Sinan Sönmez
‘Yapısal Reformlar’ın özü
Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:47 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:47
Sinan Sönmez'in "‘Yapısal Reformlar’ın özü" başlıklı yazısı 29 Aralık 2012 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.
Yeni yıl ile birlikte sil baştan yeni bir sayfa açılmıyor. En azından toplumsal yaşamda mucizeler yaşanmıyor. Kaçınılmaz olarak 2012’deki sorunlar ve tartışmalar da yeni yıla taşınacak.
Siyaset ve dış politika alanında yaşanan çelişkilerin ve olumsuzlukların yeni yıl ile birlikte son bulması bir özlem olmakla birlikte mucizevi bir çözüm bulunması olanaksız gözüküyor. Nitekim temel haklar ve özgürlüklere ilişkin kısıtlamaların hızlandığı bir yıla damga vuran son olay ise ODTÜ’de patlak veriyor. Bir “kutlama” törenine tam donanımlı 3600 polis, 105 koruma aracı, 20 zırhlı araç ve 8 TOMA eskortuyla gidilmesi olup biteni açıklıyor! Şiddete dayalı müdahalenin ardından atanmış üniversite yönetimlerinden bir bölümünün sergilediği tavır ve beyanlarda şaşırtıcı hiçbir yön bulunmuyor. Ancak Fransız devletiyle işbirliği yapılarak yirmi yıl önce kurulmuş bulunan Galatasaray Üniversitesi üst yönetiminin de ODTÜ aleyhtarı koroya katılması yadırganabiliyor. Fransa’daki akademik özgürlük ortamı ve üniversite yerleşkelerinin güvenlik güçlerinin müdahalesine ve zor kullanımına kapalı tutulduğu dikkate alınacak olursa, üniversite üst yönetiminin akademik ve bireysel özgürlükleri ne denli özümsediği ortaya çıkıyor!
Her ne kadar 2012 sosyal, kamusal ve iktisadi politikalar açısından daha önceki yılların devamı olarak değerlendirilse de, önemli dönüşümlerin yaşandığı bir yıl olarak dikkat çekiyor. Şöyle ki, 2012 yılında toplumsal ve kamusal yaşam ile siyasi yapıyı derinden etkileyen düzenlemeler yapılmış ve 2013’de sonuçlandırılmak üzere yeni tasarımların temelleri atılmış hatta şekillendirilmiştir. Bir liste vermeksizin birkaç düzenlemeyi anımsayalım.
Her ne kadar 2 Kasım 2011’de yürürlüğe girmiş olsa da, sağlıkta dönüşümün özünü oluşturan hizmetlerin ticarileşmesine giden yolları ardına kadar açan ve devlet hastanelerini bir birlik altında toplayarak ticari işletmeye dönüştüren, devlet üniversitelerine bağlı araştırma hastanelerini finansal olarak bir çıkmaz sokağa iteleyerek aynı çatı altına girmeye zorlayan 663 sayılı KHK uygulamasına esas olarak 2012’de geçilmiştir.
6 Mayıs 2012’de yürürlüğe giren ve Sonbaharda uygulamaya konulan 6306 sayılı yasaya dayalı “kentsel dönüşüm” büyük rantlar yaratarak ekonomide kaynak tahsisine doğrudan müdahale etmektedir. Bağlantılı olarak Konut ve inşaat sektörünün özellikle 2010-2011’de ekonomik büyümeye sağladığı desteğin, hızla daralan ekonomiye nefes vermesi umut edilmektedir.
Diğer bir düzenleme ise mevcut idari yapıyı değiştiren, tasarlanan siyasi rejim değişikliğine uyumlu ve kentsel rantlara kapıyı ardına kadar açan 6360 sayılı yasadır (yaygın deyişle büyükşehir yasası).
2012’de hazırlanan yapı denetimine ilişkin yasa taslağı ile yeni kentsel rant kaynakları yaratılması ve ilgili meslek odalarının, bu bağlamda çatıyı oluşturan TMMOB’nin tümüyle devre dışı bırakılması ve demokratik muhalefetin etkisizleştirilmesi hedeflenmektedir.
Hükümetin TBMM’ye sunduğu “Türk Petrol Kanun Tasarısı” yasalaşma sürecine girmiştir. 2007 tarihinde dönemin Cumhurbaşkanı tarafından Meclis’e geri iade edilen yasanın, tekrar ısıtılarak yabancı şirketlere kapısını ardına kadar açan bir yasa taslağı söz konusudur.
Üzerinde durulması gerekli diğer bir tasarım ise yükseköğretimde yapısal ve kurumsal değişiklik öngörmektedir. YÖK tarafından hazırlanan ve bizzat metnin sunuşunda mevcut anayasaya aykırı hükümler taşıdığı resmen beyan edilen taslak mevcut antidemokratik sistemi pekiştirmeyi ve piyasalaşmayı en ileri düzeye çıkarmayı hedeflemektedir.
Bu köşenin izin verdiği ölçüde değinilen yasal düzenlemeler ve yasalaşma aşamasındaki yasa taslakları ile tasarımların ortak özelliği antidemokratik olmaları ve kapsadıkları alanları ticarileştirme, piyasalaştırma, özelleştirmeye tabi kılmak ve kentsel rant yaratmaktır.
1998’de IMF ile imzalanan Yakın İzleme Anlaşması’nda bu düzenlemeler kısmen yer alırken, 2001 krizinin ardından uygulanan Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı (15 günde 15 yasa!) ve 2002 ile 2005’te imzalanan iki yeni stand-by düzenlemesinde söz konusu değişiklikler kapsamlı ve ayrıntılı biçimde “yapısal reformlar” başlığı altında açıklık getirilmektedir. 24 Ocak 1980 kararları 12 Eylül askeri darbesi ile pekiştirilerek uygulanmıştı. 2000’li yıllardaki “yapısal reform” olarak nitelendirilen dönüşüm politikaları ise demokrasi söylemiyle ve dinsel motiflerle sıkıca yoğurularak sivil yönetim tarafından uygulanıyor. Uluslararası finansal kuruluşlar ve çevreler ile ve AB yetkili organlarının desteklediği “yapısal reformlar”ın toplumu sürüklediği noktadan kaygılandığını ileri sürebilir miyiz?
Aydınlık bir yeni yıl dileğiyle.