Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yurdakul Er

Yazgıkıran YURDAKUL ER

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

"Süper" güç ABD, altından "ha deyince" kalkamayacağı bir krizin pençesinde. Zaten Amerikalılar, yönetenleri veya yönetilenleri, fark etmez, hepsi bir ağızdan bağıra bağıra itiraf ediyorlar. Böyle bir kaotik ortamda, "kuyruğunu tramvay çiğnemiş" bu süper aslanın, epey bir kan kaybedeceği anlaşılıyor.

Peki, sahnenin kenarındakiler?

Avrupa Almanyası, Çin, Rusya?

Diğer büyükler, "düvel-i muazzama"nın görece gerideki ama yükselen kesimleri diyelim, büyük patrondan çok daha iyi bir durumda değildir. Sağ tablodaki iktisatçılar bile durumun fecaatine dikkat çekmek zorunda kaldılar. Joseph Stiglitz veya Nouriel Roubini'den solcu çıkarmayı iş sayanlar bulunabilir, iş değil tabii, ama bu iktisatçıların bazı değerlendirmeleri üzerinde düşünmekte yarar var.
Örneğin, 2004'ten beri küresel krizin patlayacağını ısrarla yinelediği için neredeyse alay konusu olan ve iktisatçılar arasında adı "Bay Çöküş"e çıkan Roubini'nin son uyarıları, gerçekten önemli. "Amerikan İmparatorluğu", İran Yahudisi ve 1958 İstanbul doğumlu, ama İtalya'da yetişmiş, şu sıralarda New York Üniversitesi'nin en parlak isimleri arasında yer alan bu profesöre göre, "artık sonun başlangıcındadır."

Dolar, tek dünya parası olmaktan hızla uzaklaşıyor.

Dönüşü olmayan bir yol bu.

Yani, onlar uyarsa da uyarmasa da, çok kutuplu ve bu nedenle kaosun içinde veya eşiğinde bir dünya düzeninde, "zır kapitalist" bir âlemde yaşadığımız ve bu âlemin de bir çıkmaza girdiği açıktır.

Bunun çeşitli sonuçları olur.

Berlin, Paris, Moskova, Pekin, Yeni Delhi, hatta Tahran... Belli bir önemin üzerindeki bu ağırlık merkezlerinin, esip savuran şu son krizden özellikle nasipleneceği anlaşılıyor. Ağır darbeler almaları şart biliyoruz. Merkezdekiler, yükü çevreye atarak bu çıkmazdan kurtulmak zorunda. Ama evdeki hesabın çarşıya uymayacağını, örneğin kenardaki büyükler arasından bazılarının, bu yıkıcı fırtına sayesinde kanatlanacağını da biliyoruz. Hep böyle olmadı mı?

Dünya sistemi ve dolar, önümüzdeki dönemde eski yerlerinde kalmayacak.

Çin, Hindistan ve Rusya olmasa, doların tahtından inmesi kimseyi şaşırtmayacak. Bunların dolar rezervi ve satın aldıkları Amerikan kağıtları, bu parayı ayakta tutuyor.

Yerleşiklik çarpılıyor.

Bunlar bilinen şeyler bizim bağlamak istediğimiz nokta başkadır: Çıkarlar arasında bir denge kurulamıyor. Sermayenin farklı parçaları arasında yaşanan çelişkiler de bitmek bilmiyor.

Ama sorun başka yerde, bir büyük yanılsamadadır.

"Millet" veya "ulus" gibi kurgusal ve son tahlilde gerici bir kavramlaştırmanın sınırları içinden de düşünebiliriz. "Anomali"yi aramak için. Bir adım ileri atarak: Aslında halklar, hatta uluslar, aralarında kavga veya savaşa izin veremeyecek kadar emek/emekçi yoğun ve barışa/barışçılığa mahkum toplumsal kurgulardır.

Sınıflar ise üretimdeki yer ve rolleri nedeniyle son derece somut oluşumlardır kendi içlerindeki katmanlarla değil, dışlarındaki sınıflarla köklü bir karşıtlık içindedirler. Burjuvaziyle işçi sınıfı arasındaki karşıtlık, böyledir.

Yani farklı uluslar, diller, diğer uluslar, halklar ve dillerle barışa mahkumdur farklı sınıflar ise savaşıma...

Bugün: Sahnede, emekle sermaye arasında, emekçi sınıflarla sermaye sınıfı arasında egemenlik için sürdürülen savaşım dışında bir şey bulunmuyor. Ama trajik olan, bu somut mücadelenin gizlenebilmesidir. Görmezlikten gelinebilmesidir.

Nüfusun içindeki emekçilerin yoğunluğu nedeniyle, halklar arasında normal olan kardeşliktir anormal ve ne yazık ki egemen olan ise, savaş.

Farklı sınıflar arasında normal olan savaştır anormal ve egemen olan ise barış.

Büyük kriz işte tam bu noktada, bu anormal yerleşim tablosunda, böyle bir yanılsama içinde patlak verdi.

Soru: Bu çarpık yerleşiklik bozulursa, acaba bir normaliteye, "olması gerekene" yaklaşma şansımız artmaz mı?

Halkların kardeşliğinden ve çıkarları birbirine zıt sınıfların da düşmanlığından, eninde sonunda barış çıkar. Kriz, işte bu süreci de tetikleyebilir.

Çarpık bir yazgı, böylece kırılabilir.

Kriz, mevcut "anomali"ye son veren bir "yazgıkıran"ın önünü açabilir.

Toplumsal körlüğün bütün yaygınlığına, ideolojilerin ağır baskısına rağmen, solun bir anomaliyi tasfiye ederek normaliteyi bilince çıkarması, krizin yeni koşullarında eskisinden çok daha zor olmayacaktır.

Yurdakul Er 'ın Son Yazıları