Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...
Sinan Sönmez

Sinan Sönmez

Tam yol nereye?

Yayın Tarihi: 08.05.2021 , 00:55 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:55

Sinan Sönmez'in “Tam yol nereye?” başlıklı yazısı 27 Nisan 2013 Cumartesi tarihli soL Gazetesi'nde yayımlanmıştır.

Ulus ötesi ve yerel aktörlerin çizmeye çalıştığı rotaya karşın, “Kürt Sorununa Çözüm” arayışı, yeni anayasa ve başkanlık sistemi tartışmalarından süzülen gerçek, Türkiye’nin idari ve siyasi yapısının geleceğine ilişkin belirsizliğin sürmesidir. Böylesine çok boyutlu ve sancılı sorunlar yumağının kısa vadede çözümü güç gözükmektedir. Her durumda ulaşılacak “çözüm”ün de toplumsal mutabakatı sağlamaktan çok yeni tartışmalara ve uyuşmazlıklara yol açacağı bellidir.

Siyasi ortamda karmaşa ve çekişme sürerken ekonomik-sosyal yaşamda önemli düzenlemeler yapılmakta, yenileri de hazırlanmaktadır. Kuşkunuz olmasın, tüm düzenlemeler “yapısal reform” kılıfı altında gerçekleştirilmektedir. Bir türlü sonu gelmeyen “yapısal reformlar”, ekonomik ve toplumsal yaşamı sınır tanımaksızın piyasalaşmaya açarken, kazanılmış ekonomik ve sosyal hakların üzerinden silindir gibi geçmeye devam etmektedir.

“Barış süreci”nde emekçilerin, toplumsal olarak mağdur olan sosyal katmanların konumu gündeme getirilmemektedir. Çünkü bu sürece katılan tarafların böyle bir sorunsala sahip olmadığı gözlenmektedir. Mevcut piyasa düzeni çerçevesinin dışına çıkmayı düşünmemektedirler. Oysa tamamen esnekleştirilmeye çalışılan, hızla taşeronlaştırılan emek piyasasındaki düzenlemelere karşı çalışanların direnişi ve tepkileri sürmektedir.

Piyasalaşmanın demokratik ortam gerektirmediği mutlaka not edilmelidir. Kapitalizmin, bu bağlamda kârı en çoklaştırmayı hedefleyen sermaye birikiminin burjuva demokrasisini koruma gibi bir kaygısı ve hedefi bulunmamaktadır. Piyasa ekonomisi ile demokrasiyi özdeşleştiren ideolojik söylem artık basmakalıp bir yaklaşım olmaktan öteye geçememektedir. Tam tersine serbestlik, özelleştirme, deregülasyon (kuralsızlaştırma veya piyasanın kural koyması), emek piyasalarının esnekleştirilmesi ve kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi siyasi yönetimlerin otoriterleşmesine yol açmaktadır.

Küresel veya ulus ötesi sermayenin bu tür düzenlemelerden sağladığı büyük kazanç, ulus devletlerdeki hükümetler ile işbirliğinin kaçınılmazlığını ortaya koymaktadır. Küresel sermaye ile siyasi iktidar arasındaki işbirliği çerçevesinde merkezi yönetimin yetkilerinin bir bölümünü bölgesel veya yerel aktörlere ve ”sivil toplum kuruluşları”na devretmeleri demokrasinin gelişmesi olarak yorumlanamaz. Söz konusu yetki devri piyasa odaklı oyunun kurallarına aykırı gözükmemektedir.

Türkiye’deki uygulamaları ve hazırlıkları kısaca gözden geçirmek, büyük sermayenin ulaşmak istediği dikensiz gül bahçesini somut olarak gözler önüne sermektedir. Kuşkusuz büyük sermayenin ufkunu açan en önemli araç özelleştirme, imtiyaz anlaşmaları, serbestleşme ve kuralsızlaştırmadır. Ayrıca vergi sistemi ve politikasından, İş Yasası’na ve sendikal düzenlemelere kadar uzanan geniş bir yelpazede yer alan uygulamalar büyük sermaye gruplarının sağladığı getirileri somut olarak ortaya koymaktadır.

Özellikle özelleştirmelere ilişkin birkaç özlü saptama yapalım.

Hazırlanmış olan “Posta Hizmetleri Kanunu Tasarısı” ile PTT anonim şirket statüsüne geçirilmektedir. PTT çalışanlarının emekliye ayrılmasını adeta zorunlu hale getiren düzenleme, yeni statüde çalışacakların da iş güvencesini ortadan kaldırmaktadır. İşin garabeti posta tekeli yaratılarak özel hukuk tüzel kişisi adına yasal tekel oluşturulmasıdır. Mevcut anayasa ve hukuk sistemi ise yasayla özel hukuk gerçek ve tüzel kişileri lehine tekel oluşturulmasına izin vermemektedir.

Bu satırlar yazılırken, TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Türkiye Demiryolları Ulaşımının Serbestleştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı” ile demiryolu taşımacılığı ulus ötesi ve yerel büyük sermayeye açılmaktadır. TCDD’yi anonim şirkete dönüştüren yeni yasayla hizmetin özelleştirilmesi söz konusudur. Bu düzenleme ile esnek ve kuralsız çalışma düzeni getirilmektedir. Resmi yetkililerin özelleştirme yapılmadığına, yalnızca demiryollarının tam kapasite kullanımının sağlanacağı ve rekabetin artırılacağına ilişkin açıklaması ise gerçeğin acemice saklanmasından başka bir şey değildir. Serbestleştirme, özelleştirme ve kuralsızlaştırma “mahşerin üç atlısı” gibi birbirinden ayrıştırılamayan kavram ve uygulamalardır! Dünya ve Türkiye pratiği de zaten bunu açık seçik sergilemektedir.

2 Nisan 2013 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Kıyı Yönetmeliğinde Değişiklik” yönetmeliği ile giderek AVM’leşen ekonomiye önemli bir katkı da kıyı şeridinin imara açılması ve yapılaşmaya yeşil ışık yakılmasıyla sağlanmaktadır. Kıyıların kamu yararına ve topluma açık kullanımı ilkesinin yerle bir edilerek “sahil şeridinin özelleştirilmesi” böylelikle gerçekleşecektir.

Yukarıda yalnızca birkaç düzenlemeye değinebildik. Belirtilen yasa, yasa tasarısı ve yönetmeliğin her biri, kapsam ve doğuracağı sonuçlar yönünden derinlemesine analiz edilecek kadar önemlidir.

Sinan Sönmez 'ın Son Yazıları