Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Yolsuzlukta AB’yi katladık mı?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:09 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:09

Üniversiteye yeni adım attığım dönemde anayasa hukuku dersini veren profesör Mösyö Roche ilk derste belleğimde kaba hatlarıyla kalan bir örnekle derse başlamıştı. Geleneksel (burjuva tipi) demokraside tavanın bir insanın ayakta durabilmesine ve rahatça hareket edebilmesine izin verdiğini, otoriter rejimde basık tavan nedeniyle yalnızca iki büklüm oturmanın olanaklı olduğunu, totaliter rejimde ise bazen göreli yüksek tutulabilecek tavanın birden alçalabileceğini, ani yükselip alçalan tavana kafayı çarpmanın hatta iki seksen yere serilmenin kaçınılmazlığını vurgulamıştı. Basit ancak anlamlı örneği unutmadım. Profesör, otoriter ve totaliter rejimler arasındaki bağlantı ve hızlı geçişi de örnekleriyle açıklamıştı.

Türkiye’deki mevcut düzen hangi kategoriye sokulabilir? Soruyu, yaşananları tekrar etmeksizin, Meclis’te iktidar partisinin oylarıyla kabul edilen son yasanın internet erişimine akla zarar kısıtlamalar getirdiğini de dikkate alarak yanıtlamak gerekiyor. Böylelikle Google’ın geçtiğimiz Aralık ayında yayımladığı raporda belirttiği üzere, web erişimine getirilen kısıtlamalar yönünden Çin ile birlikte dünya sıralamasında başa güreşen Türkiye, yeni sınırlamalar ve internet üzerinden haberleşmeye getirilen yakın takip ve kontrol ile birlikte rejim yönünden safını tartışmaya yer vermeyecek biçimde belirlemiş oluyor.

Demokrasi mekanizmasının sağlıklı çalışmadığı koşullarda siyasi istikrarın özgürlükler ve haklar yönünden topluma dayadığı fatura giderek kabarıyor. En ağır fatura da demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla işlemez hale getirilmesi oluyor. Saydamlığın, denetimin ve hesap verilebilirliğin zedelenmesi ve hızla ortadan kaldırılmasıyla birlikte ön plana çıkan rüşvet ve yolsuzlukların faturası özünde topluma kesiliyor.

Bu sütunda 2000’li yıllarda ekonominin seyri ve iktisat politikalarının temel özellikleri sıkça sergilenmeye çalışıldı. Bu bağlamda tüketim, iç ve dış borçlanma, kentsel rant ve spekülasyon, inşaat, ithalata dayalı imalat sanayisi ve ihracat, kamu varlıklarının satışı, doğanın tahribatı üzerinde yükselen ve sıcak para ağırlıklı olmak üzere dışarıdan gelen sermayeden beslenen bu yapı, AVM ekonomisi olarak nitelendirildi. Modelden en fazla nemalanan iş dünyasının, kazandıkça ve kazanç kapıları açıldıkça demokratik hak ve özgürlüklere karşı düzenlemelere karşı çıkmadığı ve siyaseten güçlü olan hükmedici iktidarın işaret ettiği kurum ve kuruluşlara finansal destek verdiği gözlendi. İşte Kemal Kılıçdaroğlu’nun birkaç gün önce açıkladığı fezlekede yer alan rakamlar bu gerçeği yansıtıyor. Fezlekede Çalık grubunu kurtarmak için 8 işadamından toplanan toplam paranın 630 milyon dolar olduğu belirtiliyor. Fezlekede adları yazılı işadamlarının sahibi olduğu firmalara verilen kamu ihale tutarının da 88 milyar liraya yaklaştığını belirtelim. Yalnızca bir grubun kurtarılması için ortaya dökülen rakamların dolar ve avro cinsinden de milyarlara ulaşması, operasyonun ve kayıtdışı işlemlerin boyutları konusunda fikir veriyor.

Rüşvet ve yolsuzluğun ekonominin ayrılmaz bir parçasına dönüştüğü bir düzende, kuramsal olarak bile piyasa fiyatlarının kapitalist ekonomide ne gösterge ne de kaynak tahsisinde araç olma iddiası olabilir. Fezlekede ileri sürülen savlar ve telaffuz edilen ve tahmin edilen rakamlar doğruysa, ekonomik verilerin önemli bir bölümü de gerçeği yansıtmayacaktır. Bu ortamda hükümet kanadından ve medyadaki yandaşlardan olayın tamamen komplo olduğuna ilişkin savlar ileri sürülürken, bazıları da ekonomide belirginleşen kırılganlığı Gezi direnişine kadar götürüyor ve 17 Aralık ile birlikte toplam kaybın 120 milyar dolara kadar ulaşabileceğini ileri sürüyor. Nedir bu 120 milyar dolar? Borsadaki değer kaybının yanısıra kurda ve faizdeki artışın olası yansımasıymış… Borsa düşmese, kurda ve ardından faizde artış olmasa, Gezi direnişi yaşanmasa ve 17 Aralık skandalı patlak vermese ve masala devam edilseydi…

Komplodan yakınanlara ders: Avrupa Konseyi ve Parlamentosu için Avrupa Komisyonu’nun hazırladığı “AB Yolsuzluk Karşıtı Raporu” 3 Şubat tarihinde yayımlandı. Haziran 2011 yılında “Yolsuzluğa Karşı Mücadele” tebliğinin kabulünden sonra ilk kez bu konuda bir rapor yayımlanıyor. Raporun iki yıl aralıklarla yenileneceği de belirtiliyor. Türkiye’deki resmi yetkililerin tersine AB 28’de, yolsuzluk ülkelere göre farklılıklar göstermesine karşın yadsınmıyor, tam tersine kabul ediliyor. İskandinav ülkelerinde pek rastlanmayan rüşvet ve yolsuzluk Güney ve Orta ile Doğu Avrupa kanadında artıyor. Ancak AB her türlü yasal, kurumsal ve diğer alanlarda alınacak önlemler üzerinde duruyor. İkinci bir fark da 28 üye ülkede toplam yolsuzluğun 120 milyar avro olarak tahmin edilmesi. AB bütçesine eşit olan yüksek bir tutar söz konusu. Acaba Türkiye tek başına bu rakamı aştı mı? AB’yi yaya bıraktık mı?

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları