Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Uçaktaki milyarderler ve uçuşun maliyeti

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:49 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:49

Sinan Sönmez'in "Uçaktaki milyarderler ve uçuşun maliyeti" başlıklı yazısı 09 Şubat 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Büyümede hedefin küçüldüğünü ve ihtiyatı elden bırakmamak gerektiğini Merkez Bankası (TCMB) Başkanı “uçaktan indik karayoluyla ilerliyoruz” sözcükleriyle dile getirdi. Ekonomi Bakanı ise bu açıklamaya çok kızdı ve “sen bir bürokratsın, haddini bil, ne karışıyorsun hükümetin işine” anlamına gelen sert bir demeç verdi. Demek ki 2010-2011’de ulaşılan yüksek büyüme hızları kimileri tarafından unutulmuyor ve 2012’de büyümede yaşanan soğuk duş kolay hazmedilecek gibi değil!

Uçak-karayolu atışması bir yana, kesintili uçuş sürecine bir göz atalım. Bakalım uçaktakiler ve özellikle de “business” sınıfı yolcuları kimlermiş? Kaç yolcu varmış?

Forbes dergisinin geleneksel zenginler listesine giren Türkiye’deki dolar milyarderi sayısındaki artış, “business” yolcularının kimliğini de gözler önüne seriyor. 2006 yılına ilişkin sıralamayı dikkate alan Hürriyet gazetesine göre, “Türkiye ekonomisi uçtu, dünya çapında 21 dolar milyarderimiz oldu,., en fazla milyarderi olan 8inci ülkeyiz”. 2008 yılında 38’e fırlayan milyarder sayısının, 2009’da krizden etkilenerek 13’e düştüğünü görüyoruz. Ancak daha sonra hızlı bir toparlanma yaşanmış, 2010-2011’de sayı önce 28’e, daha sonra 38’e çıkmıştır. Böylece Türkiye, AB ülkelerini, Japonya, Avustralya, Brezilya, Meksika, Güney Kore ve hatta Suudi Arabistan’ı geride bırakarak dünya klasmanında üst sıralarda yer bulmuştur. 2012’de ise birkaç milyarderimiz liste dışı kaldığı için sayı 34 olarak belirlenmiştir.

Milyarderler ve sırada bekleyen potansiyel milyarderler mevcut model ve iktisat politikaları demetinin can alıcı yönlerine kısaca değinmeyi kaçınılmaz kılıyor. Model uluslararası piyasalara göre yüksek reel faiz ve bastırılmış döviz kuru (özellikle dolar), yani aşırı değerli TL temeline dayanmaktadır. Göreli yüksek reel faiz ve düşük kur özellikle spekülatif nitelikte kısa vadeli sermaye girişini hızlandırmaktadır. Bu bağlamda özel bankaların ve diğer özel sektörün uluslararası likidite bolluğundan yararlanarak ve Türkiye’de kurun zıplamayacağı varsayımı altında risk primini de ekleyerek daha düşük maliyetle ve giderek artan miktarlarda dış piyasalardan borçlanması söz konusudur. Özel tasarrufun dramatik biçimde azalmasına paralel olarak finansal olmayan (üretici) özel sektör yüksek tutarlarda dış kredi kullanmaktadır. Yaratılan döviz bolluğu sayesinde kur bastırılmaktadır. Döviz girişindeki artış aynı zamanda ithalat faturasının karşılanmasını sağlamaktadır. Ancak bastırılmış kur ithalatı cazip kılmakta, sanayiciler girdi ihtiyacını ucuzlayan ithalat ile karşılamakta ve aynı zamanda üretim maliyetini aşağı çekmektedir. Altı çizilmesi gerekli nokta ihracatın büyük ölçüde ithalata bağımlı olması, ihracat artışının ithalatta daha yüksek artışa yol açması ve ihracata yönelik üretilen sanayi mallarının düşük katma değere sahip bulunmasıdır. Artan ithalata paralel olarak piyasaya mal arzı da artmakta ve enflasyonist baskının hafifletilmesinde rol oynamaktadır. 2012’de ekonomik büyümenin baş aşağı gitmesine koşut olarak ithalatta bir yavaşlamanın olduğunu ve cari açıkta bir önceki yıla göre beliren daralmanın modelde radikal bir değişikliğe yol açmadığını vurgulamak gerekiyor.

Uçaktaki milyarder yolcular ve milyarder adayları uçuştan doğal olarak mutludur. Uçağı uçuran görevliler çok başarılı olduklarını, döviz rezervlerinin arttığını her fırsatta ileri sürüyorlar. Ancak uçuş maliyetini gözden geçirelim.

TCMB verilerine göre Türkiye’nin uluslararası yatırım pozisyonundaki açık 2002’de 85,5 milyar dolar iken, 2011 sonunda 320,5 milyar dolara, Kasım 2012’de ise 392,3 milyar dolara ulaşmıştır. Bunun anlamı yükümlülüklerin varlıkların çok üstünde olmasıdır. Sıcak para grubunda yer alan portföy yatırım stoku 2002’de 23,9 milyar dolar iken, 2011’de 109,4 milyar dolara, 2012 yılı Kasım ayında 168,8 milyar dolara eşitlenmiştir. Bankaların aldığı dış kredide stok 2002’de 6,7 milyar dolarken, 2001’de 58,5 milyar dolara, Kasım 2012’de 62 milyar dolara tırmanmıştır. Üretici (reel) sektörün dış borç stoku da 2011’de 90,5 milyar dolara, Kasım 2012’de ise 95,3 milyar dolara ulaşmıştır. Devletin borç senetleri stoku aynı tarihlerde sırasıyla 20,4, 70,2 ve 103,7 milyar dolardır.

Rakamsal veriler açık seçik ekonominin dışarıdan gelen parayla ayakta durduğunu, borç içinde yüzen bir ekonomik yapı oluşturulduğunu işaret ediyor. Üstelik borç para genel olarak üretken yatırımlara dönüşmüyor. Alınan borçlar ile rezervler artırılıyor.

Ödünç alınan yakıtla uçak nereye kadar uçabilir? Üstelik uçuştan “business” sınıfındakiler yararlanıyorsa!

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları