Yurdakul Er
Görüyoruz: Solsuzlaştırmak Soysuzlaştırmaktır!
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Biliniyor, bir "american experience" var.
Peki, benzer renklerde bir "turkish experience" var mı?
Galiba artık var.
Gerçi biraz da bakış açınıza bağlı, ama, daha önce, Almanya'nın "nazizm dönemi", ABD'nin Vietnam ve Irak'ı, İtalya'nın Mussolini ve kanlı maceraları türünden "tecrübeler" bizde yoktu. Yakın tarihimizde yoktu. Geçen yüzyılın başındaki büyük Ermeni acımıza, son dönemde Kürt halkımıza yönelik baskılara rağmen... Şimdi, kırılmış bir Türkçeyle zorlayarak söylersek, "olduruyorlar".
Türkiye'yi öldürmek için, olduruyorlar.
Geçmişteki kanlı karanlığı imleyen kötü tecrübelerden ("experience" işte), kirli kaotik düğümlerden söz ediyoruz.
Türkiye tarihinin sayfaları kar gibi beyaz değildir, ama 1980'e kadar hiç de Batı demokrasilerininki kadar katliamcı, hain ve riyakar olmayı başaramamıştı. Belki onlar kadar kan içemediğinden, belki de yan ürünü olduğu Ekim Devrimi'nin ışığından kurtulamadığından, böyledir. Ama son çeyrek yüzyılda, hele hele 1989 sonrasında hatlar iyice kana bulanmış görünüyor.
Ne demek istiyoruz?
DTP'li üst düzey bir politikacının söylemediğini ("soykırım") söylemiş gibi pazara atmayı deneyen kanlı demokratların, başka oyunların peşinde olduğunu söylemek istiyoruz. Solumuz olmasa hiçbir Türk'ün yüzünün yerden kalkmayacağı kadar kirletilmiş Kürt politikası da değildir aklımızın arka odalarında yatan: Türk yönetenleri için kötü tecrübe, gerçi iddialar genelde hep tersi yöndedir ama, tek başına hiç etnik-dinsel bir şey olmadı. Kürt sorunu bile, Türk yönetenlerini "etnik bir sıkıntı olarak" fazla rahatsız etmedi. O nedenle kötü tecrübeler, sınırlıdır. Demokratik Batı'nın kanlı tecrübeleriyle karşılaştırılamayacak kadar sınırlı.
Neden?
Çünkü bu sorunun kangrenleşmesinde, belki iyi saklanan, ama bakınca da görülen, sınıfsal bir "esans" var. Sistem, mülk sahibi sınıfların ideolojik saldırısı nedeniyle, bu kangrenin ellerinden kurtulamıyor.
Kürt sorunu, Türkiye'nin bu emekçi halkı, aydınıyla birlikte 1960'lardan itibaren solculaştığı ve bir süre öncesine kadar bu sınıfsal (sol) iradenin taşıyıcısı olduğu için, kitlesel katliamları, Diyarbakır zindan ve işkencelerini yaşadı.
Clara Zetkin, malum, bu pek kavgacı ve 19'uncu yüzyıldan 20'nci yüzyıla direnç taşıyan "57'li" kadın, Moskova'da ölümünden kısa süre önce, Avrupa'daki faşizmleri devrimini yapamamış işçi sınıfının çekmek zorunda kaldığı bir ceza olarak tanımlamıştı. Biz, hep şunu ekledik: Nazi Almanyası'nı 27 milyon ölü ve 50 milyonu aşkın sakat vererek kovabilen Sovyetler Birliği'nin yaşadığı korkunç yıkım da, bu ülke işçi sınıfının sosyalizmi kurma cüretinin ("suçunun") bir sonucudur. Böyle yorumlanabilir.
İşte, Türkiye'nin koparılmaz parçası Kürt halkımızın 80'lerden itibaren yaşadığı ağır baskı, bu kaderle ilişkilendirilebilir: Kürt acısı, aydını ve emekçi sınıfları sola yönelmiş Türkiyeli bir halka, bu yönelişi nedeniyle biçilmiş bir cezadır. (*)
Demek, egemen sınıfların acımasızlığı ve biçtiği ceza ile sol cüret arasında doğru bir orantı kurabiliyoruz. Bu bağlantı şimdilerde parçalanmaya çalışılıyor. Türk ve Kürt mülk sahipleri arasında temel başlıklarda uzlaşma sağlanabileceğine yönelik sinyaller var. "Çıkarların koordinasyonu" kolay sağlanamasa da, eninde sonunda bir ortak zemin bulacaklarını söyleyebiliriz. Amerikan veya BOP barışı, bu uzlaşmayı hem gerektiriyor hem de kolaylaştırıyor. AB'nin de benzer bir rolü olduğunu, en azından böyle bir beraberliğe itiraz etmeyeceği açıktır: "Parçacıklar siyaseti" işliyor...
