Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Taşıma su öyküsü

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:53 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:53

Sinan Sönmez'in “Taşıma su öyküsü” başlıklı yazısı 23 Mart 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Taşıma su ile değirmen nereye kadar döner? İşte bu sorunun yanıtı Türkiye ekonomisinin mevcut durumunu yansıtmaktadır. Yanıtın ne olabileceğini tahmin etmek zor değil. Finans sermayesinin küresel örgütü ve sözcüsü Uluslararası Finans Enstitüsü’nün (Institute of International Finance-IIF), gönülsüz olsa da, canım bankacılık sektörü güçlü gözüküyor dese de, bin bir dereden su getirse de, Türkiye’deki riskleri sayıp dökmesi de görmezlikten gelinecek gibi değil!
IIF’in 7 Mart tarihli Türkiye’ye ilişkin araştırma notunda ekonomideki mevcut ve potansiyel kırılganlıklar belirtilmektedir. Nitekim raporun başlığı “Türkiye: cari işlemler açığı daralıyor, riskler devam ediyor” biçiminde atılmıştır.

IIF’in işlevi ve üstlendiği görev bellidir: bankaları, menkul kıymet kağıtlarını pazarlayan şirketleri ve bu kağıtların alıcılarını, sigorta şirketlerini bilgilendirmek ve uyarmak bir başka deyişle yatırım yapın veya yapmayın veya ihtiyatlı olun demek! IIF’nin ülke ekonomileriyle olan ilgisi finans sermayesinin çıkarını korumakla sınırlıdır. Ekonomik büyümenin ve “serbest” olan ekonomi çarklarının dışarıdan gelen paraya bağımlı olması nedeniyle IIF’nin değerlendirmesi belirli ölçüde önem kazanmaktadır. Bu bağımlılığı sürdürerek 2023 yılı için belirlenen büyük ve müreffeh Türkiye hayali kartondan şato inşa etmenin ötesinde bir anlam taşımıyor. Modeli ve politikaları eleştiren iktisatçılar bir yana, acaba küresel finans sermayesi bu konuda ne diyor?

IIF raporunda cari işlemler açığının 2012’de hızla daraldığı ancak 2014’te açığın genişleme riskinin olduğu ve dış borçlanma ihtiyacının artacağı vurgusu yapılmaktadır. Diğer bir nokta ise kısa vadeli sermaye girişine olan sıkı sıkıya bağımlılığın süreceğidir. Bu koşullarda TL’nin ani değer kaybına uğraması sonucunda reel sektördeki şirket bilançolarının son derece olumsuz etkileneceği belirtilmektedir. Son olarak mevcut durumda risklerin endişe verici olmadığı ancak gelişmiş ülkelerde aşırı gevşek para politikalarının terk edimesiyle birlikte Türkiye ekonomisindeki risklerin aniden artacağı vurgulanmaktadır. Belirtilen özellikler ve kırılganlıkların eksiği vardır ama fazlası yoktur. Raporda yer verilen noktalara kısaca değinelim. Cari işlemler açığı ekonomik büyümedeki dramatik düşmeye (2011: yüzde 8,5 2012: yüzde 2,6- ilk dokuz ay sonucu) koşut bir gelişme göstererek 77 milyar dolardan 49 milyar dolara gerilemiştir. IFF açığın 2013’te 61 milyar dolara, 2014’te ise 78 milyar dolara çıkacağı öngörüsünde bulunmaktadır. Türkiye’de cari açığın giderek riskli kaynaklardan finanse edildiği belirtilmektedir. Şöyle ki, 2012’de açığının yüzde 92’si portföy yatırımlar ve kısa vadeli dış borçlar ile finanse edilmiştir. 2011’de zaten GSYH’nin (gayrisafi yurtiçi hasıla) yüzde 2,2’si düzeyinde gerçekleşen doğrudan yatırımlar, 2012’de yüzde 1,6’ya gerilemiştir. Belirtmekte fayda var portföy yatırımlar kısa vadeli sıcak para girişiyle özdeşleşmektedir. Bu paranın ekonomide kalış süresi kısadır, yüksek getiri sağlamak amacıyla finansal açıdan yüksek kazanç sağlayan alanlara yönelir, girişi gibi çıkışı da hızlıdır. Gerek portföy yatırımlar, gerekse kısa vadeli dış borçlanma küresel piyasalardaki havaya göre yönünü bulmaktadır. Cari açık 2012’de, bir önceki yıla göre daralmasına karşın, kısa vadeli dış borçlanmanın başvurulan dönemde GSYH’nin yüzde 3,2’sinden, yüzde 4,6’sına yükselmesi söz konusudur. 2012’de toplam dış borcun yüzde 27’sine eşitlenen kısa vadeli borcun, 2013 ve 2014’te bu oranları koruyacağı, ancak 2012’de 102 milyar dolar olan yükümlülüğün 2014’te 132 milyar doları aşacağı belirtilmektedir. (2012’de 376 milyar dolara ulaşan toplam dış borcun, 2014’te 492 milyar doları aşacağı da öngörülmektedir). Rapor 2014’te doğrudan yatırımların GSYH’nin yüzde 2’si ile sınırlı kalacağını, yabancı portföy yatırımlarının muhtemelen zayıflayacağını, çünkü geçen yıl Halkbank hisselerinin halka arzının ardından bu boyutta bir ihracın ufukta görülmediğini ancak DİBS (devlet iç borçlanma senetleri) ihracının en önemli finansman kaynağı olacağını, çünkü gerek gelişmiş gerekse “yükselen ekonomiler”de benzer getiri sağlayan borç kağıdı olmadığını belirtmektedir. Kısaca Türkiye’de kamu borçlanması diğer ülkelere göre daha fazla rant sağlamaktadır.

IIF kısaca “ayağını denk al”, “dışarıdan para akışına fazla güvenme”, “gelişmiş ülkelerde (ABD, AB) uygulanan gevşek para politikasındaki bir değişiklik seni açmaza sürükler”, “ekonomin risk biriktiriyor”, “taşıma suyla değirmen dönmez” diyor! Uyarı soldan gelmeyince dikkate alınır mı?

Sevgili kardeşim Ata Soyer’i toprağa verdik. Ata’yı, birkaç satıra sığdırmak ne mümkün! Ben de iyi ki seni tanıdım Ata. Bu yazıyı okusaydın eminim “abi birileriyle dalga geçmişsin” derdin gülümseyerek. Değerli ailesine, dostlarına, yoldaşlara, öğrencilerine, toplumcu hekimlere başsağlığı diliyorum.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları