Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Yavuz Alogan

Ahlak ve karate

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:57 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:57

Yavuz Alogan'ın “Ahlak ve karate” başlıklı yazısı 04 Haziran 2013 Salı tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Bazen çok küçük bir direniş muazzam bir isyanı tetikler. Tarihte bunun pek çok örneği görülmüştür. Ekmek kuyruğunda yaşanan küçük bir olay, bir insanın öldürülmesi, bir binanın ya da heykelin yıkılması, hatta bir trafik kazası, vergilerin artırılması ve buna benzer binlerce ve ilk bakışta önemsiz görünen olay, o zamana kadar biriken hoşnutsuzluğun bir öfke patlamasına dönüşerek orman yangını gibi kitleleri sarmasına, büyük toplumsal olayların ve isyan hareketlerinin patlak vermesine neden olur.

Bu türden etkiler genellikle iktidarların mevzi kaybettikleri, buna rağmen güçlerini korumak, hatta daha da artırmak istedikleri zamanlarda ortaya çıkar. Zira kaybeden iktidar saldırganlaşır.

Peki, AKP neyi kaybediyor?

Her şeyden önce kendini kaybediyor. Bu kayıp esas olarak Başbakan’ın konuşmalarına yansıyor. Bir adım daha atsa, CHP yöneticilerinin Suriye casusluğundan tutuklanmasını isteyecek içki yasağını savunurken, “iki ayyaş” dediği kişilerin Mustafa Kemal ve İsmet İnönü olduğunu, bıraksalar ilân edecek. Seçimlerde Ebu Suud Efendi’yi anmıştı şimdi, gene bıraksalar, Yavuz Sultan Selim’in Alevi katliamına övgüler düzüp, emperyalizmin taşeronu olarak İran’a sefer eyleyecek.

AKP, kendini kaybetmenin yanı sıra, büyük kentlerde yaşayan eğitim görmüş, kültürlü ve laik kitlelerin tamamını da ebediyen kaybediyor. Şu son günlerde maske öylesine sıyrıldı ki AKP’nin bu kitleleri bundan sonra tarafsızlaştırması bile mümkün değil. Alkol yasağından çok daha önemli olan, bu yasağın savunulma biçimidir. Taksim’e sermaye için AVM ve rezidans Çamlıca’ya Tayyip Cami-i Şerifi ve külliyesi bu iktidarı çok iyi özetleyen önemli simgelerdir. Onun kim olduğunu ve ne yapmak istediğini artık herkes görüyor.

AKP, Ortadoğu ve İslam alemindeki nüfuzunu hızla kaybediyor. Yamyam çapulcuları örgütleyip katliama yollayan Gazze söz konusu olduğunda Kerry’nin “gidemezsin”, Obama’nın ise “ancak İsrail’e uğrayıp öyle gidersin,” dediği emperyalizme karşı Suriye halkının yanında olan Nasrallah’a “şeytan” diyen her yanı kanayan Suriye’ye patriotların gölgesinde horozlanan muhterem, kendi parti tabanını bile hızla kaybeder.

TSK’yı da kaybediyor. Bir ordudan birkaç yıl içinde 44 bin 945 subay (neredeyse iki piyade tümeni ya da bir kolordu kadar) istifa eder mi? Askerlerin AKP iktidarına sempati duymadıklarını, Yeni Osmanlı hikâyesine ise kültürel ve geleneksel olarak yabancı kaldıklarını anlamak için biraz tarih ve psikoloji bilmek yeterlidir. Sadece Mayıs ayında 300 asker istifa etti. Bu ordu AKP’nin emriyle savaşmaz.

İktidar bloğu tutarlılığını kaybediyor. Düş-mana (Kemalizm) karşı yaptıkları ittifakın başarıyla sonuçlandığını sanıyorlar erken bir çıkar çatışmasına ve paylaşıma giriştiler anlaşamıyorlar. Devlet’in içinde kaynaşarak birbirlerini tasfiyeye, mevzi tutmaya çalışıyorlar.

AKP şu anda hiçbir şeye hâkim değil iç ve dış desteği en aza inmiş durumda.

Peki, ne yapacak? Sıyrılmış demokrasi maskesini tamamen çıkarıp atacak. Özgüçlerine dayanarak iktidarı yeniden fethetmeye çalışacak. Elindeki tek ideolojik silah İslam’ın Sünni yorumudur. Niyeti, sırtını ABD’ye yaslamış Sünni bir diktatörlük kurmaktır ve bunu başarması imkânsızdır.
Esas tehlike AKP hükümeti ve onun gidici başkanından çok, ülkenin genç nüfusunun ağır bir baskı altında yaşadığı ideolojik dönüşümdür.
Diyanet İşleri Başkanlığı, 7-18 yaş arası gençleri bu yıl yaz kamplarında toplayacak. Bu gençlere, Kuran-ı Kerim, ibadet, ahlak, judo ve karate öğretilecek. Katılımcı sayısının üç milyonu bulması hedefleniyor. Ahlakı dövüş sporlarıyla birleştirmek faşizme özgüdür.

Zamanı daraltan, sokaklara çıkıp direnmeyi zorunlu kılan esas tehlike budur. Sokaktaki insan bu tehlikeyi algılamaya başladığında vakit çok geç olabilir. Bu yüzden, önemli önemsiz demeden her direnişi büyütmek ve en önemlisi, bütün direnişleri birleştirmek gerekir. Yazının başında dediğim gibi, bazen küçük ve önemsiz görülen direnişler muazzam isyanları tetikler.
*Bu yazı Taksim Direnişi bütün Türkiye’ye yayılmadan önce yazılmıştır.

Yavuz Alogan 'ın Son Yazıları