Türk yönetenleri için, tıpkı Avrupa burjuvazisinin yaşadığı travma gibi, en ciddi sorun, diyelim "tecrübe", 60'larda boy verip 70'lerin sonunda 12 Eylül faşist darbesini gerektiren sosyalizm tehlikesidir. Türkiye burjuvazisi, bu asıl yaşamsal tehdidin önünü, şimdilerde Kürt sorunuyla kesmeye çalışıyor. Ama Kürtlerin sol öncesi tarihinde, böyle bir tehdit yoktu. Şimdi de yok. Gerçi soldan geriye kalmış bir siyaset alanı ve halkla karşı karşıyayız ve Özgür Şen ile Metin Çulhaoğlu'nun akıl yürüttükleri bir vurguyu burada da hatırlamak mümkün: Bugünkü Türkiyeli Kürt politikası, sosyalizmin hiç bulaşmadığı değil, "sosyalizmden geriye kalmış" bir alandır ve bu, çok farklı bir çerçeve demektir.
Ne derlerse desinler, Türkiye burjuvazisi için sorun Kürt sorunu falan değil, Kürt düğümünün, emekçi yoğun Kürt halkının, sorunlarını sınıfsal bir duyarlılık ve Türk sınıf kardeşleriyle el ele sosyalizm zemininde çözme inadıydı.
Sol yönelim, Türkiye'nin bölünmesine engel olacak bir panzehirdi.
Tek panzehirdi.
Şimdilerde Türk egemenlerinin sosyalizm "kirinden" arındırmak için büyük çaba gösterdiği (ABD ve AB emperyalizmlerinin talimatları doğrultusunda da başarılı olabildiği) Kürt sorununun, bu haliyle ülkeyi paramparça edeceği, artık herkesin malumu. Fatih Altaylı gibi herhangi bir zeka parıltısına sahip olduğu söylenemeyecek bir medya hizmetlisi bile ülkenin 20 yıl içinde parçalanacağını açıkça telaffuz edebiliyorsa, durum ümitsiz demektir.
Peki, soralım: Ümitsizlik ile solsuzluk, solsuzluk ile "çürüyerek bitiş" anlamındaki soysuzluk arasında böyle bir bağlantı varsa eğer, kurtuluşu bu bağlantıyı tersyüz ederek gerçekleştirmek mümkün olamaz mı?
Olur.
Taşımamız gereken, kavgacı, yaratıcı ve derinlikli bir soldur. Kül yutmayan ve kitle tabanından önce entelektül şiddetiyle emekçi iktidarını hatırlatan bir sol...
Bu gazete, soL, gerçekten de son krizin zamanlamasından tutun egemen sınıflara yaltaklanmayı iş sanan demokrat çöpçülerin kaderine, eski solun bitişinden yeni ve kavgacı bir solun doğumuna kadar birçok konudaki saptamaların hep tuttuğu bir zemin oldu.
Solun ve dirilişi temsil eden soylu bir kavganın yeniden sahneye çıktığına tanık oluyoruz. Sadece bu gazeteye ve onu taşıyan iradenin büyüyen etki alanına bakarak bile bunu söyleyebiliriz.
İyi ama, dünyanın ve Türkiye'nin, solsuzluğun sonuçlarıyla yüz yüze, yani "herkesin geceyle yüz yüze" olduğu bir zamanda, bu, biraz aşırı bir iyimserlik anlamına gelmiyor mu?
Gelmiyor...
Felaket kaçınılmazsa, onun tersyüz edilmesi de en azından ihtimal dahilindedir.
Felaketimizi tersyüz edebilirsek, bu, egemen sınıfların felaketi halini alır. Sermayedar için sermayesini yitirmekten daha büyük felaket yoktur. 75 milyonun kazanacağı yeni bir dünya, sermaye sınıfının felaketi olur.
Gidecek yerleri kalmadı. Felaketimizi kuruyorlar.
Tek umutları, solu solsuzlaştırmak...
Ya başaramazlarsa?..
--------------------------
(*) Daha önce de değinmiştik: Bütün bu kanlı saldırıları bir tür "exorcism", insanın içine girmiş şeytanı kovma operasyonu olarak görebiliriz."Şeytanın", yani sosyalist inadın, Kürtlüğün içinden çıkarılması, Kürtlükten kovulması gerekiyordu. Türk egemenleri, solun Kürt halkı ve aydınıyla buluşmasını ve Türk devrimcilerinin bu buluşmadaki rolünü hiç affedemedi. Acımasızca intikam aldı. Kullanılan şiddetin yegane amacı buydu. Başardıklarını, Kürtlüğün solsuzlaştırıldığını, mevcut Kürt siyasetine bakarak, en azından şimdilik, rahatça söyleyebiliriz.