş, yerli ve yabancı büyük sermayenin çıkarları doğrultusunda tümden gevşetilmiş, sindirime hazır bir ülkenin, solculara daha çok afyon veren partisi olacak.

Biz ülkenin ve dünyanın yakın vadede tek gerçek kurtuluşunun sosyalizmde olduğunu vurgulamaya devam edeceğiz. Bunu göremeyen dışımızdaki her kesimden solcunun, bu arada CHP’lilerin zekasını daha çok solculaşma yönünde açmaya çalışacağız.

*Not: Sözde yandaş olmayan merkez medyadaki komplo sonrası “ama”larla başlayan Baykal düşmanlığı Kemal Okuyan’ın da belirttiği gibi pek manidar. Baykal’ın komployu lanetleyen ama kesin biçimde de yalanlamayan tutumu da ilginç. Az olasılık, ama Baykal bu komployu kısa zamanda boşa çıkaracağına, bunun külliyen bir iftira olduğunu kanıtlayacağına inanıyor da, o yüzden bilhassa ortada konuşuyorsa “pes”. Düşmanları tüm eteklerindekileri dökecekler. Sonra iddiaların yalan olduğu kanıtlanacak. O zaman siz geri dönüşü görün! Komplo teorilerine benden de bir katkı.