Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yavuz Alogan

Askeri teknoloji düellosu

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:02 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:02

Dünya iyice tuhaflaştı.

Geçen Salı küresel medya Suriye’ye askeri müdahalenin mecburen Perşembe gününe sarktığını söylüyordu. Zira Çarşamba günü Başkan Obama’nın işi vardı. Suriye halkı ateşi ve ölümü beklerken, M. L. King’in “I have a dream” konuşmasının ellinci yılı münasebetiyle Vaşington’da halka hitap edecekti. Etti de… Dünya soluğunu tutmuş Doğu Akdeniz’den ateşlenecek ilk füzelerin Suriye semalarını kızıla boyamasını beklerken, King’in sessiz milyonların sesi olduğunu ve bu sesin bütün çağlara hitap ettiğini ilan etti. Bu arada Ortadoğu’da “sessiz milyonlar” korku içinde bekleşiyorlardı. Mazlum Suriye halkı, üç istikamette göç yollarına koyulmuş Suriye askerleri, mühimmatın ve savaş araçlarının yerini değiştirme, birlikleri yeni mevzilere yerleştirme telaşına düşmüştü.

Perşembe günü bir şey olmadı. Cuma günü tuhaf şeyler olmaya başladı. Reuters bir haber geçti. Türkiye’deki gericilerin, İslam karşıtı, ABD’nin ve Siyonizmin kuklası ilan ettiği Abdülfettah El-Sisi, Süveyş Kanalı’nın Suriye’ye saldırı amaçlı her türlü askeri trafiğe kapatıldığını ilan etti. Ardından Ürdün ordusu yazılı bir açıklama yaparak, sadece ülke sınırlarının ve Ürdün halkının korunmasıyla sorumlu olduğunu ve Suriye’ye yönelik askeri saldırıya katılmayacağını açıkladı.

Cumartesi günü İngiliz Parlamentosu, Başbakan Cameron’u bozguna uğratarak savaşa katılmama kararı aldı. Putin “çok şaşırdım” dedi. İlk günlerde Libya’ya saldırı öncesindeki gibi iştahlanan Fransa da hafiften çark etti Almanya zaten gönülsüzdü. Çin derin bir bilgelikle susuyordu.

Gene Cumartesi günü, bu kez John Kerry sahne aldı. Vietnam gazisi Kerry, tabancasının horozunu “çıtırt!” diye kaldıran ve kasabadaki kanunsuzluğa müdahale etmeye hazırlanan kahraman şerif edasıyla, ABD’nin tek başına savaşmaya hazır olduğunu ilan etti. Fakat söylediği şeyler biraz tuhaftı: Saldırı sınırlı olacak, kara harekâtı olmayacak, iç savaşı bitirme ve rejimi devirme hedefi taşımayacak ve ABD, Suriye’de müzakereyle siyasi hedefe ulaşma stratejisinde değişiklik yapmayacaktı. Peki ne yapacaktı?

Putin, “ABD’nin tek taraflı müdahalesi beni çok üzer” dedi. Dalga mı geçiyor, ciddi mi, kimse anlayamadı. Putin, ayrıca, ABD’nin kimyasal saldırı iddialarının “deli saçması” olduğunu söyledi.

Aslında üçüncü dünya savaşı 2003’te başladı. Daha sonra dünya, Irak’ı büyük bir kimyasal ve askeri tehdit olarak gösteren Tony Blair ve Colin Powell’ın şahsında emperyalizmin yalancı ve sahtekar olduğunu bir kez daha anladı. Ayrıca, siz bakmayın patavatsızlıklarına, bütün büyük güçler önceki dünya savaşlarının dar bölgeler üzerinde yaşanan “sınırlı” çıkar çatışmalarından kaynaklandığını bilecek tarihsel birikime sahipler ve derin bir korku içindeler. 2003’te başlayan yeni dünya savaşının Suriye’de kilitlendiğini, BM Güvenlik Konseyi konseptinin tıkandığı ve dağılmaya yüz tuttuğu koşullarda bu kilidi silahla açma çabasının savaşı küresel düzeye taşıyabileceğini biliyorlar.

Peki ne olacak?

ABD’nin saldırı gücüyle Rusya’nın savunma sistemleri Suriye’de hesaplaşacak. İki güç arasında kısa bir askeri teknoloji düellosu yaşanacak. Bu hesaplaşma sonucunda ABD, Rusya’nın radar ve füze savunma sistemlerini kolayca aşabilirse, İsrail’in, Türkiye’nin ve İran’ın içinde olacağı büyük Ortadoğu savaşı başlar ve dünya felaketin eşiğine gelir. Aşamazsa, yeni Soğuk Savaş derinleşir ve vekâleten süren çatışmalar bütün bölgeyi denetimli iç savaşlara sürükler. Bu arada ABD, 2003’te tasarlayıp da beceremediği hamleyi yeniden zorlayacak, Türkiye’nin güneydoğusunda ve Doğu Karadeniz’de askeri üsler elde etmek, Karadeniz sularında “bayrak göstermek” için elinden geleni yapacaktır.

Suriye, Şii kuşağı ve İran çökerse, orta / uzun vadede Rusya’nın hakimiyet alanı tarihi Moskova Prensliği’nin doğal sınırlarına kadar daralır ve Obama’nın 2012 yılının başında bizzat Pentagon’a giderek açıkladığı yeni ABD küresel stratejisinin hedefi olan Çin, Kuzey Kore’yle birlikte Asya-Pasifik bölgesinde askeri kuşatma altına alınır.

Bu küresel satrançta Türkiye’nin ABD’nin askeri piyonu olmak dışında bir rolü yoktur. AKP’nin bu rolü rahatça ve sonuna kadar oynamasını önlemek bir yurtseverlik görevidir. Dar kafalı, aptal taktik hedeflerle hareket etmek (ABD’nin kuyruğunda savaşırken Kürt hareketini, “Rojava Devrimi”ni ezmeye ya da kısa bir çatışmanın ardından bölgenin imarından nemalanmaya, Kerkük petrollerine heveslenmeye kalkışmak vs.) ya da NATO’nun ülkeyi koruyacağına, ABD’nin de bütün bu aptallıkları ödüllendireceğine inanmak felaket getirecektir.

Türkiye bu sinek kapanından kurtularak NATO’dan derhal çıkmalı ve bölgesel ittifaklara yönelmelidir.

Yavuz Alogan 'ın Son Yazıları