Yurdakul Er
David, Goliath ve Asimetrik Savaş
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:58 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:58
Bizde değil de, daha çok islamiyet öncesi tek tanrılı dinlerin, musevilik ve iseviliğin anlatılarında etkilidir. Eğer islamiyet bir hıristiyan mezhebi olarak doğduysa ve o nedenle 632’den sonra 150 yıllık kesif bir karanlık yaşattırılıyorsa müslümanlara, anlatıların neredeyse aynen “ahir zaman” dinine aktarılması şaşırtıcı değildir. Yine de günlük Türkçemize pek fazla girmediğini söyleyebiliriz. İyi ki de girmemiştir: Davud’un (David) dev Calud (Goliath) ile savaşı ve beklenmedik zaferinden söz ediyoruz. Bir asimetrik savaştan. Zayıf olanın oyunu bozduğu ve beklentilerin tersine, kendisinden kat kat üstün düşmanı yendiği bir savaştan.
Asimetrik savaş?
Evet, asimetrik savaş!
Dinsel anlatıları mistik örtülerinden sıyırıp değerlendirirken, oransız güçler arasındaki çatışmaların kaderi ve sonuçlarını yeniden mercek altına almamızda yarar var. Genç Davud’un kılıcı bırakıp sapanıyla devi yere serdiği bir öyküdür dinler tarihindeki. Bilimsel filtreden geçirildiğinde görüyoruz: Ardında başka bir şey var.
Aslında ortada şöyle bir soru var: Umutsuz düzeyde zayıf bir “taraf” ile çok güçlü hasmı arasındaki asimetrik savaşlardan, zayıflar gerçekten her zaman başı önde ve yenik mi çıkar? Yoksa nedense tam tersi mi söz konusudur? Dinler, kendilerini hep mağdur ve mazlum gösterdiğinden, bu tür öykülerin güçsüz tarafın zaferiyle sonuçlanmasını doğal karşılamak gerek. Sonuçta bütün bunlar birer ibret öyküsüdür, dinseldir ve dinsel görüşün haklılığını yaymak için yaratılmıştır verdiği ilk ders de, güçsüz görünenlerin, umutsuz savaşlardan başarıyla çıkabileceği yolundaki umut yüklü telkindir.
Bu noktaya geliyoruz. Bizim gibi, dinsel ideolojilerin etki alanlarından tamamen uzak siyasal akımların, bu tür mazlumiyet öykülerini aynen alıp gündeme getirmesinde çarpık bir yan var gerçekten. Peki, ne?
Baktığımızda, çeşitli kaynaklarda karşımıza çıkıyor. Örneğin Boston Üniversitesi’nde de dersler veren “güvenlik uzmanı” bir siyasetbilimci, Ivan Arreguin-Toft da araştırmış ve saptamış: 19’uncu yüzyılın başından bu yana patlak veren, bir tarafın diğer tarafa göre olağanüstü (1’e 10 gibi) bir görünüm arz ettiği 197 savaşın yüzde 71.5’inden güçlü, yani favori taraf başarıyla çıkmış. Gerçi böyle baktığımızda bile, çok eşitsiz hasımlar arası her üç savaştan yaklaşık birini (yüzde 28.5) o çok güçsüz sayılan tarafın kazandığını da görebiliyoruz. Ama bunlar, güçlünün kurallarıyla savaşıldığında, böyle. Konvansiyonel stratejinin dışına çıkıldığında ise, Arreguin-Toft’un araştırmalarına göre, başta kaybetmeye mahkum garibanlar (“underdogs”) yüzde 63.6’lık bir zafer oranı sağlıyorlar.
Oraya gelmek istiyoruz.
Zayıf hasım, çok güçlü bir düşmanla karşı karşıyaysa eğer, yerleşik kurallar içinde kalarak kaderini değiştirebilir mi? Yani yerleşik kuralların dışına çıkarak ve beklenmedik ataklarla umulmadık darbeler indirerek zafere ulaşmak mümkün mü? Mümkün.
Demek ki, bize kalan mücadele biçimlerini önemli ölçüde reddederek, “yerleşik kuralların tasallutunu” soyunarak, “ananevî tüm kuralları” ihlal ederek bir başarının önünü açabiliriz. Böyle bir ihlal yoksa, uyuşturucu etkisi yapan alışkanlıklardan kopulmamışsa, sürpriz çıkışlarla mesafe alma hırsı bulunmuyorsa, zafer şansı da bulunmuyor. Yenilgi, asimetrik savaşta, zaten kader. Bu kaderi, ancak aşkın ve fırlak zekalılar, konvansiyonel stratejilerin dışına çıkabilenler tersine çevirebiliyor.
Neyse.. Bunları söylemek kolay. Çok da söylendi.
Bizim bağlamaya ve bağlanmaya çalışacağımız yer farklı: Bir kere, dinler tarihinden hareketle, burjuvazi ile işçi sınıfı arasındaki bir cepheleşmede, haklılıklar falan bir yana, biz “David ile Goliath”ı bize sunulan yerleşikliğin dışında arayıp görmek zorundayız. Cılız, yenilmeye mahkum diye çizilen David (Davud), bugün artık sermaye egemenliğinin ta kendisidir. Özellikle de finans oligarşisinin. David, mülk sahibi sınıfları, daha sarih bir vurguyla, her zaman asalak ve kurnaz burjuvaziyi temsil ediyor.
