Yurdakul Er
Aydın ve Komünizm
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
Bunlar, medya ve her türden kuşları, neden var?
Halkı denetim altında tutmak ve yönlendirmek için mi?
O, var. Doğru.
Ama bu, çok basit bir yanıt olmaz mı?
Halkın denetim altında tutulması çok mu zor gerçekten?
Biliyoruz: Ekim Devrimi'ne tepki olarak doğan tasfiye hareketleri, ilk büyük kapitalist restorasyon dalgasındaki Mussolini-Hitler-Franco-Salazar rejimleri vb, birer halk hareketi, hatta sandık başarısıydı. Halklar denetlenebiliyordu ve bu nedenle halk, kendi başına önemli değildi. Çünkü faşizmlere teşneydi. Robespierre ve o inadın bir soyutlaması olarak çağdaş jakoben tutumu aklımızda tutarsak, Lenin'i denkleme dahil edersek yani, sorunun halk yığınları değil, devrimci iradeyi temsil eden insanlar olduğunu görürüz: Sorun, aydındır.
O halde burjuvazi, medyanın simgelediği kültür -daha doğrusu "kültürsüzlük"- endüstrisiyle halk yığınlarını değil, solcu insanın inadını hedeflemektedir. Emekçi halkı, kendi başına ve kapitalist ilişkiler ağı içinde yönlendirmek sorun değildir. Ama aynı emekçi halka dışarıdan müdahale edecek aydın kaynağına, yani sosyalist iktidar yemini etmiş insanlarla onların sempatizanlarına karşı bir önlem almak, bu kesimi ve etkisini bir biçimde -doğrudan onlara oynayarak- kırmak mümkündür.
Medyanın simgelediği ve Adorno-Horkheimer damgalı "kültür endüstrisi", bu kaynağı kurutmak, hiç değilse yorup gözünü korkutmak, ona sızmak ve etkisini törpülemek için biçilmiş kaftandır. Doğru.
Halk ikinci sıradadır.
Halkı yönlendirmek, burjuvazi için sınıflı toplumun egemenlik biçimleri altında büyük bir sorun değildir. Her şey piyasalaştırılabiliyorsa eğer, çalışan halkı veya işçi sınıfını da istenen bu yola yerleştirmek kolaydır.
Kolay olmayan, aydındır.
Yani Nâzım Hikmet'tir, Hikmet Kıvılcımlı'dır, Behice Boran'dır, Deniz Gezmiş'tir, Mahir Çayan'dır oyunu bozan.
Asıl büyük düşman aydındır.
Neden?
Çünkü burjuvazi, emekçi halkla birlikte yaşayabilir, hatta onunla yaşamak zorundadır, ama aydınla birlikte yaşayamaz ve aydın, Ekim Devrimi'nden sonra, sadece solun -daha doğrusu komünizmin- bir türevi olarak tanımlanabilir de, ondan. Komünizmle aydın arasındaki akrabalık, birinci dereceden bir akrabalıktır. Biri yoksa diğerinin de olamayacağı bir ilişki yani. Toplumsal dönüşümün enerjisini tetikleyecek olan devrimci kadroların bir aydın kategorisi olarak ele alınmasında hiçbir sakınca bulunmuyor. İşte o mevcut veya müstakbel kadroların gözleri medyatik olanaklarla ve demokrasi denilen dinle kamaştırılıyor ki, halkın eşitlikçi taleplerle harekete geçmesi önlenebilsin.
Emekçi halkın kendiliğinden ve eşitlikçi-özgürleştirici bir dünya için harekete geçmesi, 1917'den sonra hiç mümkün değildir. O halde burjuvazi, barış içinde bir arada yaşayamayacağı bu tehlikeyi bertaraf etmek, kaynağı -solun bir türevi olarak aydını- felç etmeye mahkumdur. Dikkat: Kaynak, burada, işçi sınıfı veya halk değil, aydındır. Çelik çekirdek -devrimci irade- eğer eritilirse, kapitalist toplumun idamesi garantiye alınabilir.
Avrupa'daki büyük karşıdevrimin 20'inci yıldönümünde, hatırlamak kolay: Emperyalist metropoller ("Avrupa demokrasisi") için yığınlar zaten çantada keklikti. Büyük saldırı, aydın malzemesineydi onu demokrasi denilen ahir zaman dini sayesinde eritince, Doğu ve Orta Avrupa pişmiş bir armut olarak burjuvazinin ağzına düşebilmişti.
