Sinan Sönmez
Yazılarda kaçınılmaz tekrarlar ve çıkış yolu
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:07
Yeni yıl dileklerimi ilettiğim geçen yılın son yazısında 2014 yerine 2013 yazmışım! Eşim dışında yazıyı okuyan arkadaşlar da yanlışı fark edemediler. Bunda 2013’ün çok çalkantılı, belleklere kazınan, unutulmayacak bir yıl olmasının payı büyüktür.
Siyasi ve sosyal baskıların doruğa ulaştığı, özgürlük isteyen protestocu genç insanların öldürüldüğü, sakat bırakıldığı, üniversite gençliği üzerinde baskıların giderek arttığı, iki binden fazla öğrencinin tutuklandığı, Reyhanlı ve Gaziantep’te olduğu gibi aydınlatılmayan bombalama eylemlerinin neden olduğu ölümlerin damga vurduğu, kadın cinayetlerinin salgın haline getirildiği bir yıldı 2013. Bir bakıma Orwell’in 1984’ü Türkiye’de daha dramatik boyutlarıyla 2013’te yaşandı diyebiliriz.
Ne var ki, aynı zamanda 2013 umutların yeşerdiği, bunun ötesinde toplumun baskı ve sindirme politikasına kararlılıkla tepki verdiği, mutlak ve katıksız baskının sarsıldığı ve değişimin başladığı bir yıl oldu.
Vurgulanması gerekli bir gelişme de kapitalizmin artık yapısal sorunlarına çözüm bulamamasıdır. 2007’de beliren ve 2008’de somutlaşan küresel finans krizi aşılamamakta, dünya ekonomisi üzerindeki etkileri giderilememektedir. Kapitalizm tıkanmıştır. Her krizin aynı zamanda hem sonuç ve hem de temizleme ile yeniden yapılanma aracı ve fırsatı olduğuna ilişkin çok iyi bilinen yargı geçerliliğini hızla yitirmektedir. Çünkü kapitalizmin krizleri kuramsal olarak ve uygulamada ortalama kardaki düşme eğilimini destekleyen etkenleri temizleme ve karın artışını sağlayacak ekonomik-finansal ortamı yeniden oluşturma görevini üstlenmekteyken, son krizle birlikte bu çok iyi bilinen mekanizmanın beklendiği gibi çalışmadığı ortaya çıkmıştır.
Gelelim Türkiye’ye: soL’un Emek-Sermaye sayfalarında ve bu sütunda defalarca vurgulandığı ve rakamsal veriler kullanılarak gözler önüne serilmeye çalışıldığı üzere uygulanan birikim modeli ve iktisat politikaları açmazdadır. Bir bölümü makyajlı olsa da ekonomik veriler açmazı sergilemektedir. Türkiye’de uygulanan modeli ve politikayı makro düzeyde somutlaştırabilmek için izlenecek yol haritası bellidir: Dışarıdan gelen paranın hangi sektörlere, faaliyet alanlarına ve şirket ile şahıslara aktığı ve nasıl kullanıldığı tabloyu ortaya çıkarmaktadır. Böylelikle şirketler ve şahıslar ile siyasetçiler ve süreçte yer alan kamu görevlileri arasındaki ilişkiler, bu bağlamda rüşvet ve yolsuzluğun boyutları ve bulaşanlar belirlenebilmektedir.
Okurları rakamsal verilerle bunaltmadan modeli ana hatlarıyla gözden geçirelim. Kırılgan ekonomik büyüme, artan dış ticaret açığı ve cari açık, hızla dışarıdan borçlanan özel sektör, artan kamu borcu, standart teknoloji kullanan ve ithalata bağımlı imalat sanayisi ve ihracat, enflasyon, işsizlik... Bu noktada dışarıya olan finansal bağımlılığın ve borçlanmanın boyutlarını yansıtabilmek için, daha önce kısmen kullandığımız verilere şimdi göz atalım. Ekim ayında vadesine en fazla bir yıl kalan, yani en geç Ekim 2014’e kadar ödenecek toplam borç tutarı (anapara + faiz) 164,6 milyar dolar olup toplam dış borcun yüzde 44’üne eşittir. Bu tutarın içinde özel kesimin payı 140,3 milyar dolara ulaşmaktadır ve borcun yüzde 55’ine denk düşmektedir. Bankacılık sektörünün Ekim 2014 tarihine kadar 79,8 milyar dolar ödeme yapması gerektiğini de belirtelim. Kısaca mevcut ekonomik çarkların dönebilmesi ve borcun ödenmesi için giderek dışarıdan daha fazla para gelmesi ve daha yüksek tutarlarda borçlanma gerekli gözükmektedir.
Eylül 2013 tarihinde toplam dış borcun 372,6 milyar dolara ulaştığı ve özel kesim payının 255,3 milyar dolar ile toplamın yüzde 68,5’ine eşitlendiği dikkate alınırsa, sürdürülmeye çalışılan büyümenin, bunun ardındaki spekülatif ağırlıklı sermaye girişinin, dış borçlanmanın, hanehalkı iç borçlanmasının ve devlet destekli inşaat faaliyetlerinin perde arkası önemli ölçüde sergilenebilmektedir.
Soru: Böyle bir model ve siyasi ortamda rüşvet ve yolsuzluk iddialarının ortaya saçılması ve polis ile yargının devreye girmesi şaşırtıcı mı? Çevreyi katledenlerin, şehircilikten AVM inşa etmeyi ve kentsel rantı anlayan ve algılayanların modeli farklı olabilir mi?
AVM ve rant ekonomisine dayalı model değişmedikçe ve yeni boyutlarda kendini ürettikçe yazdığımız yazılardaki tekrarlar kaçınılmaz oluyor. Ama bu tekrarlar modelin değiştirilmesi ve çıkış yolunun bulunması, yapı taşlarının hızla ama titizlikle döşenmesi gerektiğini de işaret ediyor. Orwell 2013’te kalmalı!