Goliath (Calud) da yenilmiş, onursuzlaşmış, bitirilmiş, resmen yerlerde sürünen emekçi sınıfların temsilcisidir o halde. Hayatı yaratan iyi yürekli dev, bizim “masalımızda”, felç edilmiştir.
Asimetrik savaş burada. Savaşın tarafları da bunlar. Buradayız.
David, zaferinden emin burjuvazidir, isteyen oligarşi de diyebilir, Goliath ise uyuşturulmuş ve bitirilmiş, ama hâlâ iliklerine kadar sömürülen, hayatı yaratan dev.
Bizim derdimiz, asimetrik savaş ve gereklerini irdelemek. Burjuvazi, asimetrik savaşın tüm inceliklerine vâkıf, kural tanımamayı, kural çiğnemeyi beklenmedik eylemlerle şaşkınlık yaratmayı bilen sınıftır. Hayat dediğimiz mucizenin yaratıcısı dev ise işte bu küçücük asalak sınıfın elinde maymuna dönüştürülmüştür. 21’inci yüzyılda böyle. Ancak...
Ancak, oyunu tersinden okuyabiliriz.
Oyunu, sahneyi, tümüyle tersinden okumalıyız.
Dev, biziz. Dinler her şeyi çarpıtır durumumuz dinsel masallardan çok farklı: İyi ve yaratıcı olan deviz bizler. Yerlerde sürünüyoruz, masaldaki sahnenin de tersine.
Asalak galiplerden öğrenmemiz gerekiyor.
Galiplerden kural tanımamayı, çevik düşünmeyi, karşı tarafın zaaflarını kullanmayı, alışılmış kurallardan kopabilmeyi, zafer yolunu açacak sürprizler yaratmayı öğrenmeli ve bunlara yaratıcı yenilikler ekleyerek pratiğe girmeliyiz.
Bir devrimci durumun içinden geçiyoruz.
Demek ki, önce bize kabul ettirilmiş bir rolü soyunmamız ve özellikle reel sosyalizmin yıkılmasıyla diz çöktürülmüş, çökertilmiş dev olduğumuzu bilmemiz, bildirmemiz gerekiyor. O zaman, kötü ve “cılız” David’i sahnenin dışına atmak için geleneksel mücadele biçimlerinden yüz çevirip, alışılmışın ötesinde yollar aramayı, asalak, hain ve satıcı bir sınıfın elinden hiç değilse bu Türkiye’yi çekip almamız gerekiyor.
Eski olandan kopmazsak, bu rezil Calud kaderini, üstelik kendimize küfrederek ve küfrettirerek yaşamaya devam ederiz. Buna yaşamak denirse tabii...
Eski soldaki devrimci parçaları sağlıksız bünyeden koparıp, yeni devrimlere dönüştürmek şart: İktidar yolundaki devrimci ittifakın en önemli gerekçesi!
Bu, ne demek?
Bu, aklımıza kazınmış birçok klişeyi, “kaziyeyi”, kırıp parçalamak demek. Bunun sivil toplumcu karşıdevrim hırsından çok farklı, Lenin ile marksizm ilişkisine yakışır bir aşkınlık (“ortodoksi”) arayışı olduğunu herhalde soL’da eklemeye gerek yok. Kuralları kırıp eskiden farklılaştırarak yeniden kurmaktır önümüzde duran hedef. Çünkü tam da böyle bir aralıkta asalak sınıfları, oligarşinin David’lerini yani, kovmak mümkün olabilecektir. Böyle bir hırs, dinler tarihini de tersyüz ederek maddi gerçekliği devrimci bir atılımla yeniden ve hakkaniyetli bir biçimde yeniden düzenleme şansımızı yükseltiyor.
Mülk sahiplerinin iktidarını artık David temsil ediyor. Biz, yoksullar, hayatı yaratan emekçi sınıflarız, tüm bitirilmişliğimiz içinde Goliath’ın temsil ettiği deviz. O zaman...
O zaman, olmadık anlarda ve hiç beklemedik durumlarda oligarşik diktayı, şu AkP-AsP koalisyonunu (“Büyük Koalisyon”) ve yardakçılarını tarihin çöplüğüne gönderebilecek bir hırs, entelektüel çeviklik ve güçlendirilmiş kaslarla sahnedeki varlığımızı hatırlatmaya geldi sıra: İttifak!
Hiç beklemiyorlar. Tam da şimdi...
Hiç takmıyorlar. Tam da şimdi...
Hiç düşünmüyorlar. Tam da şimdi...
Şu anda en güçlü olduklarını inandıkları için en zayıf hallerindeler, çünkü bizi unutmuş bulunuyorlar. Açıklarını da unuttular.
Zaaflarımız, bu tabloda, birer avantaja dönüşüyor.
Siyaset ve medya sahnesindeki sirk maymunlarına böyle bakınca, insanın aklından geçiyor ister istemez: Bir silkinme yetecek!