Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yurdakul Er

Kağşama ve Devrim!

Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36

Sanatla siyaset arasında kategorik denebilecek bir ayrım yapılabilir. Sanat, diyelim şiir, Ahmet Hamdi Tanpınar'dan hareket edecek olursak, "söylemekten ziyade bir susma işidir."

Öyle olsun.

Siyaset, herhalde tam tersidir: Susmaktan ziyade, bir söyleme işi.

Toplumun önünde susmak, nasıl olur ki zaten?

Konuşmak, hatta bağırmak zorundasınızdır, eğer siyaset yapıyorsanız, eğer bir iktidar iradeniz, inadınız ve ısrarınız varsa. Suskunluk, siyasete pek yakışmaz: Konuşmayı bilmek gerek.

Eski Türkiye sol hareketinin, maalesef en çok yaptığı işlerden biri, susmaktı. Bunu, sadece etkisiz kalmak değil, "bu etkisizliği kanıksamak" olarak da anlayabiliriz. Yanlış olmasın. Başka sözcüklerle ifade etmeye kalkarsak, susmayı, "kendisini, analiz ve çözüm önerilerini topluma bir türlü anlatamamak" diye de tanımlayabiliriz. Eski, öyleydi.

İyi.

Demek, "susmaktan ziyade bir söyleme işi" olarak devrimci siyasetin, yeni boyutlar kazanması gerekiyor.

Peki, bu zor mudur?

Değil.

Çünkü son 30-35 yılı bütün şiddetiyle damgalayan bir zihniyet, Türkiye ve dünyada, artık yerle bir olmaya hazırlanıyor. Tabular bin parçaya ayrılıyor. Kaya gibi sağlam zamanların alışkanlıkları pul pul dökülüyor. Şimdi o noktadayız.

Hangi ülkeden ve hangi açıdan bakarsanız bakın: Geçmiş sağlam zamanlar, her sınıf için, tarihe karışmış bulunuyor. Sermaye de şaşkın: ABD'deki konjonktürü kurtarmayı hedefleyen teşvik paketlerini görüyor musunuz? Ya AB'deki telaşı?

ABD'ye Avrupa'dan yağacak korumacılık suçlamaları kapının arkasında bekliyor. Eli kulağındadır birbirlerine girecekler.

Almanya'da kaç milyarlık, daha doğrusu kaç trilyonluk kara delik olduğunu kimse itiraf edemiyor. Zaten de bilemiyorlar. Tabii bunun sonuçları oluyor. Örneğin, hâlâ ne kadarlık bir kara delik olduğu belirlenemeyen ve emlak finansmanında uzman Hypo Real Estate'in devletleştirilmesi, özellikle de bu kurumun sahiplerinin "mülkiyetten ıskatı" tartışmaları, çok ilginç bir aşamadadır. Hypo Real Estate kamulaştırılacak, o zaman, mülk sahiplerinin mülküne el konulması gerekiyor konulmazsa sistem çökebilir, el konulsa sadece egemen iktisat ideolojisi değil, her bir şey sıfırlanacak...

Sistem korkunç bir çıkmazda. Bir imhacılar ordusuyla karşı karşıyayız. Dünya halklarını ellerindeki karşılıksız kağıtlarla sıfırlayabileceklerini biliyorlar. Ama arada kendileri de gidecek... Almanya bile zangır zangır titriyor. O batarsa, arka bahçesindeki aralarında Türkiye'nin de bulunduğu ülkelerin yerle bir olacağını herhalde eklemeye gerek yok.

Tehlike çok büyük.

Yani, yarım akıllı "troçların", nevzuhur "anarkoların", sosyalizm düşmanı feministlerin, çevrecilerin, kısaca her zaman tuzu kuru ve kendisini solcu sanan hovarda orta sınıf dangalaklarının "Bize ne ya!" kolaycılığına bırakılamayacak kadar ağır bir kriz bu. İnsanlık siliniyor...

Solun içinden bu beyin özürlülerin tasfiyesi her zaman hayırlı bir iştir.

Ama gelen "tsunami", halklarımızı perişan edecek bir şiddet içeriyor.

Ne yapmalı?

Aslında bu soru her yerde soruluyor. Örneğin, gazetemiz yazarlarından ve Alman solunun hırçın çocuğu Jürgen Els&aumlsser, 10 Ocak'ta Berlin'de Türkleriyle ünlü Kreuzberg semtinde düzenlenen bir toplantıda, kara deliklerin anlamını vurgularken bazı sayıları yineledi. "Derivate" kapsamındaki mali araçların, "kağıtların", bilinen tutarının şu anda 600 trilyon dolara yaklaştığını, oysa gezegenimizdeki yıllık mal ve hizmet üretiminin 50 trilyon dolar civarında kaldığını hatırlatarak, çoktandır birer kitle imha silahına dönüşmüş bu kağıtların dünyayı ve Avrupa'yı nereye götürdüğünü tartışmaya açtı. Jürgen, sadece çözümlemeleri değil, önerileriyle de provokatif bir inattır. Çıkış noktasında, Marx'ın, Kapital'in üçüncü cildinde nominal sermaye üzerine yazdıkları yer alıyor. Tablo gerçekten karanlık.

Demek ki, orada ve burada, her yerde, bir şey çok açık: Benzersiz bir krizin içindeyiz.

Sermaye de aynı kaderin elinde esirdir: Böyle zamanlarda kimse kimsenin yardımına koşamaz olur. ABD'nin Irak ve Afganistan'da nasıl bir batağa saplandığı görülüyor. Bizim için önemli olan sermaye içindeki kanatların birbirlerinin yardımına koşamaz hale düşmesidir. Korumacılık suçlamaları daha yeni başladı sayılır. Sistem kağşıyor. Çatırdıyor.

Sermaye, bu tablo nedeniyle, devrimcilerin işini de kolaylaştırıyor.

Türkiye'ye bakalım: Türkiye yöneticileri, üniformalı ve üniformasız bürokrasi, büyük bir hızla Kürt tuzağından kurtulmak için çaba harcıyor. Erdoğan kaş yapayım derken bol bol göz çıkarıyor ve özellikle AsP'deki "Kürt körlüğü" tarihe karışıveriyor.

Doğan Avcıoğlu, 40 yıl önce, dönemin Asker Partisi'nde (AsP), üniformalıların Kürt tepkisini nasıl aşacağını bilemiyordu. Şimdi geçmişte yolları tıkayan o Kürt tepkisi ("inkarcılık") tarih oluvermiştir. Eğer iyi değerlendirilirse, ilericilerin eline oynayabilecek bir kağşama ve çatırdama da bu. TRT'nin Kürtçe kanal açtığı bir Türkiye'de, bürokrasideki aydınlanma-sosyalizm kanalının önünde herhalde o eski "Kürt seti" falan kalmaz...

Bu, istemeden yaratılmış, ama yeni bir durumdur.

Artık Kürt halkımızı kimse inkar edemez.

Zaten inkar aşamasını geçtiler, sadece hakaret ediyorlar ve acılı Kürt halkını Barzani türünden katillerin kucağında BOP gibi büyük ihanetlere iyice bulaştırmak için bastırıyorlar. O halde, Türkiye devrimcilerinin, özellikle genç kuşak devrimcilerin, bu karanlık tabloda yeni bir dille yeni yollar açabilecekleri gedikleri de görmek zorundayız.

Kağşama veya korkunç gürültüleriyle sahneye yerleşen çatırdama, evet, krizin insanlığı süpüreceğini önceden bildirmiş oluyor, ama istemeden yeni kurtuluş olanakları da açıyor. Gericiliğin böyle sürprizleri hep olur. Marx'ın müthiş formülasyonu burada da geçerlidir: Bilmiyorlar, ama yapıyorlar...

Önemli olan, eskiye kapılanıp yeni olanakları görmeme alışkanlığını hızla tasfiye etmek.

Yeni görevler almış genç devrimcilerimizin, bu sorunu çok hızlı çözeceğini düşünmemek için ortada neden bulunmuyor.

Yurdakul Er 'ın Son Yazıları