Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

‘TL aslanlar gibi korunurken’ neler oluyor?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 01:01 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 01:01

Başlıkta, tırnak işareti içinde yer alan ifade, TCMB başkanına ait. ABD dolarının TL karşısında ani yükselişi karşısında yatırımcılara güvence verilmek istenirken kantarın topuzu kaçmış gözüküyor.

Kendisine kulak verelim: “Döviz kurlarında öyle bir müdahale stratejimiz var ki, herkes şaşırıp kalacak. Döviz kurlarıyla ilgili TL’ye değer kazandırıcı sürpriz manevralarla… Savunmaya çalışmayacağız, hücuma geçiyoruz. TL’nin değerini tek silahla (döviz müdahale silahı) aslanlar gibi koruyacağız. Faiz silahını hiç kullanmayacağız. Maradona’nın bir golü vardı. Dümdüz gitti gol attı. Dümdüz gittiği için şaşırttı. Dolayısıyla bu tür sürprizlerle döviz piyasasında rezervlerimizi o kadar etkili kullanırız ki herkes hayret eder.”

Kendi adıma konuşursam, evet ben hayret ettim! Kullanacağını açıkladığı, üniversite ders kitaplarında yazılı, iyi bilinen yönteme değil de biçeme ve söyleme!

Özde, sıkıntı uygulanan modelle ilgili. Defalarca genel hatlarıyla ve en ince ayrıntılarına kadar öncelikle sosyalist ve sol düşünceyi savunan iktisatçılar tarafından yazılan, açıklanan ve eleştirilen, çok sonra “kral’ın çıplak” olduğu keşfedilince, liberal iktisatçıların bir bölümü tarafından da nihayet eleştirilmeye başlanan model hastalıklı. Bu sütunlarda birçok kez özellikleri gündeme getirilen, ağırlıklı olarak spekülatif sermaye girişine ve borçla desteklenen tüketime dayalı bu rant ve vurgun ekonomisinin hastalıklı olduğunu yalnızca anımsatmak istiyorum.

Aşırı değerli TL’de ve giderek artan çapta ve yoğunlukta üretken olmayan sektörlerde yatırımda, özelleştirmeye ve kamu mülkiyetinde olan taşınmaz varlıkların elden çıkarılmasında can suyu arayan, belirli kesimlere sürekli rant pompalayan projelere dayalı bu sistemin tıkanmaması olanaksızdır. Uluslararası konjonktürde tersine dönüş, bu tür özelliklere sahip ekonomileri sarsmakta ve çökertmektedir.

Nitekim “TL aslanlar gibi korunurken” ekonomideki koşullar giderek ve hızla aleyhe dönmektedir. Yaz dönemine ilişkin yeni veriler geldikçe ekonomideki sonbahar, bunun ötesinde sert kış koşullarının belirginleşmeye başladığını görüyoruz. Son olarak Temmuz ayına ilişkin dış ticaret verileri yayımlandı. Kısaca göz atalım: 2012’nin Temmuz ayına göre ihracattaki yüzde 2,3’lük hafif kıpırdanmaya karşın ithalat yüzde 10’luk bir sıçrama kaydetmiş bulunuyor. İhracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 61,6’dan yüzde 57’2’ye gerilerken, dış ticaret açığının yüzde 22,5 artarak 8 milyar dolardan 9,8 milyar dolara tırmandığı görülüyor. 2013’ün ilk yedi ayına ilişkin birikimli dış ticaret verileri de aynı doğrultudaki gelişmeyi işaret ediyor: İhracatın ithalatı karşılama oranı düşerken, bir yıl önce 51,1 milyar dolar olan dış ticaret açığı 60,5 milyar dolara yaklaşıyor.

Dış ticaret açığı, cari işlemler dengesine mutlaka yansıyacaktır. Üstelik borç faizi ödemeleri nedeniyle de cari açığın öngörülenin ötesine geçmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Dış ticaret açığındaki hızlı tırmanışı gösteren veriler, döviz kurlarındaki ani sıçramadan önceki döneme ilişkindir. Ancak ABD dolarının 1,90 liranın üzerine çıkışı ve TCMB Başkanı’nın yılın sonunda 1,92 liraya geri dönüşün sağlanacağına ilişkin açıklaması, yeni koşulları bir ölçüde yansıtmaktadır.

2013-2015 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program’da (OVP), ABD dolarının 2013 için ortalama değeri 1,83 olarak hesaplanmıştır. 2014 ve 2015 için kur sırasıyla 1,89 ve 1,93 olarak öngörülmüştür. OVP’de GSYH artışı 2013 için yüzde 5 enflasyon oranı (TÜFE-Tüketici Fiyat Endeksi) yüzde 5,3 (TCMB: yüzde 5) olarak hedeflenmiştir.

Basit bir gözlem yapalım: 2013 yılının ilk çeyreğinde GSYH yüzde 3 artmıştır. Ekonomideki tıkanıklık özellikle yılın ikinci yarısında büyümenin hız keseceğini, son çeyrekte ise küçüleceğini işaret etmektedir. Kısacası yüzde 5’lik büyüme hedefinin yakalanması olanaksızdır. Diğer bir nokta ise ABD dolarının değer kazanmasının, yaratacağı dengesizlikler bir yana, hükümeti siyasi söylem olarak mahcup edeceğinin kesin oluşudur! Niye mi? Çünkü aslında ABD dolarıyla GSYH artışını ölçme merakı ve ihtirası, bu defa bunu yapanları fena halde yaya bırakacaktır. Ekonomi doğru düzgün büyümezken, bir de TL’nin dolar karşısında hızla değer yitirmesi, siyasi söylemi ters yüz edecektir! Altı çizilmesi gerekli bir husus da enflasyon öngörüsündeki ciddi yanılgılardır. Temmuz sonunda yüzde 8,88’e ulaşan TÜFE’nin kurdaki sıçramanın da etkisiyle hedefin ötesine geçmesi kaçınılmaz gözükmektedir.

Makro ekonomik hedeflerin tutturulamayacağı ortadadır. Kısacası ekonomide sonbaharın ötesinde kış gözüküyor. Bu koşullarda Suriye’ye yapılması planlanan, hatta tarihi bile yaklaşık olarak açıklanan(!) askeri müdahaleyi başından beri “aslanlar”(!) gibi en ön sırada, gözü kara biçimde savunan, hatta bu uğurda “değerli yalnızlık”ı(!) keşfedenler, ülkemizde giderek ağırlaşan siyasi ve ekonomik koşulların ötelenmesinde, müdahaleyi çare olarak mı görüyor? Ne dersiniz?

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları