Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Yanıt bekleyen sorular

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:54 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:54

Sinan Sönmez'in "Yanıt bekleyen sorular" başlıklı yazısı 13 Nisan Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ekonomideki gelişmelerin yeterince ilgi çekmediğini düşünüyorum. Yalnızca komşumuz Yunanistan değil, İspanya, İtalya, Portekiz başta olmak üzere bir dizi Avrupa ülkesinde katı “kemer sıkma” politikaları uygulanırken, bu ülkelerde emekçiler ve mağdur sosyal katmanların tepkisi sürerken, ülkemizde ekonomide yapay bahar havası estirilmeye çalışılıyor. Özellikle İspanya, İtalya ve Portekiz’e olan ilgi, Türkiye’deki futbol takımlarının Avrupa kupası maçlarındaki rakipleri olan Real Madrid ve Lazio’nun yanı sıra Portekizli Teknik Direktör Mourinho ile sınırlı kalıyor!

Üç haftadır bu sütunlarda Türkiye’nin AVM ve borç ekonomisi olduğu sergilenmeye çalışıldı. Ekonomik ve finansal kırılganlıklar artmakta, ekonomiye ilişkin öngörüler tutmamakta, sanayideki çarklar yavaşlamakta, sanal veya kof büyümede yolun sonu gözükmekte, işsizlik sorununu çözmede somut adım atılmamakta, gelir bölüşümünde adaletsizlik sürmekte, iş kazaları cinayete dönüşerek dünya rekorunu kırmakta ancak bir dizi ekonomik ve sosyal olumsuzluğa karşın, sanki ortada ekonomik bir mucize varmış gibi bir hava estirilmektedir. Demokratik haklar ve özgürlüklerin hızla budanması nasıl “ileri demokrasi” olarak etiketleniyorsa, ekonomideki başarısızlıklar ve kırılganlıklar başarı hanesine yazılabilimektedir. Örneğin 2012 yılındaki yüzde 2,2’lik büyüme (hayali altın ihracı bir kenara bırakılırsa yüzde 1,5) hükümet kanalında olumlu karşılanmış ve büyüme potansiyelinin yüksek olduğu belirtilerek konu geçiştirilmiştir. Medyada ve iş dünyasında balonu üfleyenler bellidir. Teknik açıdan, TÜİK üstüne düşeni fazlasıyla yaparak önce turizm geliri rakamlarını, yeni hesaplama yöntemiyle, yaklaşık 6 milyar dolar artırarak cari açık tutarını 2,2 milyar dolar aşağı çekmiştir. Şubat 2013’e ilişkin sanayi üretimi endeksini mevsim ve takvim etkisinden arındırarak yayımlayan kurum, artış oranını yüzde 4,4 olarak belirlerken, arındırılmaksızın yüzde 1,6 olarak saptanan oranı böylece hasıraltı etmeyi başarmıştır. TÜİK Başkanı, birkaç vakte kadar dış ticaret ve milli gelir hesabında aynı yöntemin kullanılacağını açıklayarak kısa sürede rakamların da zapt-u rapt altına alınacağını kamuoyuna duyurmuş bulunmaktadır. Ustalık döneminin irili ufaklı örnekleri bunlar olsa gerek!

Türkiye’de ekonomideki durumun parıltılı ambalajlarla kamuoyuna sunumu yukarıda belirtilen gerçek olguları değiştirmiyor. Ancak ekonomik sorunların arka plana itildiğini de belirlemek durumundayız. Nasıl itilmesin ki? Çünkü Türkiye’de “Kürt sorununa çözüm” arayışı, “Kürt açılımı” politikaları çerçevesinde devletin ve rejimin dönüştürülmesi süreci hızlandırılırken, çözüm planının üzerindeki örtü kaldırılmıyor. Kesin olan nokta söylemin baştan çıkarıcılığı ve slogan düzeyinde algılandığında masumiyetidir. Söylem halkların kardeşliği ve barıştır. Ortadoğu’ya ve Kuzey Afrika’ya sürekli müdahale eden, hükümet ve rejim değişikliklerine, bu bağlamda siyasal islama giden yolları ardına kadar açan, hatta doğrudan askeri müdahaleyle ülkeleri kan gölüne çeviren ABD’nin bu tasarıma verdiği destek nasıl açıklanabilir? ABD’nin açık seçik ortaya koyduğu planlar dikkate alınmaksızın yola koyulmak olanaklı mıdır? ABD’nin yaşadığımız coğrafyada barış ve kardeşliğin sağlanmasına dair bir özlemi olabilir mi? Bu yeni düzen “İslam” bayrağı altında mı olacaktır? Yeni düzen çok özenilen ve sürekli göndermede bulunulan Osmanlı’ya bir tür geri dönüş anlamına mı gelmektedir? Federatif bir yapı mı tasarlanmaktadır? Soruları çoğaltmak kolay ancak her ne kadar tasarım ve gidişatın yönü belli olsa da yanıtlar açıklığa kavuşmuş gözükmüyor.

Kurulmaya çalışılan yeni sistemin veya siyasal rejiminin dayanacağı ekonomik düzen, sorgulanması ve çözüme kavuşturulması gerekli, önemli bir sorundur. Kürt tarafında sol politikalara göndermede bulunan BDP’nin yaklaşımı belirsiz gözükmektedir. Yanıtlarını bulamadığım sorular arasında, BDP’nin mülkiyet ilişkileri başta olmak üzere ekonomik büyüme modeli, dış borçlanma, kamulaştırma ve özelleştirme, gelir bölüşümü, vergi sistemi, emek piyasasının esnekleştirilmesi, iş güvenliği ve cinayete dönüşen iş kazaları, sağlıkta dönüşüm, zorunlu eğitim ve lise eğitiminin imam hatipleştirilmesi, üniversite eğitiminin metalaşması ve uygulanan baskı, çalışanların özlük hakları, nükleer santrallein kurulması, çevre ve bu bağlamda HES ile 2B, bilim, sanat ve kültür yaşamına müdahaleler, özerkliğini yitirmiş TÜBİTAK ve TÜBA’nın konumları, kentleşme ve kentsel dönüşüm gibi konularda tavrının ve uygulamayı düşündüğü politikaların ne olduğu yer alıyor. Bir adım daha atayım: BDP’nin bu konularda kaygıları, tasarımları ve öngördüğü politikalar var mıdır? BDP, laik bir düzen öngörmekte midir? 1923 kazanımlarını hor görmek, küçümsemek ve ulus devlet kavramını yerden yere vurarak her olumsuzluğun sorumlusu ilan etmek kolaydır ancak bu tavır daha ileri ve eşitlikçi bir düzenin tasarlandığı anlamına da gelmemektedir. Sormak gerek ulus devlet yerine ne tür bir düzen düşünülmektedir? Yakın gelecekte “dört başı mamur” şekilde kurulmak istenen laikliğin tümüyle tasfiye edildiği rejimin daha ilerici ve eşitlikçi olduğu sanrısına mı kapılıp gidilmektedir? Finans sermayesini de kapsamak üzere büyük sermayenin, dolayısıyla çok uluslu tekel veya oligopollerin sarmaladığı bir piyasa düzeni ve kapitalist üretim ilişkileri veri olarak kabul edilerek uyum mu sağlanmaya çalışılmaktadır?

Sol ve sosyalist söylem heyecan vericidir. Ancak söylem düzeyinde kalmamak için siyasal partilerin konumlarını, programlarını ve politikalarını somut olarak ortaya koyması gerekir. Yoksa kuru sıkı sloganlarla veya “sosyalist dostlar bizi anlasın” gibi beyanlarla yetinilmesinin bir anlamı yoktur.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları