Think tank kuruluşları iş başında

Uluslararası Kriz Grubu’nun raporunda, ABD’nin bölgeden çekilmesinin ardından, bölgesel Kürt yönetiminin, Bağdat hükümetine rağmen varlığını sürdürebilmek için Türkiye’ye yöneleceği belirtildi. Bu süreçte Osmanlı’nın “Musul Vilayeti” benzeri bir modelin de söz konusu olabileceği iddia edildi.
Cuma, 10 Temmuz 2009 10:30

soL (HABER MERKEZİ) Amerikan "düşünce kuruluşu" Uluslararası Kriz Grubu, Irak ve Kürtler üzerine hazırladığı raporu yayınladı. Önceki gün açıklanan raporda, ABD'nin bölgeden çekilmesinin ardından Irak'ta oluşabilecek siyasi ve toplumsal yapı üzerine çeşitli senaryolara yer verildi. Olası model olarak özellikle "Musul Vilayeti"nin gündeme getirilmesi dikkat çekti.

Raporda, merkezi hükümetle gerilim ve çatışma yaşaması kaçınılmaz görülen bölgesel Kürt yönetiminin, varlığını garanti altına alabilmek için Türkiye'ye yaklaşmaktan başka çaresi bulunmadığı savunularak, Türkiye'nin Kürtler için "fiili bir koruyucu" ve "ticari bir ortak" olabileceği ileri sürüldü. "Komşu ülkelerin önemli oranda Kürt nüfusu barındırdığı ve oluşacak 'denge'yi bozmanın kimsenin çıkarına olmadığı" görüşüne de yer verildi.

ABD'nin Irak'tan çekilmesi sonrasında Kürt yönetiminin Bağdat hükümeti ile yaşayacağı gerilimlerin detaylandırıldığı raporda, bölgesel yönetimin hem Kerkük üzerindeki iddiaları hem de bölgesindeki petrol ve doğalgaz ticaretini yönlendirme girişimlerinin temel çatışma noktalarını oluşturduğuna dikkat çekildi.

Bağdat yönetimi, ülkede bulunan doğal gaz ve prtrol kaynaklarının merkezi olarak yönetilmesi ve gelirlerinin merkezi olarak paylaştırılması görüşünü savunurken, bölgesel Kürt yönetimi bu başlıkta özerk davranma eğilimi içinde.

"Kürt yönetiminin güvencesi Türkiye" iddiası
Varlığının oldukça hassas dengelere oturduğunun bilincinde olan Kürt yönetiminin, bölgeyte çektiği yabancı sermaye ile kendini güvence altına almayı denediği ifade edildi. Raporda, özellikle Türkiye'nin bölgede bulunan şirketleri sayesinde önemli bir ticari aktör olduğuna dikkat çekildi.

Özellikle 2007 yılından bu yana AKP hükümetinin ABD'nin bölgesel politikalarıyla uyumlu olarak Kürt yönetimiyle ilişkileri heö ticari hem de siyasi anlamda geliştirdiğine değinilen raporda, bölgesel Kürt yönetimi lideri Mesud Barzani'nin danışmanı ve askeri birliklerin komutanı Fuat Hüseyin'in şu ifadelerine de yer verildi:

"Eğer (Iraklı) Şiiler İran'ı ve Sünniler Arap dünyasını seçerse, Kürtler de Türkiye ile ittifaka girmek zorunda kalacak. Türkiye'nin de bu kapsamda Kürtlere ihtiyacı olacak. Biz Türkiye ile birlikte olmak zorundayız ve Türkiye açısından bakarsanız Irak'ta bizden başka dost ya da ortakları yok. Birbirimizi sevmiyoruz ama bu gerekli de değil zaten. Eğer ABD, bölgede olası çatışmaları önleyecek tedbirleri oluşturmadan çekilirse, Türkiye'nin de başka çaresi kalmaz"

Rapora göre Fuad, "bölgesel bir savaşın çıkması halinde ve Irak'ın bölgelere ayrılması halinde Kürtler'in Türkiye'nin korumasına ihtiyaç duyacağını, karşılık olarak da Türkiye'nin Kerkük de dahil olmak üzere Kürt bölgesindeki petrol ve doğalgaza 'doğrudan' ulaşma şansı bulacağını" savundu. Fuad ayrıca, "böylece Türkiye'nin Araplar'ın kontrolünün zayıfladığı Irak'ta Kerkük'e dolaylı olarak sahip olacağını" da ileri sürdü.

"Musul Vilayeti" emperyalizmin gündeminde
Raporda, Kürt yetkililerin üst düzey Türk yetkililerle birçok kez bir araya geldiği hatırlatılarak, özellikle Abdullah Gül'ün Kürt yönetimi ile ilişkilerin geliştirilmesinde üstlendiği "yapıcı rol" vurgulandı.
"Tüm bu gelişmelerle, Osmanlı sonrası Türkiye'nin hak iddia ettiği 'Musul vilayeti' fikrinin yeniden gündeme getirildiği" kaydedilen raporda, "talebin Türk milliyetçileri yerine, üst düzeydekiler dahil Kürt tarafından geldiği" ileri sürüldü.

Raporda, Bölgesel Kürt Yönetimi'nden ismi açıklanmayan bir yetkilinin, "Bağımsız olmak hakkımız, fakat bu olmazsa ben Türkiye ile olmayı Irak'la birlikteliğe tercih ederim. Çünkü Irak demokratik değil" sözlerine yer verilerek, "tek çıkış yolunun bölgenin 'Musul vilayeti' adıyla Türkiye'ye, Türkiye'nin de kendi içindeki Kürtlerin durumuna çözüm olarak AB'ye katılması" olduğu savunuldu.

Bölgesel bir savaşta Türkiye ne olur?
AKP'nin Amerika'nın bölgesel çıkarları ile örtüşen "Yeni Osmanlıcılık" politikaları ile son derece uyumlu olduğu ve söz konusu politikalara ivme kazandırabilecek senaryonun, Türkiye'nin bölgesel bir savaştaki konumunu ele almadığı görüldü.

Ankara hükümetinin Bağdat yönetimini doğrudan karşısına almaktan kaçındığı ifade edilen raporda, bölgedeki Kürt yönetiminin hamisi rolünü üstlenecek bir Türkiye'nin Irakla doğrudan savaşması anlamına gelen senaryoyu üreten "düşünce kuruluşu" nun savaşın para dışındaki maliyetlerini hesaplayamaması dikkat çekti.