Yurdakul Er
Burun Kırma Operasyonu: İttifak!
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:00 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:00
Mülk sahibi sınıfların aşkı böyle: Birbirlerini kan içinde bırakacak yöntemlerle, birbirlerine eziyet ederek sevgilerini diye getiriyorlar.
Bu, tam bir zorunluluk. Kuşkusuz, sosyalist bir iktidarın burjuvazi içindeki bu tür sektörel sürtüşmelerden ek bir güç alabileceğini de gösteriyor.
Yani...
Yani, bugün, açıkça, Türkiye’yi gereksizleştirecek ve tasfiye edecek bir reform süreci içindeyiz doğru. Ama bunun egemen sınıflar içi yer yer kanlı bir ittifak programına da karşılık geldiğini söylememiz gerek.
Asıl soru şurada: Bu sürtüşmeler, acaba, egemen sınıflar kampındaki yerleşikliğin bir daha düzelmemek üzere bozulması mı demek? İttifak adını verdiğimiz bir yeniden konuşlanma karşısında mıyız?
Türkiye burjuvazisi içinde Batı’nın ağız birliği etmişçesine “İslami Calvinistler” dediği dinci kanadın yükselmesi ve Osmanlı rüyalarına yatması sürecinde, iç ittifaklar politikasının değişeceği kesindi. Bunu Tayyip Erdoğan da çok iyi biliyor. Gereğini yerine getiriyor.
Abartmış gibi görüneceğiz ama, yine de söyleyelim: Erdoğan’ın Türkiye burjuvazisinin ve yönetici siyaset sınıfının ezberini dağıtacak ölçülerde özgün, her türlü satışın altına gözünü kırpmadan imza atabilecek kadar hırslı ve bir imamın sıradan zekasını aşan oyunlara sahip olduğunu, dolayısıyla tüm Türkiye siyaset sahnesinde “şah” konumunda bulunduğunu görmek zorundayız. Erdoğan bu kadronun tamamını yıllardır suya götürüyor ve susuz getiriyor.
Türkiye siyasetinde düzey bu kadar düşmüştür, kabul edelim.
Böyle bir âlemde Tayyip Erdoğan-Abdullah Gül çizgisi, elbette kraldır: Âlem buysa, kral da onlar. Durumu ve kendisini solcu sananların düzeyini CHP ve hatta onun –sözde- solundaki birçok çevreye bakarak da rahatça görebilirsiniz.
Ama bizi ilgilendiren bir başka şey var.
İç ittifaklar politikası ve pazarlıklar değişiyorsa eğer, bu değişimi-dönüşümü nasıl yapıyorlar acaba? Birbirlerini pek severek, hep pohpohlayarak, pamuklar içinde taşıyarak mı?
Tersine. Döverek. Kan dökerek.
Tabii, bir farka dikkat çekmek zorundayız. Mülk sahibi sınıfların siyasi kadrolarda yerleşiklik kazanmış ittifak anlayışı ve yöntemleriyle, emekçi sınıfların temsilciliğine talip sol siyaset sınıfının yöntemleri arasında büyük mesafe var. Olumlu bir şey bu. Sonuçta, farkı da orada aramak zorundayız.
Burjuvazi, iktidar bloklaşmasında yer değiştirmelerini, ittifak politikalarını şiddet kullanarak, en azından “burun kırarak” yapıyor. Gerçekten de en kibar ilişki ve pazarlık biçimi, bu: Burun kırmak. Örneğin son dönemde bir büyük medya grubunun varlığını tehdit edecek boyutlarda bir vergi cezasıyla karşı karşıya bırakılması, burjuvazi içindeki dinci sektörlerin ağırlığını kanıtlama ve eski sahiplerin burnunu kırma operasyonunun basit bir tezahüründen başka hiçbir şey değildir.
AkParti-AsParti koalisyonu, bu burun kırma operasyonlarının öne çıkardığı bir ilişki biçimini temsil ediyor. Kan revan içinde, yabani hayvanların sürü içi ilişkilerini andıran bir vahşetle birbirlerine “sevgilerini” ifade ediyorlar. Yani hiyerarşideki yeni yerlerini birbirlerine böyle gösteriyorlar.
AkParti-AsParti koalisyonundaki (“Büyük Koalisyon”) tüm ilişkiler bu çerçevede anlam kazanıyor. Birbirlerini pek sevmiyorlar, birbirlerini sürekli hırpalıyor, genelde kan içinde bırakıyorlar. Sevme ve yeni hiyerarşileri birbirlerine kabul ettirme biçimleri böyle.
Örnek mi?
Çok.
Ama en bilinenlerinden biri, herhalde Yaşar Büyükanıt ile Tayyip Erdoğan arasındaki ünlü Dolmabahçe muhabbetidir. Tam bir burun kırma operasyonuydu. Ordu ile hükümet, yargı ile hükümet arasındaki ilişkiler sanki farklı mı? Birbirlerini zaaflarını kullanarak, zayıf noktalarına vurarak, yani sürekli burun kırarak, neredeyse her gün yeniden tasnif edilen bir iktidar bloku kuruyorlar.
O nedenle kan içindeler.
Birbirlerinden alamadıkları nihai intikamı, emekçi halktan alıyorlar. Kaybettiklerinin acısını sol yönlendiriciden yoksun emekçi halk sınıflarından çıkarıyorlar. Din bir de bunun için, uyuşturmak için lazım. Malum.
Birbirlerinin burunlarını kırıp yeni yerlerine geçiyorlar, iktidar blokunda yönetici katmanlar adres değiştiriyor.
12 Eylül’ün, bu ülkeyi sonlandıracak finalin başlangıcında da, böyle bir ittifak, yani hesaplaşma, ağız burun dağıtma görmemiş miydik?
Böyle bakınca gündemdeki “Büyük Koalisyon” (AkParti-AsParti), çok da yeni bir şey değil.
İktidardaki bir avuç zorba, iç hesaplaşmalarını (“ittifak politikalarını”) geniş yığınların desteğini de arkasına aldığı için olmalı, böyle bir pervasızlıkla icra ediyor.
Bu zaruret, başka her şey bir yana, ama özellikle solumuz için çok önemli bir fırsat kapısıdır.
İktidardakilerin hayvani güdüleri, çalışan sınıfların insaniliğine, sol bir iktidara kapı açmayı zorlaştırmaz. Tersine, kolaylaştırır.
Biz, bu kapıyı zorlamalıyız.
Geniş halk yığınlarına, iktidardaki ittifak vahşetiyle solun insaniliği arasında karşılaştırma yapma fırsatını, sosyalist bir hükümet programı üzerinden çok daha kolay verebiliriz.