"Sözcü", "Tanyeri" ve aydın

24/09/2010 Cuma
"Sözcü", "Tanyeri" ve aydın

Nereden baktığımıza bağlı tabii, ama ortada bir gerçek var. Türkiye gericiliği, solun bu ülkenin derin damarı ve etkin denge unsuru olduğunu, tam tersini ifade etse de, galiba bu gazeteyi -soL- yönlendiren irade ve bir kesim sol hariç, genelde Türk solundan çok daha iyi biliyor. O nedenle hep sola oynuyorlar. O nedenle hep solla oynuyorlar.

Buna da şaşırmamak lazım. Sonuçta insanın insanlığını deneyeceği mihenk taşı, solculuktur. Emekçi sınıfların siyasal iktidarı alması için çaba gösteren ve halktan da belli tarihsel momentler -yıkımlar- dışında pek ilgi görmeyen insanlar yani... Nedense herkes sola "giydiriyor", bu soldan bir şey olmayacağını söylüyor, ama herkesin tek derdi de o. İyi...

İyi ve demek, sol çok etkili...

Başka bir yere bağlayacağız, ama bir örnekten yola çıkalım. Erdoğan'ın teşekkürüne hak kazanan veya "Sultan"ın huzurunda maruzat sunmayı solculuk sayıp satanların dışında da ilginç gelişmeler var o örneklerden...

Medyadan...

Bir kepazeliktir gidiyor. Ama halk da bu medyayı yakından izliyor, medyayı zengin ediyor. Hepimiz için önemli bir yükselişi, Sözcü denilen yarı militarist, bol kepçe şoven, ama nedense solculuğun koluna asılan gazete yaşıyor. Adamlar, dünyanın belki de en kepaze gazetesini yaparak neredeyse 250 bin satar duruma geldiler.

Daha önce niye bu kadar satamıyorlardı?

Daha önce neden ciddiye alınmıyorlardı?

Hükümete ve Tayyip'e bodoslamadan giydirmek derseniz, o başkalarında da vardı. Şovenlik, militarist duyguları şahlandırma politikası, bol bol şehit cenazesi kullanma... Bunların hepsi daha önce de vardı, neden şimdi bu gazete çeyrek milyon satıyor? Neden bu gazete şimdi bu kadar "etkili"? Çölaşan faktörü mü?

Emin Çölaşan artık ipin ucunu kaçırmış durumda adam Türkiye halkının bir bölümünü diğerine açıkça hedef gösterdiğinin ve ülkeyi önemli ölçüde bir bölünmenin içine ittiğinin farkında değil. Elbette hesabı ve amacı o değil. Ama Çölaşan, yazılarıyla ve içimizi acıtan Kürt düşmanlığıyla, Türkiye'yi bölmek isteyenlerin elinde bir oyuncak. Ama bu oyuncak, halkta sol bir eğilim olarak yankılanıyor.

Doğan Avcıoğlu'nun dergilerine çok genç bir uzmanken katkıda bulunduğu bilinen ve orta yaşta "profesyonel gazeteciliğe" geçiş yapan Çölaşan'ı, halk bir sol dürüstlük olarak algılıyor. Zaten bir tiraj makinesine dönüşmesini de hem militarist çevrelere verdiği sinyaller hem de halkta her nasılsa yarattığı dürüst solcu imaja borçlu değil mi?

Öyledir.

Emin Çölaşan, -maalesef- bir sol renk olarak Sözcü'ye gelmiş ve gazeteyi resmen sıçratmıştır. Solculuğunu doğrusu Çölaşan ile karşılaştıramayacağımız Necati Doğru ile bu sıçrama yeni bir ivme kazanmıştır.

Yani, Sözcü, halkta, bir sol proje olarak yankılanmıştır.

Böyle değil mi? Değilse, bu Sözcü'deki her türlü bayağılık piyasadaki bütün gazetelerde yer alıyor, neden onlara tiraj getirmiyor da, bu küçük gazeteye getiriyor? Necati Doğru ve eğer gelirse Bekir Coşkun dışında hiçbir yanı solculukla ilişki kuramayan bu kağıt parçasına neden bu ilgi?

Bu "limitsiz" veya "manyak" milliyetçilik ve dincilik, Türkiye halkında, hatta Türk halkında bir tuhaf kuşkuyla karşılanıyor. İyi bir şey tabii. Halkımızın birbirini boğazlamasına engel olan bir içgüdü karşısındayız sanki. Sola bulaştırılmayınca, milliyetçi histeri veya dinci çıkışlar halkta gereğince yankılanmıyor.

Sol, bu ülkenin ve bu ülke halkının derinlerindeki son direnme noktasıdır. Güven taşıyıcısıdır. Öyle olmasa, Sözcü olur muydu? Eskilerin "Gölge Adam" diye bildiği bir hilkat garibesinin oğlu tarafından çıkarılan, Rahmi Turan gibi bir kıt zekalının bulaştığı iddia edilen bu gazetedeki her şey, bütün sağ veya Türkçü gazetelerde vardı. Örneğin Yeniçağ nal topluyor, ama Sözcü kanatlanmış gidiyor... Neden?

Şimdi sırada Bekir Coşkun ile Mine Kırıkkanat'ın olduğu propagandası da yapılıyor.

Bunlar olur, bunlar yapılır. Bizim için önemli olan, şudur: Bu halkın, zekice ve yukarıdan bakmayan ama derinlere de işaret edebilen bir üslupla solculuğa kapısı her zaman açıktır. Marko Paşa'ya açıktı. Yön dergisine açıktı, şimdi yapılacak iyi bir gazeteye neden kapalı olsun? Suç bizdedir. Biz beceremiyoruz.

Belki de becermek istemiyoruz.

Sözcü diye bir gazetenin çeyrek milyon sattığı bir ülkede solculuğun böyle kitlesel bir gazete yapamaması, solculuğundan değil, bir paralel toplumda yaşamayı solculuk sanmasındandır.

Daha doğrusu öyleydi.

Şimdi zaman değişti.

Genç kuşak devrimcilerin, kendilerini yetiştiren ve yetişen kuşakların en gelişkinleriyle oturup bir medya yükselişi gereçekleştirmesi mümkündür.

Bunu düşünelim. Her kent ve kasabada, her mahalle ve fabrikada haber komiteleri olan, gazeteyi dağıtan ve gazetenin içeriğini haberleriyle belirleyebilen bir haber örgütlenmesi gerçekleştirebiliriz. Yapmazsak, soytarılar sahneyi işgal eder ve bize de utanmak kalır.

Kendimizden memnun olmamak, galiba yeni bir zamanın en önemli niteliğidir. Çok hoş bir projede, bir grup Ankaralı genç devrimci arkadaşımızın web dergisinde (www.tanyeridergi.com) Okan İrketi imzasıyla yayımlanan bir yazıdaki vurgu gerçekten çok hoş: "Tüm yolların kapandığı düşünüldüğünde, ileri yürümeyi sürdürebilmenin adı, aydın'dır" diyor bu arkadaşımız. Haklıdır.

Kapalı bütün yolları açarız, kapalı bütün yolları açmaya mecburuz, kapalı bütün yolları açmaya mahkumuz. Referandumda biraz da eski solu gömdük, iyi oldu. Yeni solumuzun "Tanyeri" gibi aydın çoban ateşlerini çoğaltması gerekiyor, fakat çok daha büyük toplu çıkışlara da ihtiyacı var. Bunu yapacak gücü var.

Sözcü'ymüş!..

Bunlar ölümüzden bile para kazanıyor yahu, ayıptır...