Ama biz bugüne ve Türkiye'ye bakalım...
Baktığımızda ne görüyoruz?
Ergenekon diye bir şey.
Ne yapıyorlar? Emekçi halka ve onun geleneksel düzeyine yakışır kanaat önderlerine doğrudan bir müdahale yok ortada. Bazı şike karışıklıkları abartmayalım. Özbek'i ciddiye alacak halimiz yok. Ama geri planda aydına yönelik yoğun bir saldırı görüyoruz. Jakoben sol rengin düştüğü her mahfel tehlikelidir bunlara göre: O nedenle, bazı faşist katillerle, solun kendilerince önemli bazı isimlerini karıştırıp bir bulamaç yapmaya ve paralize etmeye çalışıyorlar.
Düşman, solu simgeleyen aydındır. Bunun için sosyalizm düşmanı "teknokratları" -Murat Belge'den Fehmi Koru'ya, Baskın Oran'dan Ufuk Uras'a, Hasan Cemal'den Ahmet Türk'e kadar geniş bir kadroyu, neredeyse tüm bir medyayı- hizmete sokmaları normal karşılanmalıdır.
İyi de, neden?
Neden, aydın düşmandır?
Yanıt zor değil aslında: İnsan gelişir, toplumsal adaletsizliğe karşı çıkarak eşitlik ister ve bu nedenle solcu olur. Solcu da gelişir ve derinleşir, sosyalizm yolunda şu veya bu biçimde bilgi üretip taşıyarak aydınlığa "terfi" eder. Tabii, böyle bir tanıma bağlı kalınca, sağdan aydın çıkamayacağını söylemek gereksizleşiyor. Aydın, solun bir ürünüdür. Yaklaşık yüz yıldır, bilgi üretip taşıyan ama bunu piyasa denilen canavarın tasfiye edilmesi için yapanlara, sadece onlara aydın diyebiliyoruz. Bilgi üretici ve taşıyıcılarının en azından sosyalizme düşman bir pratik içinde olmaması ve ona karşı savaşmaması gerekiyor.
Sosyalizm düşmanlığı ile aydınlık bağdaşmıyor.
Komünizmsiz, aydını tanımlayamıyorsunuz.
Peki ama, bu düşman kesim içinde de bilgi üretenler ve taşıyanlar yok mu? Var elbette. Hem de çok iyi olanları var. Ama biz, bilgiyi piyasa için üreten ve taşıyanlara, yani piyasanın bekasını temel iş sayanlara, teknokrat diyebiliyoruz. Ne kadar gelişkin olurlarsa olsunlar, bu insanlar, sosyalizmden uzak oldukları, yani piyasanın ihyası için çaba gösterdikleri sürece aydın kimliği kazanamıyor ve aydınlanma kapısından içeri giremiyorlar.
Piyasa düşmanı "inteligentsia" ile piyasa maymunu "teknokratsia", bu nedenle kanlı bıçaklı düşman kategorilerdir ve burjuvazi, aydını sosyalizm inadından kopararak piyasanın kucağına çekmeye çalışır aydından teknokrat çıkarmayı hedefler. 1989'daki büyük restorasyon dalgası o başarının bir sonucudur.
Tıpkı Ergenekon başlığı altındaki güncel saldırı gibi.
Bu, aydına yönelik bir gerici operasyondur.
Emekçi halkın, bu çekirdek olmazsa kendi başına hiçbir tehdit oluşturmadığını çok iyi bilen "teknokratsia"nın çağdaş tuzağı... Sorun, toplumun "çelik çekirdeği" veya "sağlıklı hücresi" de denebilecek olan aydının paralize edilmesidir. Onu deniyorlar.
Fakat Gazze'de İsrail ne kadar başarılı olduysa, Ergenekon denilen bu "çağdaş Türk işi Reichstag provokasyonu" da o kadar başarılı olabilir.
Neden mi bu kadar güvenli bir üslup kullanıyoruz?
Bu sorunun yanıtını önümüzdeki günlerde yapılacak TKP kongresinden almak çok kolay...
Orada, başka şeylerin yanında, aydının bir türlü öldürülemediği ve emekçi halkın yegane umudu olarak yepyeni bir dönem açmaya hazırlandığı da saptanabilecektir.