Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yurdakul Er

Doğru söylemek neden bir işe yarasın?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:14 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:14

Bu soruyu yinelemekte yarar var. Yanıt almak için değil, toplumda egemenliğini ilan etmiş bulunan soru-yanıt mekanizmasını bir yerinden delip işlemez hale getirmek için. Bu da hemen olmaz. Hatta makina tersine işlemeye bile başlayabilir. Ama doğruyu söylememek ve göstermemek hiç olmaz. Burada sorun şu: Hep doğru söylediğimiz ve doğruyu gösterdiğimiz halde gericiliğin borusu ötüyor, bir ülke paldır küldür batıyorsa, buradan sola güç değil, güçsüzlük çıkar. Sola güçsüzlük vehmedilir ve sol, bu vehme, doğruyu söylediği, gösterdiği için adeta hak kazanmış olur. İlaç, ne?

Örnek verelim, ilaca da geliriz: Bugün Türkiye'de egemen sınıflar, ülkenin parçalanmasını mecburen kabullenmek değil, resmen istemek durumundadır. Kuzey Irak'taki -fiilî- Kürt cumhuriyetinin kalıcılığı dünya sistemi ve emperyalizmin doğrudan desteğini kazandı. Türk medyası buna çoktan hazırdır. Halk da... Harıl harıl bölgeye emperyal başkentlerden siyasal ve ekonomik yatırım yağıyor. Reel ekonomide yine Almanya öne geçiyor. Nitekim, Irak'ın parçalanmasına yönelik uygulamalar son aşamasındadır ve elimizde emperyalizmin ellerine doğmuş nur topu gibi ikinci İsrail bulunuyor. O zaman bir diğer "İkinci İsrail", yani 12 Eylül sonrası Türkiye ile yeni İkinci İsrail'in, Barzanistan'ın, bir sürtüşme ve avlanma bölgesi için kavgaya tutuşacağı kesindir. Aydınlanmanın ve sosyalizmin rengini bilen Türkiye Kürtlerinin bu tarihsel cinayete Kürt halkı adına karşı çıkıp, aydınlanmacı, ilerici, emekçi Türk halkıyla kardeşliği yayan ortak yaşam temelinde bir yanıt vereceği umudu henüz tümüyle sönmüş değildir.

Neden?

Çünkü, büyük toplumsal ve tarihsel kaoslarda, öğrenilen gericilik tel tel dökülür. Toplumlar, bireyler, öğrendikleri her türlü gericiliği, akıllarından atmak zorunda kalırlar. Pavlov'un refleksleri, akla kazınanlar, büyük acılarla karşı karşıya kalınca silinir. Bu acıların istenen bir yanı elbette yok. Zaten dünyanın her yanındaki devrimciler gibi Türkiye devrimcileri de böyle acılar yaşanmadan bu gerici akışı önlemeye çalışıyor. Tarihte benzeri yaşanmamış acılardan sonra elde edilecek özgürleşmeleri değil, o acılarla yüz yüze gelmeden toplumda bir sıçrama gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Halkları korumaya çalışıyorlar.

İngiliz İşçi Partisi'nde dizginleri ele alan küçük Miliband'ın babasından hareketle söyleyebiliriz. Buenos Aires Üniversitesi'nde siyaset bilimi dersleri veren Atilio Boron, geçen yıl İspanyolca çıkan, bugünlerde başka dillerde de yayımlanan "Sosyalizmi Yeniden Düşünmek. Neoliberalizmden Sonra Bir Yaşam Var mı?" başlıklı kitabında Ralph Miliband'ın bir güzel vurgusunun altını çiziyor. Çağdaş kapitalizmin artan karmaşası yeni çatışma çizgileri yaratmıştır ve bu çizgiler, eski sınıf karşıtlıklarının yanı sıra ortaya çıkmıştır. Boron, bir alıntıyla Miliband'ı anıyor: "Bunun, kadın, siyah, barış, çevre, eşcinsel hareketlerinin önemsiz olduğu anlamına gelmesi gerekmiyor veya bu grupların kendi kimliklerini unutmaları da şart değildir. Kesinlikle değildir. Bunun anlamı, sadece, kapitalizmin en önemli (yegane değil) mezar kazıcısının, örgütlenmiş işçi sınıfı olduğudur."

Bunlar doğru şeyler. Bir Miliband'ın da bu doğruları paylaşması iyidir. Ama başa geldik. Böyle doğruları söyleyince veya gösterince ne kazanıyoruz? Bir yararı oluyor mu? Yoksa tam tersine, itibar mı yitiriyoruz? İtibar yitirmeyelim, toplum bize "kendisi himmete muhtaç bir dede" gözüyle bakmasın diye, solcular olarak, doğruları söylemeyelim, kırılma noktalarına önceden işaret etmeyelim mi?

Doğruları söylemek iyidir ve bir iştir. Ama güçlendirici olmaktan çok, eğer doğru sözün sahibi dokuz köyden kovulmaya karşı korunamıyorsa, zayıflatıcıdır. Demek, doğruyu söylemek kadar, onu ve doğrucuları korumak ve yaymak da önemlidir. O da, malum, siyasi irade ve güç ister. Bu yoksa, parmak basılan yaraların daha da azacağı ve her yere yayılacağı kesindir.

Sosyalizm, doğruyu söylemekten vazgeçemeyenlerin mesleğidir. O zaman bu doğruları söylemekle açığa çıkacak iktidar boşluğunu doldurmaya, bir güç gösterisinde bulunmaya mecburdur.

Epeydir doğrulara zamanında parmak basabilen ve toplumu değilse bile sol çevreleri etkileyebilen bir sol büyük güç var. Bu gücün büyüklüğü, topluma müdahale edebilecek ve doğrulara sahip çıkabilecek bir direnç örgütleyebilirse anlam kazanır. Yoksa geri teper.

Sol, bir eşikte bulunuyor. Bundan sonra sadece doğruları dile getirmek ve buradan olumlu bir getiri sağlamak için bile güç kazanması şart. Yoksa altüst olacaktır. Toplumun kıyıcı bir kaosla yüzünü ilerici, aydınlanmacı, sosyalist çağrılara dönme olasılığı, solu bir güç olmaya mecbur bırakıyor.

İktidar için ittifak, bırakın başka şeyleri, doğruları dile getirebilmek için bile vazgeçilmezdir.

Yurdakul Er 'ın Son Yazıları