Yurdakul Er
Türkiye’nin Bitişine Batı’dan Bakmak
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Böyledir. Bazen tek bir yazı, bir kitap, bir şarkı, bir filmden herhangi bir sahne, bir fotoğraf, tüm yaşananları ve yaşanacakları özetleyiverir. Almanya'nın gerçekten etkili haftalık "Die Zeit" gazetesinin geçen haftaki sayısında Türkiye muhabiri Michael Thumann tarafından "Die Toten steigen aus den Brunnen" (Ölüler Kuyulardan Çıkıyor) başlığı altında, üstelik gazetenin en çok okunan birinci bölümünde tam sayfa yayımlanan geniş haber-analiz de bunlardan biri. Elbette sonuncusu değil.
Anlaşılan, sadece orduyu değil, tüm Türkiye'yi yerle bir eden, üstelik bunu "Atatürkçülük" adına cinayetler işleyerek, bu arada tabii başarıyla da kemalizmi öldürerek gerçekleştiren bir dizi faşist katilin geçmişteki marifetleri, artık faşist zihniyeti apaçık ortada olan AKP ve liderinin önünü açmaktadır. Bunlar, Batı'yı da yedeğe alabilen bir eylemler dizisi olarak gündeme iyice yerleşmiş bulunuyor.
Kürt halkını terörize etmeyi ve Kürt devrimcilerini hunharca öldürmeyi, Kürt insanının kanına Türk ve Türkiye nefretini yerleştirmeyi, anlaşılan, bu bir avuç "katil Türk faşisti" başardı.
Bu başarıyı Thumann'ın yukarıda sözünü ettiğimiz yazısından yaprak yaprak okumak mümkün.
Çok kolay hatta.
Ne mi yapıyor, yayıncıları arasında eski sosyal demokrat başbakanlardan Helmut Schmidt'in de bulunduğu "Die Zeit" yazarı?
AKP'ye övgülerden bir anıt dikiyor.
Türkiye'yi bitirmeye yeminli dinci bir siyasi harekete, bazı faşist katillerin verdiği bahanelerden güç alarak, bir tarihsel meşruiyet anıtı dikiyor. Bunu Türkçede görmek zor olabilir. Ama Avrupa dillerinde, örneğin Almancada bu böyle. İşin Fransızca ve İngilizcede farklı olduğu herhalde söylenemez.
Sözü geçen anıt, bu apaçık AKP'cilik, elbette işlenmemiş suçlar uydurarak yapılmıyor. Michael Thumann'ın elinde, tıpkı Fethullahçılar gibi, Türk faşistleri sayesinde, gerekçe veya kanıt niteliğinde o kadar çok malzeme var ki... O, sadece bazı yeni sonuçlar çıkarıyor.
Türk faşistlerinin, hani şu dolar ve mark karşılığı öldürdüğü devrimcilerin kanları elinden bir türlü silinemeyen Türk milliyetçiliğinin, Türkiye'yi bitirmek için bahane arayan emperyalizme şimdilerde bir de böyle hizmet verdiğini düşünebiliriz. Eskiden emperyalizm için tehdit olan solcuları öldürüyorlardı, şimdi o hizmetlerinden sonra, aynı patronlarına işledikleri o cinayetlerle ikinci bir hizmet daha sunmuş oluyorlar. Taşınması güç bir yük haline gelen Türkiye'nin tasfiyesi için mükemmel gerekçeler sunuyorlar.
Görülüyor: Türk faşistlerinin, Türklük, devlet ve hatta Atatürkçülük adına işledikleri cinayetler, on yıllara yayılan korkunç işkenceler, Batı'nın gözünde Tayyip Erdoğan ve adamlarının desteklenmesi için yeterince kanıt oluşturmuştur. Türkiye solunu hep arkadan ve alçakça vurmuş olan Türkçü katiller, şimdi de Türk halkını ve Türklüğü bitirmenin keyfini yaşıyor. Bu iş için Amerikancı veya AB'ci Kürt milliyetçilerinden bol bol destek aldıklarına da tanık oluyoruz.
Batı, memnundur.
ABD, memnundur.
Avrupa, çok memnundur.
Bu kadar faşistten ve faşist katliamdan, inanılmaz işkencelerden sonra, acılı ülkemizin bütün dikişlerinin yakın bir gelecekte tek tek atacağından hep birlikte eminler çünkü. Süreci hızlandırmaya çalışıyorlar.
Nasıl Alman milliyetçiliği, örneğin nazizm ve Hitler, sosyalizm dahil her şeyi istismar ederek iktidara yerleştiyse, Türkiye'deki yeni faşizm de, neoliberal ve dinci versiyonuyla, böyle bir istismar havuzundan kalıcı iktidarlar çıkarmayı başarmıştır. AKP, tam da odur. Faşizmi hep tek bir tanımla ezberlemiş beton kafaların ("eski sol") bu yeni süreci algılaması mümkün değil tabii. AKP'nin burada, ikizi Türk milliyetçiliği, daha doğrusu katil Türkçüler üzerinden ilave bir destek sağladığını söyleyebiliriz.
