Süha Alpaslan
Tavukçuluk Sektörüne Dair SÜHA ALPARSLAN
Yayın Tarihi: 07.05.2021 , 23:36 Güncelleme Tarihi: 07.05.2021 , 23:36
KENTİN SESİ - BOLU yazıları
Bu hafta size Bolu'nun lokomotif sektörü olan tavukçuluğu tanıtmak isterim.
Kırmızı ete fiyat ve sağlık avantajları nedeni ile en ciddi rakip olan piliç eti nasıl yetiştiriliyor?
Üretimde ithalata bağımlılık ne ölçüde?
Çevre ile tavukçuluk sektörü barışık mı?
Bolu ülkede üretilen piliç etinin %22-24'ünü gerçekleştiriyor.
Sektörde üretim "sözleşmeli üretim" esasına göre tek tek üreticilerce gerçekleştiriliyor.
Üreticiler oranları şirketçe belirlenen puan sistemine göre prim adı altında emeğini satıyor.
Üreticinin girdilere "yakıt-emek" dışında hiçbir katkısı yok.
Yani üretici ile şirket arasında ticari ilişki,alım satım mekanizması yok.
Şirketin karmaşık prim sistemi ne ise ona göre şekillenen bir ücretlendirme politikası var.
Karmaşık prim sistemini üreticilerin sorgulaması yasak.
Sektörün geliştiği ilk senelerde üretici işletme hesabı defteri tutuyor,şirketlerle faturalaşıyor.
Kısmi bir ticari özgürlüğü kullanıyordu.
Amerika'dan getirilen "prim formülleri" üreticinin bütün insiyatiflerini yok etti.
Yerine "vasal" ilişkileri ikame edildi.
Kesimhanelere şirketin kontrolünde getirilen piliçler son tekniklerle kesilerek soğuk zincir kullanılarak tüketicilere ulaştırılıyor.
Tavuk kesimhanelerinde yoğun iş gücü tamamen sendikasız.
İş güvencesi yok.
Sektörün en büyük dezavantajlarından biri,dışa bağımlılığın oldukça yüksek düzeyde olması.
Sektörde yabancı sermaye olarak sadece CP var.
Tayvan&Tayland sermayesi.
Yüksek İthalat, yani dışa bağımlılık?
Sektörün bütün makine parkı Hollanda fabrikaları Mayn ve Stork'dan ithal edilmek zorunda.
Tarım bakanlığının ruhsat yönetmeliklerini okuyan yatırımcı anlıyor ki Hollanda seyahati şart.
Konveyörler, kesim makinaları, paketleme, soğuk hava üniteleri rendring, hatta canlı piliç taşıma kafesleri bile.
Fabrika iç duvarları İspanya firmaları özel imalatı.
Civciv,
Ülkenin Ana damızlık firması yok.
Grand-pland denilen kuluçkalık civciv üreten büyükbaba ve büyükanne sürüleri yok.
Ülkenin pür-line denilen kendine özgü bir tavuk ırkı yetiştirilmiş değil.
Tarım Bakanlığının "Tavukçuluk Araştırma Ens." tesislerinde fareler cirit atıyor.
Devletin böyle bir gailesi yok.
Ana damızlık ırkları Hollanda, ABD, İngiltere ve Tayland'dan getiriliyor.
Bir döviz krizi ve ithalat sıkıntısında sofralarda piliç eti ile havyar arasında pek bir fark kalmaz dersek sizi yanıltmayız.
Kuluçka makineleri de Hollandalı.
İlaçlar Roche ve Pfizer'den.
Aşılar Fransız.
Yem?
Mısır, soya küspesi ABD
Balık Unu Şili, Norveç
Vitamin ve premix'ler Çok Uluslu Şirketlerden ithal ediliyor.
Piliç piliç değil, mübarek sanki Birleşmiş Milletler.
Evet Uğur Dündar'ın ballandıra ballandıra anlattığı piliçler gördüğünüz gibi bir alem.
Emeğinden başka ülkeye ait hiçbir nesne yok.
Bizim piliçlerin çevre ile arası da hiç iyi değil.
Belki günahsız piliçlerin bu durumdan haberleri yok ama,çevre çok rahatsız çok.
Gelişigüzel tarlalara atılan piliç gübreleri toprağımızın kalitesini bozuyor, gübredeki asitler topraklarımızda ki mineralleri öldürüyor.
Rüzgar gübrelerden çıkan kokuları, arıtma tesislerinin balçık- larından, rendring kazanlarından çıkan buharları insafsızca bir turizm! kenti olan Bolu'nun bütün koridorlarında dolaştırıyor.
Bursa'dan Gemlik'e gelirken Orhan Veli'nin bir mısrasını yol kenarındaki tabelada görürsünüz hani,
"Birazdan denizi göreceksin, şaşırma."
Bolu'ya rüzgarlı sıcak bir havada yolunuz düşerse,
Piliç atık kokuları ile karşılaşabilirsiniz!
Sakın şaşırmayın olur mu?