Yurdakul Er
Georg Fülberth, Yalçın Küçük ve yaratıcı inat
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:19 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:19
Bazı insanlar gerçekten esir alınamıyor. Bunların mutlaka çok yakınımızda olması gerekmiyor, hatta zaman zaman yollarımızın ciddi biçimde ayrıldığı insanlar da olabilirler, ama büyük yolumuzda dolaylı veya dolaysız bağlantılarla bir biçimde birlikte yürüdüğümüz insanlar var ki, bunları esir almak mümkün değil.
Bu insanların nerelerde karşımıza çıkabileceğini de pek bilemiyoruz. Olmadık sürprizler yapabiliyorlar. Ama hiç eğilmiyorlar. O nedenle de Fazıl Hüsnü’den Fethi Naci’ye ondan da bugüne bir el alarak "insan tükenmez" diyebiliyoruz. Bu insanlar, bütün yol arkadaşları geri dönseler bile, direnebiliyorlar. Galiba kendilerine olan güvenleri, onları diri ve bükülmez tutuyor.
Bizdeki örnekleri biliyoruz. Dünkü tutuklamalarda bu tür insanlara da rastladık. Yalçın Küçük, zaten herkesin malumu.
Bir başkası, kilometrelerce ve yıllarca uzaktaydı. Bundan neredeyse çeyrek yüzyıl önce glasnost rüzgarı dünyayı sararken, Marburg Üniversitesi’nde komünist bir profesör, ki doktora babası olduğu öğrencileri şimdi bazı büyük üniversitelerimizde hocalık yapıyor, bir inatçı adamdı ve böyle şaşkınlıklara neden olmuştu. Bu satırların yazarı, o sıralarda dünya komünist hareketinde dönekliği resmileştiren "yenilikçiler" hakkında ve tabii Gorbaçov histerisiyle ilgili hiç de güzel şeyler söylemeyen bir siyasetbilimciyi "maocu" bir dergide görmüş ve Türkçeye çevirmişti. Reel sosyalizmin ne kadar önemli bir kazanım olduğunu o zaman da bugün de savunan Prof. Dr. Georg Fülberth, hiç öyle pes edeceğe benzemiyordu. Çeyrek yüzyıl önce bıraktığı izlenimi, geçenlerde, çevirmeniyle birlikte bir kez de Marburg’daki evinde saptadık. Dönmüyordu.
Bazı insanlar yaratıcıklarından kaynaklanan bir inatla devrim sahnesinden inmiyor.
O zamanlar "Bizim Yalçın Küçük’e benziyor" dediğimiz bu Alman bilimadamının kitapları, şimdi Yordam Kitap ve Sadık Usta’nın usta işi çevirileri sayesinde Türk okuruyla buluşuyor. Yenileri de sırada galiba. Fülberth, aynı Fülberth’tir. Hâlâ aynı şarkıyı söylüyor. "Bu dünyada iki tane komünist kalsa, biri ben olurum, bu böyle biline" diyor bugün de, göğsünü gere gere...
Bu inat, sadece Türkçeyi ve Almancayı değil, bütün dilleri ve o dillerdeki kavgacıları, eğilmezleri akraba yapmıyor mu?
Öyledir.
Bunlar ezilmiyorlar, eğilmiyorlar, dönmüyorlar. Ama betonlaştıkları için değil, tersine, bir fikir jeneratörüne dönüştükleri için teslim alınamıyorlar. Kendi haklılıklarını kendilerine kanıtlayabildikleri için, "Yeryüzünde iki devrimci kalsa, biri mutlaka ben olurum" diyen adamlardır bunlar, yahu, yaş aldıkça gençleşiyorlar.
İyi de ne oluyor?
Şu günlerde yine yeni ve küçük, ama yol açıcı bir başka kitabı ("Das Kapital" kompakt) yayımlanan Fülberth, önceki gün Junge Welt’te çıkan bir makalesinde Kapital’in alımlanma tarihinin, bir tür toplumsal tarih olduğuna dikkat çekti. Metinlerin alımlanması, algılanması, okunması ve anlaşılması, hatta aşılması, tarihseldir bunun altını çiziyor.
Doğru.
O zaman, kavgacılarımız da tarihseldir. Tarih içindeki gelişmeler, kavgacılarımızın bazısını çirkin ölümlerle yolda bırakıyor, bazısını yaşayan ceset halinde ortalıkta bir mikrop yuvası halinde dolaştırıyor, ama bazısını da yeniden yola çıkarıyor ve yeni ittifak olanakları doğuruyor.
Türkiye’nin yeni ve yüksek yoğunluklu bir iç savaşa -belki de nihai iç savaşa- itildiği günlerdeyiz. İslamofaşizm alabildiğine yıkıyor ortalığı. Faşizmin etnik saplantıyla ve antisemitizmle tanımlandığı günler, geçen asrın ilk yarısında kaldı. Yeni faşizm, bizdeki islamofaşizm, yeni tanımlar gerektiriyor. Biliyoruz: Sosyalizm de, sosyalizm tarihinden miras aldığımız metinler de, o tarihin bize bıraktığı geçmişte bir biçimde ayrı düşmüş kavgacılar da tarihseldir. Geçmişte mümkün olmayanlar, bugünden itibaren ve yarın mümkün olabilir.
"Dünyada iki devrimci kalsa biri ben olurum" inadı taşıyanlar, büyük yıkımda, mutlaka bir yol bulurlar ve devrimci koalisyon, yeni, daha önce akla gelmemiş veya düşünülmemiş yollarla gerçekleştirilebilir.
Akıl tarihseldir.
Faşizm tarihseldir.
Devrim tarihseldir.
Hiç aynı kalmazlar.