Hep birbirlerinin eline oynuyorlar.
Ama biliyoruz ki, yukarıda sözünü ettiğimiz bu katiller, öncelikle Türkiye'nin ve Türk halkının düşmanıdır. Hitler ve Mussolini, Alman ve İtalyan halkları için ne idiyse, Türk milliyetçileri de Türkiye ve Türk halkı için odur.
"Die Zeit" ve benzeri organlardaki Türkiye yazılarını yakından izleyenler, ki bu yayın organları ve yazılar Almanca dünyaya tümüyle egemendir, bu "geçmişten bahane yaratma" eğilimini rahatça görebiliyor.
AKP, eski milliyetçilikten yeni bir faşist iktidar çıkarabildi. Büyük bir bölümünü kendi çatısı altında topladı. Kalan eski katliamcıları da "tu kaka" ilan ederek yeni çıkışlar gerçekleştiriyor.
Ama bu, sonuçta, kapitalizmin karakteriyle uyuşan bir şeydir: Şirketler batar, şirketler çıkar... Sektörler ortadan kaybolur, yenileri sahneye girer. Teknolojiler bitiverir, yenileri ortaya çıkar. Bu kaosun üzerinde ise hep kapitalizm yükselir. Dolayısıyla falan veya filan dev şirketin batışı ("finans krizi"), serbest pazar ekonomisinin nihayet bulması anlamına gelmez. Şirketler, sektörler, siyasal partiler silinip gidebilirler, çok da önemli değildir. Önemli olan, kapitalizmin sürmesidir ve o da, işte, sürmektedir.
AKP, böyle bir zihniyetin ve realitenin ürünüdür.
Bu âlemde, şirket şirketin kurdudur.
Bu âlemde, parti partinin kurdudur.
Bu âlemde, insan insanın kurdudur.
Dolayısıyla bütün bu iç sürtüşmeleri olağan karşılamak zorundayız.
Olan biteni bu çerçevede görebiliriz. Die Zeit'ın uzun bir süredir Türkiye'yi içeriden izleyen yazarı Michael Thumann da böyle görüyor. Ama gelişmeler, o böyle yazıyor diye bu tür bir çizgi izlemiyor. Thumann ve meslektaşları, yani kitaplarıyla da "temayüz eden" şu Rainer Hermann'lar ("Wohin geht die türkische Gesellschaft?"), Kai Strittmatter'ler ("Istanbul"), Jürgen Gottschlich'ler ("Die Türkei auf dem Weg nach Europa"), Geert Mak'lar ("Die Brücke von Istanbul"), Sibylle Thelen'ler ("Istanbul-Stadt unter Strom") ve daha onlarcası, gelirler giderler, ama emperyalist demokrasinin çıkarları kalır. Zaten onlar da Batı'nın sürdürebilir çıkarları için birer ideoloji jeneratörü olarak çalışmıyor mu? Bu çabayı demokratlık saymıyor mu? Öyledir.
Şirketler batar, çıkar.
Katiller gelir, gider.
Yazarlar iner, yükselir.
Sonuçta, Thumann'ın "Türk ordusu, PKK'ya karşı kirli savaşta 90'lı yıllarda on binlerce Kürt'ü öldürdü. Şimdi bu devlet suçu gün ışığına çıkıyor" spotuyla girdiği geniş yazısı, Türkiye'yi bir anomali olarak anlamanın ve anlatmanın yeni versiyonudur. Bunun, yazarından bağımsız bir biçimde, hem bir siyasetin sonucu olduğunu hem de Türkiye karşısındaki yeni siyasetin ana başlıklarını içerdiğini düşünmek zorundayız. Batı gazeteciliği, sanıldığından çok daha uşak ve çıkarcıdır. Fakat ne olursa olsun, sonuç, onlar için değil, özellikle Türkiye için acıdır: Zoka yutulmuştur.
Zoka?
Evet, Türkiye, sağcı, liberal, dinci ve milliyetçi bir sürünün elinde, on yıllar süren bir çabanın ürünü olarak, zokayı yutmuştur. Şimdi ağlara da takılmış olarak, yavaş yavaş gemiye çekilen büyük bir balık gibidir. Bundan sonra parça parça edilmemesi, küçültülmemesi yani, ya bir mucizeye ya da etkili bir sol müdahaleye kalmış görünüyor.
Finalin acılığından kimsenin kuşkusu olmamalı.
Kapitalizmde bu Türkiye'ye hayat yok.
Batı'nın maaşlıları, bunu Türkiye işçi sınıfından çok önce görmeyi başardı.
O nedenle böyle şeyler yazıyorlar.