Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yurdakul Er

Paralel Devletler: Almanya ve Türkiye

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Bir paralel gelişmenin ikinci paylaşım savaşının hemen ertesinde gündeme girdiğini ve iki tarihi de damgaladığını ne kadar ileri sürsek azdır. Ortada duruyor zaten sonuçlarıyla. Burada da arada bir yazdık: Almanya ile Türkiye, birbirine paralel toplumlar, siyasetler ve ekonomiler, biri diğerinin gölgesi veya izdüşümü olarak, yer yer özgün bir efendi-uşak profili vererek, büyüteç altına alınırsa eğer, yeni bulguların kapısını açacağımız kesindir. Yeni kurtuluş ve kuruluş enerjileri de çıkartabiliriz.

Elbette birbirine indirgenemez, ama birbirinden köklü veya nitel diyebileceğimiz farklarla da ayrılmayan iki siyasal birimden söz ediyoruz.

Biri liderliğe, diğeri uşaklığa mahkum.

Bu mahkumiyetler, ikisi için de ölüm anlamına gelebilir.

Ama biri, diğerinden önce ölecektir ve önceliğin şimdilik Almanya'ya ait olduğunu söyleyemeyiz. Türkiye'dir topun ağzındaki.

Bu ülke tasfiye ediliyor. Felaketimizi yaşıyoruz. Bitişe doğru hızlandık. Göreceğiz.

Aslına bakarsanız, birinden birinin zaman içinde mutlaka tasfiye edileceği neredeyse başından belli bir paralellikti ortadaki. İki ülke de ortak bir ideolojik payda üzerinde yükseliyordu. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra sosyalizme karşı en acımasız, en hain çıkışlar gerçekleştiren iki ülke, iki antikomünist histeri, Federal Almanya ile Türkiye oldu.

İki cephe ülkesi: Sosyalizmi bitirmeye ve içindeki her türlü onurlu çıkışı boğmaya yeminli kadroların elinde ikbal arayan ülkeler. İkincisi, yani Türkiye, varlığını sosyalist bir ülkenin kuruluşuna ve yaşayabilmesine borçluydu doğrusu yakın dönem Türk yönetenlerinin ne düzeyde bir ihanet içinde olduğunu bu da gösteriyor.

Bu iki ülkeye son 65 yılda egemen olan azgın antikomünist histeriye, isteyen "hükümet" olarak da anlayabilir, meydan okumayanların ne aydın ne de insan olma hakları vardı. Böyle bir paralelliğe de geçerken dikkat çekmiş olalım.

Şimdi değişik giyinme ve beslenme biçimleriyle birbirinden ilk bakışta ayrıymış gibi görünen iki toplumla karşı karşıyayız. Biri artık kendisini fena sıkan Amerikan gömleğini veya üniformasını soyunmaya mecbur olduğunu biliyor: Almanya. Diğeri ise, Türkiye, mevcut koşullar çerçevesinde bitime mahkum.

Birinin efendi, diğerinin uşak rolünü üstlenmesi, bu iki olgunun veya ülkenin ya da varlığın, birbirine paralel özellikler gösteremeyeceği anlamına gelmez. Ama bu tür ortak yaşamlar, hep kısa sürelidir. Tarih dediğimiz şeyde de birkaç on yıl, süre bile sayılmaz. 70 yıl önce ya da 70 yıl sonra, her şey kolayca altüst olabilir. Sahne tümüyle değişir ve tarih bazen bunun notunu bile almaz.

Ortak yaşamlar, ortak antikomünist histeri de bir gün çürüyüp bitmeye, en azından böyle bir paralellik içinde sona ermeye mahkumdur. Bu ortaklık, genelde güçlünün güçsüzü yutması veya güçlünün güçsüzün ortadan kalkmasına göz yummasıyla, hatta o süreci dolaysız bir biçimde teşvik etmesiyle nihayet bulur. Başka ortak yaşamlara kapı açılsın diye.

Almanya büyüyor. Avrupa büyüyor.

Ama insanları, toplumları küçülüyor. Çürüyor. Eşitsiz hızda bir çürümedir önümüzdeki.

Bunlar büyüyor madem, Türkiye küçülecek. Böyle bir zorunluluk var.

Ama bazı benzerlikler insanı gerçekten şaşırtıyor. Örneğin Avrupa ve onun hegemonyal gücü Almanya'da, sol bitişini yaşıyor. Türkiye'de durum farklı mı? Bu ülkelerin sağcılarıyla sözde solcuları ("demokratları") bile birbirinin "hık demiş burnundan düşmüş" birer kadere sahip.

Almanya, Türkiye'nin en büyük siyasal birimi oluşturduğu arka bahçesinde bir düzenleme yapmaya mahkum ve bu düzenlemeyi yapacak tek güç olduğunu zaman zaman kanıtlamazsa, Rusya ile tutarlı-kalıcı bir işbirliği sağlayamaz.

Rusya, Almanya için büyük ve vazgeçilemez bir kaderdir.

Türkiye ise görece ondan daha küçük ve galiba artık vazgeçilebilir bir kader. Böyle de bakabiliriz.

ABD'nin işi işte biraz da bu çelişkili aktörler nedeniyle kolay değil.

Ama Kemal Okuyan dün de uyarma ihtiyacı hissetti. Kurtuluş ve yeniden kuruluş enerjisinin koordinatlarını zaman zaman hatırlatmak çok önemlidir ve herhalde boşuna değildir: Böyle bir sahnede emperyalist güçler arasında örneğin Türkiye için birbirinin ayağına basan politikalar üretildiği sürece, sürtüşme kaçınılmazdır. Ama sola en yakışmayanı, bu tür sürtüşmelerde ülkemizin esenliği için taraf olmak, daha doğrusu "demokrasi cengaverliği" oynamaktır.

Farklı bir ifadeyle ve şöyle: Bizim o sürtüşmeden yararlanmamız, işçi sınıfımızın önderliğinde Türkiye'yi kurtarma ve yeni boyutlarıyla yeniden yaratma enerjisi üretme hırsımız değildir yanlış olan. Yanlış olan, emperyalist taraflardan birinin kanatları altına girmektir. O durumda hiçbir enerji üretemeyiz. Oradan kurtuluş ve kuruluş enerjisi çıkmaz. Boğuluruz.

Paralel toplum ve siyasetler kombinasyonunda bir kurtuluş ve yeniden kurtuluş enerjisi üretmek için bağımsız ve güçlü bir devrimci sınıf siyasetinin kendisini kanıtlaması şarttır.

O siyasete mahkumuz.

O bağımsız enerjiye mahkumuz.

Avrupa-ABD ilişkileri çerçevesinde Berlin-Ankara hattına arada bir böyle de bakabiliriz.

Yurdakul Er 'ın Son Yazıları